Block title
Block content

Mehdi şahıs mı, yoksa şahs-ı manevi mi? Niye bazı yerlerde Üstad mehdiliği kendine almayıp da Risale-i Nur'a veriyor? Ayrıca Üstad bir yerde, Hz. Mehdi'nin pişdarı ve müjdecisi olduğunu söylüyor; bu ne demektir?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Mehdi ile ilgili bazı noktalar iyi bilinirse, bu konuda gelen rivayetler ve yapılan yorumlar daha iyi anlaşılır diye düşünüyoruz. Şöyle ki:

- Mehdi meselesi akideye dahil değildir. Yani, bazı ehl-i iman mehdiyi inkâr etse dinden çıkmış olmaz, onun feyzinden mahrum kalır, hizmetinden istifade edememiş olur.

- Mehdiyi şahıs olarak belirlemek zordur. Hemen her hizip, kendi üstad'ını veya şeyhini mehdi görme temayülündedir.

- Mehdi olmak ayrı, kendini mehdi zannetmek ayrıdır. Nitekim zaman zaman bazı meczuplar çıkmakta ve kendilerini mehdi veya İsa olarak takdim etmektedirler. Hâlbuki, mehdi kendisinin mehdiliğine değil, İslam'a davet eder. Bir peygamber, "Ben Allah'ın elçisiyim, bana tabi olun." der; ama mehdi, "Ben mehdiyim, bana uyun, yoksa küfre düşersiniz." diyemez.

- Her asır, ehl-i imanı ümitsizlikten kurtaracak bir mehdi manasına muhtaçtır. Yani, mehdi manasından her asrın bir çeşit hissesi vardır.

- Bediüzzaman Said Nursi, mehdi konusunda çok kıymetli bilgiler verir. Bunların en mühimlerinden biri şudur:

"Bu zaman şahıs zamanı değildir. Eski zamanda bazı harika şahıslar çıkmışlar, kıymettar hizmetlere vesile olmuşlar. Ama bu zamanda küfür şahs-ı manevi olarak hücum etmektedir. Bu hücuma karşı en büyük ferdi mukavemet başarısız kalmaya mahkumdur. Onun için bu külli hücuma mukabil bir şahs-ı manevi çıkarmak gerekir."

- Bediüzzaman, mehdiyetin üç merhalesinden söz eder:

1. İman.
2. Hayat.
3. Şeriat.

Risale-i Nur, temelde iman hizmeti görmekle beraber, diğer iki merhalenin de öncülüğünü yaptığını söyleyebiliriz. Hz. Peygamber (asm) İslam davasının temelinde yer almış, sonraki İslami hizmetlerin de temelini atmıştır. Benzeri bir durumun mehdiyyette olmasına bir engel söz konusu değildir. Yani, iman hizmeti diğer iki hizmet alanını etkileyecektir. Bununla beraber, hayatın geniş dairelerinde hizmet edilirken sıra dışı bazı harika fertlerin eliyle bu hizmetlerin ifa edilmesi medar-ı bahs olabilir. "Melikin atıyyelerini ancak matıyyeleri taşır." Bu kutsi hizmetlerin icrasında elbette bir kısım maneviyat erleri istihdam edilecektir. "Her ormanın kendine göre arslanları olduğu gibi, her meydanın da ona münasip erleri vardır."

- "Mehdi kimdir? Ne zaman gelecektir?" gibi sorular, bazan insanı asıl vazifelerinden alıkoyabilmektedir. Bunun yerine doğrudan aktif hizmetle meşguliyet tercih edilmelidir. Hele hele mehdiyyet konusunu tartışma alanına sokmaktan kaçınılmalıdır.

Nakledildiğine göre, Said Nursi sürgünde iken saf gönüllü bir zat, "Efendim, üzülmeyin. Mehdi gelecek, her şeyi düzeltecek." der. Said Nursi, şu anlamlı mukabelede bulunur:

"Mehdi geldiğinde, seni vazife başında bulsun!"

