Block title
Block content

"Mantıkça mukarrerdir ki, zihin, melzumdan tebeî olarak lâzıma intikal eder ve lâzımın lâzımına tabiî olarak etmez. Etse de, ikinci bir teveccüh ve kasıtla eder. Bu ise gayr-ı tabiîdir." Cümlesini nasıl anlamalıyız?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Cumhûru, burhandan ziyade, mehazdeki kudsiyet imtisale sevk eder. Müçtehidînin kitapları vesile gibi, cam gibi Kur'ân'ı göstermeli; yoksa vekil, gölge olmamalı.

Mantıkça mukarrerdir ki, zihin, melzumdan tebeî olarak lâzıma intikal eder ve lâzımın lâzımına tabiî olarak etmez. Etse de, ikinci bir teveccüh ve kasıtla eder. Bu ise gayr-ı tabiîdir.

Meselâ, hükmün me'hazı olan şeriat kitapları melzum gibidir. Delili olan Kur'ân ise, lâzımdır. Muharrik-i vicdan olan kudsiyet, lâzımın lâzımıdır. Cumhurun nazarı kitaplara temerküz ettiğinden, yalnız hayal meyal lâzımı tahattur eder. Lâzımın lâzımını nâdiren tasavvur eder. Bu cihetle, vicdan lâkaytlığa alışır, cumudet peyda eder.
Sünuhat

Melzum: Mevcud bir şeyle birbirinden ayrılmayan. Mevcud bir şeyle beraber bulunması lâzım gelen şey demektir. Ruh ile ceset, fıkıh kitapları ile Kur’an gibi. Ruh ve Kur’an lazım, ceset ve fıkıh kitapları ise bu lazımdan beslenen melzumlardır.

Lazım: Melzumun esası ve temelidir. Melzum lazım ile kaimdir ve onun ile anlam kazanır.

Lazımın Lazımı ise; kalp ve gönül dünyasındaki etki ve tesirin adıdır.

Özet olarak; Kur’an Lazım, Kur’dan hasıl olan fıkıh kitapları melzum, bu melzumun yani kitapların gönül ve kalplere tesiri ise lazımın lazımıdır.

İnsan zihni melzuma bağlı olarak lazıma intikal eder. Yani cesetten ruha, fıkıh kitaplarından Kur’an’a doğru intikal eder. Halbuki durum tersine olmak gerekiyor. Yani İmam Azam’ın fetvası hakkında Kur’an ne diyor değil de, Kur’an’ın bu hükmünü İmam Azam nasıl anlamış demelidir. İmam Azam Kur’an’a şahit değil, Kur’an İmam Azama şahit olmalıdır. O zaman hükmün tesiri daha kuvvetli ve daha etkileyici olur. Zira kaynağın kutsi olması, hüküm kadar kalplerde tesir bırakır. Kur’an Allah kelamı olduğu için, muhataba hükmü kadar bu vasfı ile de tesir eder.

İnsanların nazarı fıkıh kitaplarına odaklandığı için, fıkıh kitaplarının lazımı ve esası olan Kur’an’ın kudsiyetinden tam istifade edemiyorlar. Nazarlar bu kitaplara gömülüyor. Kur’an’ın o eşsiz tesir ve etkisi, kalp ve gönül dünyalarında tezahür etmediği için, kalp ve gönüllerde bir katılık ve pas oluşuyor. Bu sebeple kitaplar Kur’an’a şeffaf bir ayna olmalı vekil ve perde olmamalıdırlar.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş

Yorumlar

nurrumuz
''Yani İmam Azam’ın fetvası hakkında Kur’an ne diyor değil de, Kur’an’ın bu hükmünü İmam Azam nasıl anlamış demelidir.'' demişsiniz. ancak "...kütüb-ü şeriatı şeffaf birer tefsir suretine çevirip, içinde Kur'anı göstermektir. Selef-i müçtehidînin kitabları gibi; "Muvatta", "Fıkh-ı Ekber" gibi. Meselâ: Bir adam İbn-i Hacer'e nazar ettiği vakit, Kur'anı anlamak ve Kur'anın ne dediğini öğrenmek maksadıyla nazar etmeli. Yoksa İbn-i Hacer'in ne dediğini anlamak maksadıyla değil. Bu ikinci tarîk de zamana muhtaçtır...." ifadesi ile çelişmiyor mu? ...selametle...
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)
Her iki cümle de Kur'an'ın asıl, içtihadın tebei olduğuna bakıyor. İki cümlenin maksatları aynı üslupları farklıdır. Birinci cümle de İmamın ayete tabi olması manası ifade edilirken ikinci cümlede imam ayete iyi bir ayna olabilmiş mi manası nazara veriliyor.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...