Block title
Block content

Maneviyattaki bozukluğu, kendimizi muhafaza etmek şartı ile düzeltmek için neler yapabiliriz? Tebliğ ve hizmette ölçü ne olmalıdır?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

İnsanların hidayete gelmesi, düzelip güzel amel işlemeleri, her tarafın güllük gülistanlık olması ve günahları men edecek otoritenin sağlanması vazifesi bizim değildir; Allah’ın vazifesidir. Bizim vazifemiz ise, önce kendi nefsimizi ıslah etmek, sonra da bir başkasının imanına ve hidayetine vesile olmaya çalışmaktır. Allah’ın vazifesi  yapmaya kalkmak, bizim için çok ağırdır. 0nun altına girmek ve kaldırmaya çalışmak, karıncanın tonlarca yükün altına girmesinden farksızdır.

Ama kendi vazifemiz, kaldıracağımız bir yüktür. Onunla meşgul olmak ve alemin ıslahı için de duaya devam etmek bizim yapmamız gereken vazifelerdir.

Bizim vazifemiz; gücümüz nispetinde iman ve Kur'an hizmetinde sebat ile devam etmektir. Etrafımızda iman hakikatlerine muhtaç gönüllere hakikatleri ulaştırmak, bu zamanda en büyük hizmet ve en büyük cihattır.

Üstat bu meseleyi şöyle izah ediyor:

"BİRİNCİSİ: Tarik-i hakta çalışan ve mücahede edenler, yalnız kendi vazifelerini düşünmek lâzım gelirken, Cenâb-ı Hakka ait vazifeyi düşünüp, harekâtını ona bina ederek hataya düşerler. Edebü'd-Din ve'd-Dünya risalesinde vardır ki: Bir zaman şeytan, Hazret-i İsâ Aleyhisselâma itiraz edip demiş ki: "Madem ecel ve herşey kader-i İlâhî iledir; sen kendini bu yüksek yerden at, bak nasıl öleceksin."

"Hazret-i İsâ Aleyhisselâm demiş ki:  اِنَّ ِللهِ اَنْ يَخْتَبِرَ عَبْدَهُ وَلَيْسَ لِلْعَبْدِ اَنْ يَخْتَبِرَ رَبَّهُ    Yani, 'Cenâb-ı Hak abdini tecrübe eder ve der ki: "Sen böyle yapsan sana böyle yaparım. Göreyim seni, yapabilir misin?" diye tecrübe eder. Fakat abdin hakkı yok ve haddi değil ki, Cenâb-ı Hakkı tecrübe etsin ve desin: "Ben böyle işlesem, Sen böyle işler misin?" diye tecrübevâri bir surette Cenâb-ı Hakk'ın rububiyetine karşı imtihan tarzı, sû-i edeptir, ubudiyete münâfidir.' Madem hakikat budur; insan kendi vazifesini yapıp Cenâb-ı Hakkın vazifesine karışmamalı. Meşhurdur ki, bir zaman İslâm kahramanlarından ve Cengiz'in ordusunu müteaddit defa mağlûp eden Celâleddin-i Harzemşah harbe giderken, vüzerâsı ve etbâı ona demişler:"

"Sen muzaffer olacaksın. Cenâb-ı Hak seni galip edecek." O demiş: "Ben Allah'ın emriyle, cihad yolunda hareket etmeye vazifedarım. Cenâb-ı Hakk'ın vazifesine karışmam. Muzaffer etmek veya mağlûp etmek Onun vazifesidir." İşte o zat bu sırr-ı teslimiyeti anlamasıyla, harika bir surette çok defa muzaffer olmuştur. Evet, insanın elindeki cüz-ü ihtiyarî ile işledikleri ef'allerinde, Cenâb-ı Hakka ait netâici düşünmemek gerektir. Meselâ, kardeşlerimizden bir kısım zatlar, halkların Risale-i Nur'a iltihakları şevklerini ziyadeleştiriyor, gayrete getiriyor. Dinlemedikleri vakit, zayıfların kuvve-i mâneviyeleri kırılıyor, şevkleri bir derece sönüyor."

"Halbuki, üstad-ı mutlak, muktedâ-yı küll, rehber-i ekmel olan Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm,   وَماَ عَلَى الرَّسُولِ اِلاَّ الْبَلاَغُ olan ferman-ı İlâhîyi kendine rehber-i mutlak ederek, insanların çekilmesiyle ve dinlememesiyle daha ziyade sa'y ve gayret ve ciddiyetle tebliğ etmiş."

"Çünkü اِنَّكَ لاَ تَهْدِى مَنْ اَحْبَبْتَ وَلٰكِنَّ اللهَ يَهْدِى مَنْ يَشَاۤءُ  ["Sen sevdiğin kimseyi hidayete erdiremezsin. Ancak Allah dilediğine hidayet verir." (Kasas, 28/56)] sırrıyla anlamış ki, insanlara dinlettirmek ve hidayet vermek, Cenâb-ı Hakkın vazifesidir; Cenâb-ı Hakkın vazifesine karışmazdı."

"Öyleyse, işte ey kardeşlerim! Siz de, size ait olmayan vazifeye harekâtınızı bina etmekle karışmayınız ve Hâlıkınıza karşı tecrübe vaziyetini almayınız."(1)

(1) bk. Lem'alar, On Yedinci Lem'a.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...