(Doç. Dr. Şadi Eren)

Mehdinin pişdarı ve müjdecisi ifadesine gelince; bu ifade talebelerinden birinin kendisine göndermiş olduğu bir mektupta geçmektedir:

"Ey küre-i arzda bulunan gençler, hocalar ve halifeler! Bin senedir insanların aradığı Mehdî Hazretlerinin pişdârı ve müjdecisi, Üstadımın neşrettiği Risale-i Nur'dur."(1)

Bediüzzaman Hazretleri, gerek "Eski Said" gerekse de "Yeni Said" döneminde yapmış olduğu faaliyetlerle Risalei Nurların hayata geçirilmesine zemin hazırlamış ve Hicri 1300'den sonrada nur hizmetine temessük eden gençlerin, hizmet erlerinin, bu hizmeti devam ettireceklerini aşağıdaki ifadeleriyle de ifade etmişlerdir.

"Ey üç yüz seneden sonraki yüksek asrın arkasında gizlenmiş ve sakitane Nurun sözünü dinleyen ve bir nazar-ı hafî-i gaybî ile bizi temaşa eden Said'ler, Hamza'lar, Ömer'ler, Osman'lar, Tahir'ler, Yûsuf'lar, Ahmed'ler, vesaireler!.. Sizlere hitap ediyorum. Başlarınızı kaldırınız, "Sadakte" deyiniz. Ve böyle demek sizlere borç olsun. Şu muasırlarım, varsın beni dinlemesinler. Tarih denilen mazi derelerinden sizin yüksek istikbalinize uzanan telsiz telgrafla sizin ile konuşuyorum. Ne yapayım, acele ettim, kışta geldim; sizler cennetasa bir baharda geleceksiniz. Şimdi ekilen nur tohumları, zemininizde çiçek açacaktır." (2)

Dipnotlar:

(1) bk. Barla Lahikası, (132. Mektup).
(2) bk. Tarihçe-i Hayat, İlk Hayatı.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş

Yorumlar

prens
yine meseleyi muğlak bıraktınız. mehdinin piştarı ne demek,risalei nura mehdiliği vermek ne demektir kısımlarına cavap yazmadınız?
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (burhan)

Mehdinin pişdarı demek, Üstad hazretlerinin; "Çiçekler baharda gelir. bizler öyle kudsi çiçeklere zemin hazırlıyoruz." ifadesinin aynı manasını taşıyor. Yani Risale-i Nur'lar Hz. Mehdi'nin hizmetine zemin hazırlayan muhteşem bir eser ve çalışma sitilidir.
Ayrıca yukarıda da belirtildiği gibi;
Bediüzzaman Said Nursi, Mehdiyetin üç merhalesinden söz eder:
1- İman.
2- Hayat.
3- Şeriat.
Risale-i Nur, temelde iman hizmeti görmekle beraber, diğer iki merhalenin de öncülüğünü yaptığını söyleyebiliriz.
Avam nazarında Hz. Mehdi olarak bilinecek veya beklenilen zat, Şeriat döneminde ortaya çıkacak olan kişi olduğu için Risale-i Nur'lar da geniş dairede hizmet ifa edecek o kutlu zatlara bir zemin hazırlayıcı konumundadır.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
şefkat

BENİM ANLAMADIĞIM BİR KONU:MEHDİ MADEM BİR ŞAHIS OLARAK İMAN KONUSUNDA HİZMET ETMİŞTİR,DİĞER İKİ GÖREVİ YAPACAK OLAN VEYA OLANLAR ŞAHS-I MANEVİ Mİ?

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (editor)

Mehdi bir şahıs olarak iman dairesinde hizmet etmemiştir. Bir şahs-ı manevi olarak hizmet etmiştir. Tek başına hizmet etti demek, talebelerinin hizmetini görmezden gelmek demektir. Manevi bir ekibin temsilcisi denebilir.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
şefkat
fakat ahirzamanda gelecek MEHDİ'NİN ŞEMAİLİ BELİRTİLİRKEN;O'NUN SAKALLI OLACAĞI SIRTINDA MEHDİLİK MÜHRÜ BULUNACAĞI, DÜNYAYA HÜKMEDECEĞİ,MALI DAĞITIRKEN ÇOKLUĞUNA BAKMAYACAĞI HADİS-İ ŞERİFLERDE İFADE EDİLİYOR...!!!
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (editor)

