Block title
Block content

"Mânevî tevatür de iki kısımdır. Biri sükûtîdir. Yani, sükût ile kabul gösterilmiş. Meselâ, bir cemaat içinde bir adam, o cemaatin nazarı altında bir hadiseyi haber verse, cemaat onu tekzip etmezse, sükûtla mukabele etse, kabul,.." İzah eder misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Takriri Sünnet: Hz. Peygamber (asm)'in görüp işittiği bir işe karşı çıkmaması ve onu kabul etmesidir. Çünkü Allah'ın Rasûlü bir işin yapıldığını gördüğü veya işittiği halde onu reddetmemiş ve susmuşsa, bu durum O'nun bu işi tasvip ve kabul ettiği anlamına gelir.

Meselâ;

Bir gün Hz. Peygamber (asm), kabir başında ağlayan bir kadına rastlar. Ona;

"Allah'tan kork ve sabret!.." der. Kadın Rasûlüllah'ı (asm) tanımadan;

"Benim başıma gelen, senin başına gelmediği için beni anlayamazsın." diye cevap verir.

Daha sonra O'nun Allah elçisi olduğunu öğrenince de, evine giderek özür diler. Bunun üzerine Hz. Peygamber (asm) şöyle buyurur:

"Asıl sabır, olayla ilk karşılaşmada gösterilen sabırdır." (Buhârî, Cenâiz, 32)

Burada Allah'ın Rasûlü'nün kadının kabir ziyaretine ses çıkarmadığı görülmektedir. Bu, erkekler gibi kadınlar için de kabir ziyaretinin caiz olduğunu gösteren bir takrirdir.

Yine Amr b. el-Âs (r.a), Zâtü's-Selâsil gazvesi sırasında, çok soğuk bir gecede ihtilam olmuş, su ile yıkanırsa canının tehlikeye düşeceğini anlayınca da teyemmümle topluluğa sabah namazını kıldırdı. Gazve dönüşü durum Hz. Peygamber (asm)'e anlatılınca, Amr'a;

"Cünüp olduğun halde arkadaşlarına imam oldun öyle mi?" diye sordu. Amr;

"Kendinizi öldürmeyin. Şüphesiz Allah size karşı çok merhametlidir." (Nisâ, 4/29) âyetini hatırlayarak teyemmüm yaptığını ve namazı kıldırdığını bildirdi.

Bunun üzerine Hz. Peygamber (asm) tebessüm etmiş ve susmuştur.(1)

İşte bu tebessüm ve susma, su bulunsa bile çok soğuk havada teyemmümle namaz kılınabileceğini gösterir.

Bir kişi cemaatin bilgisi dahilinde olan bir hadiseyi, o cemaatin huzurunda başka birine, meydana gelen o olayı söylerse ve o cemaatte o kişiyi yalanlamazsa yani susarsa, o cemaatin, o kişiyi doğruladığı anlamı çıkar. Bunun misalleri pek çoktur.

Asr-ı Saadet'te sahabe efendilerimiz, yalana şiddetle karşı oldukları ve hayatları boyunca tek bir yalan ağızlarından sudur etmeyen o seçkin topluluğun huzurunda, bir şeyi söyleyip, onların da o kişileri yalanlamaması o olayın gerçekleştiğinin en büyük kanıtıdır.

(1) bk. Zekiyüddin Şa'ban, Usulül-Fıkh, Terc. İbrahim Kafi Dönmez, Ankara 1990, s. 66.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...