Ahir zaman,  mehdi ve deccal hakkında gelen hadislerin ekseriyeti müteşabihtir tevil, tefsir ve tabir ister. Aynı ve zahiri üzerine anlamak çok çelişkileride beraberinde getirir. Mesela mehdinin sakalsız olacağına imada bulunan hadislerde vardır. Bir de her asırda mehdi gibi iş görmüş ve görecek parlak zatlara da hadislerde bir takım işaretler konulmuş. Üstat büyük mehdi ile mehdi hükmünde parlak makam sahibi zatların vasıflarına dair rivayetler bir biri ile karıştırılmış diyor. Bu yüzden hadislerin zahiri ifadelerine ve kime söylenmiş olduğuna dair tahkik ve tabir lazımdır. Üstat bu çeşit bir kısım hadisleri beşinci Şua'da tevil ve tabir etmiştir ordaki ölçüler ile hadisleri anlamaya çalışırsak daha isabetli ve gerçekçi bir anlayış elde etmiş oluruz.
Yoksa hadislerin zahiri ve kime söylenmiş olduğunu tespit etmeden anlamaya kalkarsak, ortaya mitolojik ve ütobik bir mehdi anlayışı çıkar ve yanılırız. Hadis usulune vakıf olmadan hadislerin hakiki manasını anlamak imkansızdır. Onun için hadisler hakkında uzman kişilerin yorum ve fikrine itibar etmek gereklidir. Kendi kısır ve ilimsiz nazarımızla bakmaya kalkarsak, çok hatalara düşeriz dikkat etmek lazımdır.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Ziyaretçi (doğrulanmadı)
Japon başkumandanı bile 5. Şuayı kemaliyle anlamışken, bizlerde kafalar neden karışık ki..
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
feyyaz
aslında bunun burda söylenmesi doğrumu yanlışmı ayırt edemedim ama söyliyeyim: Ben bir nur talebesiyim abim ise süleyman hilmi tunahan ın talebesi. o süleyman hilmi tunahanın mehdi olduğğunu söylüyor hatta sırtında mehdilik mührü dahi var olduğunu tunahanın torunu ifade ediyor. bunlar çok kafamı karıştırıyo. biraz bu konu üzerinde dururmusunuz ALLAH RAZI OLSUN
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
ibadullah
maşallah o zatı mübarek vazifesini yapmaya çalışmış lakin kardeşim herkes kendi amelinden hesaba çekilecek bırakın kim mehdi kim deccal ı'da vazife i asliyyene bak bu merakını hakaikı imaniyeyi okuyup anlamaya ve yaşamaya harca.. aeo .
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
mavininhuznuu
Her Bir hadisin değişik mahiyetleri olması aslında her bir asırda gelecek birer mehdiler hükmüde kişilerin olmasından o asrı fitneden kuratacak kişilerin zatına işaret edilmesidir aslında birbiri arasında celişki degil sadece ayrı ayrı zamanları vede mehdilerii kast edilmesidir Her asrı mehdisiz bırakmamak vede insanların tevecühlerini dagıtmamak için
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
şefkat
Yorum Benim kanaatimce burada üstadımız, "o adam, adam değil, Risale-i Nur'dur" demekle, bu asrın ilacının Risale-i Nur olduğunu ve beklenilenin de Hz. Mehdi değil de Hz. Mehdi'nin bile yaralarına ilaç olan Risale-i Nur olması gerektiğine vurgu yapmak istemiştir. Risalelerden anladığım kadarıyla Risale-i Nur'un makamı Hz. Mehdi'den daha yüksektir, çünkü üstadımız Risale-i Nur'dan bahsederken ona 5. Halife nazarıyla bakabilirsiniz diyor. Yani Hz. Hasan'ın (r.a) makamı Hz. Mehdi'den ne kadar yüksekse, Risale-i Nur'da o derecede üstadımızdan yüksektir.(Risalede belirtilmiş olduğu gibi sahabe efendilerimizden sonra en yüksek makam Hz. Mehdi'ye aittir.) Zaten Kur'an'ın mucize-i maneviyesi olan Risale-i Nur baştada söylemiş olduğum gibi Hz.Mehdi'nin bile yaralarına ilaç olmuştur, ve Hz. Mehdi'yi kendine tabi olanlar içerisinde en yüksek makama Allah'ın izni ile çıkarmıştır. Tahminimce Risale-i Nurlar'da geçen o gelecek zat diye üstadımızın bahsettiği kişi de yine kendisi olmaktadır. Çünkü Risale-i Nurlar İkinci Said döneminin meyvesidir, ve orada Kur'an'ın mucize-i maneviyesi olan Risale-i Nur'un tercümanlığını yapan İkinci Saiddir. Üçüncü Said döneminde ise üstadımız Risale-i Nur'un yazılmasıyla uğraşmamış bizzat Risale-i Nur'u kendine program yapıp Allah'ın izni ile hizmetin altyapısını hazırlamış ve kurmuştur. Tıpkı Risale-i Nur'da geçen o gelecek zat diye bahsettiği kişinin yapacaklarını Üçüncü Said döneminde bizzat kendisi yapmıştır. Özetle benim kanaatim şudur ki Üstad Mehdi-i Azam'dır. Üstadımızın ifadesiyle büyük bölümü ilhamla yazılan Risale-i Nur ise, bu asrın yaralarına en büyük ilaç , Velayet-i Kübra dediğimiz Kur'an'ın en büyük caddesini kendisine tabi olanlara açan öyle yüksek bir Kur'anı'ın tefsiridir ki bu asrın insanını dalalet çukurlarından çıkarıp Tabiin ve Tebei Tabiin ile neredeyse aynı makama çıkarıyor. Bu da Kur'anın manevi bir mucizesi olduğuna en büyük bir ispattır. ** Hicri 3. yüzyılda kapanan Sahabe, Tabiin ve Tebei Tabiin'in ilerlemiş olduğu velayetin en yükseği ve büyüğü olan Velayet-i Kübra, yaklaşık bin sene sonra Hicri 13. yüzyılda Kur'anın manevi mucizesi olan Risale-i Nur ile açılmış olup, "Hazret-i Hasan Radıyallahu Anhın kısacık halifelik müddetini(altı aylık) uzun bir zamana çeviren tam beşinci halife" ifadesiyle Risale-i Nur tarafından methedilmiştir.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
zazavaran12

Allah-u Teâlâ kıyametin kopmasına çok az bir zaman kala Hazret-i Mehdi&yi ümmet-i Muhammed&in başına gönderecek, bu zât-ı muhterem doğrudan doğruya Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimizin vekâletini taşıyacak, onun vazifesini yapacak, garip duruma düşen İslâmı gariplikten kurtarmaya çalışacak. Çünkü bunun için gönderilecek. Allah-u Teâlâ onu muzaffer edecektir. Hazret-i Mehdi adil bir idareci, dirayetli bir önder, şecâatli bir kumandandır. Benden sonra halifeler bulunacaktır. Halifelikten sonra emirler, emirlerden sonra krallar, krallardan sonra da zâlim idareciler olacaktır. Daha sonra ehl-i beytimden bir adam çıkacak, yeryüzü zulümle dolduğu gibi onu adaletle dolduracaktır (Câmius-Sağîr: 4768)Kıyametin kopmasına bir gün bile kalsa, Allah-u Teâlâ o günü uzatarak benim soyumdan bir kişi gönderecektir. Adı adımın, babasının adı babamın adının aynısı olacak, zulüm ve zorbalık altında inleyen yeryüzünü huzur ve adaletle dolduracaktır.(Ebu Dâvud, Tirmizi) Hazret-i Âişe -radiyallahu anhâ- Vâlidemizden rivayet edilmiştir: O adam benim soyumdandır ki benim vahy üzere mücadele verdiğim gibi, o da sünnetim üzere mücadele verir. (Ikdüd-Dürer) Hazret-i Ali -radiyallahu anh-, oğlu Hazret-i Hasan -radiyallahu anh-e baktı ve şöyle buyurdu: Bu oğlum, Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-in isimlendirdiği üzere Seyyiddir. Bunun sulbünden Peygamberinizin adını taşıyan birisi çıkacak. Ahlâkı yönüyle Peygamberinize benzeyecek, yaratılışı yönüyle ona benzemeyecek. (Ebu Dâvud: 4290) Hazret-i Ali -radiyallahu anh-, Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-e: Ya Resulellah! Mehdi bizden Âl-i Muhammedden mi, yoksa bizim gayrımızdan mı?diye sordu. Buyurdular ki: Hayır, bilakis bizdendir! Allah bu dini nasıl bizimle başlatmışsa onunla sona erdirecektir. Onlar bizimle nasıl şirkten kurtulmuşlarsa, onunla da fitneden kurtulacaklardır. Allah bizimle insanları nasıl şirk adavetinden kurtararak, onların kalplerine ülfet ve muhabbet yerleştirmiş ve din kardeşi yapmışsa, Mehdi ile fitne adavetinden kurtaracak ve kardeş yapacaktır.(Naîm bin Hammâd, Taberanî)  Ehl-i Beytten Oluşu: Mehdi, kızım Fatımanın çocuklarından ve benim Ehl-i beytimdendir. (Ebu Dâvud: 4284) Mehdinin çıkış yeri Medinedir, peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-in Ehl-i beytindendir. (İmam-ı Süyûtî) Müjdeler olsun yâ Fâtıma! Mehdi sendendir. (İmam-ı Süyûtî)  Vasıfları: Mehdi kırk yaşındadır. (İmam-ı Süyûtî) Mehdi bendendir. Alnı geniş, burnu ince uzun ve ortası biraz yüksekçedir. (Ebu Dâvud: 4285) Mehdinin kaşları ince, yüzü parlak ve gözlerinin siyahı büyük olacaktır. (İmam-ı Süyûtî)Mehdi neslimden bir şahıstır, yüzü parlak yıldız gibidir.(Câmius-Sağîr: 9245) Sağ yanağında siyah bir ben vardır. Üzerinde kutvanî bir aba bulunur. Tavırları İsrailoğullarının erkeklerine benzer.(İmam-ı Süyûtî) Dişleri aralıklı, alnı geniştir.(İmam-ı Süyûtî) Mehdi Hasanın soyundandır, bacakları aralıklıdır.(İmam-ı Süyûtî) Mehdi, gerges kuşunun kanadı ile titremesi gibi Allahtan çok korkan bir kimsedir. (İmam-ı Süyûtî) Rivayet edilmiştir: Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Mehdiyi anlatırken, dilinde pelteklik olacağını ve kelimeyi telâffuz etmek ona zor geldiğinde sağ elini sol uyluğuna vuracağını söyledi.(İmam-ı Süyûtî) Vehbi İlmi: O, kimsenin bilmediği gizli bir duruma kılavuzlandığı için kendisine &Mehdi& denilmiştir. (İmam-ı Süyûtî) Onun fıkıh bilgisi on âliminkine bedeldir.&(İmam-ı Süyûtî)  Sehaveti: Âhir zamanda bir halife gelecek, malı taksim edecek, saymayacaktır. (Müslim: 2914)Bir Gecede Olgunlaştırılacağı: Mehdi bizden, ehl-i beytimizdendir. Allah onu bir gecede ıslah eder.(İbn-i Mâce: 4085) Allah-u Teâlâ onu hıfz-u himayesine ve tasarruf-u ilâhîsine alacak, bir gecede olgunlaştıracaktır. O gece onu Nûru ile dolduracak, yani onu Nûru ve Kudsî ruhu ile destekleyecektir.  Cennetle Müjdelenmesi: Biz Abdülmuttalib oğullarıyız. Cennet ehlinin efendileriyiz: Ben, Hamza, Ali, Câfer, Hasan, Hüseyin ve Mehdi. (İbn-i Mâce: 4086)  İnsanlar Tarafından Çok Sevilmesi: Mehdi zuhur eder. Herkes sadece ondan konuşur. Onun sevgisini içer ve ondan başka bir şeyden bahsetmez. (İmam-ı Süyûtî)  Mücadeleci Oluşu: O vaadinden dönmez ve hesapları seri olarak görücüdür. (İmam-ı Süyûtî) Benim vahiy üzerine savaştığım gibi, o da benim sünnetim üzere çarpışacaktır.(İmam-ı Süyûtî)  Zuhur Senesini Haber Veren Alâmetler ve Zuhuru: Mehdinin beş alâmeti bulunur: Bunlar Süfyânî, Yemânî, semâdan bir sayha, Beydâda bir ordunun batışı ve günahsız insanların öldürülmesidir.(İmam-ı Süyûtî) Bizim Mehdimiz için iki alâmet vardır ki, Allah gökleri ve yeri yarattığından bu yana böyle bir şey vâki olmamıştır. Bunlar Ramazanın ilk gecesinde ay, yarısında ise güneş tutulmasıdır. (İmam-ı Süyûtî) Mehdinin çıkışından önce, şarktan parlak kuyruklu bir yıldız doğacaktır.(İmam-ı Suyûtî) Güneş alâmet olarak, doğmadıkça, Mehdi çıkmayacaktır. (İmam-ı Suyûtî) Ramazandaki olayların alâmeti, kendisinden sonra insanlar arasında ihtilâfın olacağı semâda bir alâmettir. Sen ona yetişirsen azığını gücün yettiği kadar çoğalt (İmam-ı Suyûtî)  Çıkışından Ümitlerin Kesildiği Bir Sırada Çıkması: İnsanların ümitsiz olduğu ve: Hiç Mehdi falan yokmuş!dediği bir sırada Allah Mehdiyi gönderir.(İmam-ı Süyûtî) İnsanların üzerine belâ üzerine belâ yağdığı ve onun çıkışından ümit kesildiği bir sırada Mekkede zuhur eder.(İmam-ı Süyûtî) Mehdi ile müjdelenin. O Kureyşden ve Ehl-i beytimden bir şahıstır. O insanların ihtilâf ve sarsıntılar içinde bulundukları bir sırada çıkar.(İmam-ı Süyûtî) Açıkça Allah-u Teâlâ inkâr edilmedikçe Mehdiye biat edilmez.(İmam-ı Suyûtî) Büyük şehirler, dün sanki yokmuş gibi helâk olur. Süfyani ile ordusu kalabalık beş kabileyi istilâ eder. (İmam-ı Suyûtî)  Zamanının En Hayırlısı Olması: Muhammed ümmetinin en hayırlısı ve sizin zorlukları gideren veliniz olan kimseye katılın. O Mekkededir. O Mehdidir.(İmam-ı Süyûtî)  Hakimiyeti:O zât insanlar içerisinde Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-in sünneti ile amel eder. İslâm yeryüzüne tam mânâsı ile yerleşir. Yeryüzünde yedi sene kalır, sonra vefat eder ve müslümanlar onun üzerine namaz kılarlar.(Ebu Dâvud: 4286) Zamanının Bereketi: Benim ümmetim o devirde öyle bir refah bulacak ki, o güne kadar onun benzerini kesinlikle bulmamıştır. Yer yemişini verecek ve insanlardan hiçbir şey saklamayacaktır. Mal da o gün çok birikmiş olacaktır. Adam kalkıp:Bana ver!diyecek, Mehdi de: Al!diyecek.(İbn-i Mâce: 4083) Onun hilâfetine yer ve gök ehli, yabani hayvanlar, kuşlar, hatta denizdeki balıklar bile sevinir. Zamanı bereketli olur, nehirler suyunu, yer verimini artırır, hazineler çıkarılıp Şama getirilir. (İmam-ı Süyûtî)

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
adnan erarslan
selamünaleyküm hocam kendi kanaatinize göre mehdi ile ilgili konularda imamı rabbani yada tirmizinin bildirdiği hadisleri kullanıyorsunuz halbuki o sahih hadislerde peygamberimiz hicri 1400'de müslümanların mehdinin yanında toplanacaklardır der ve afganistanın işgali,iran-ırak savaşı,ırak'ın işgali fıratın suyunun kesilmesi orada kan akıtılması güneşten 1 alamet görülmesi,kuyruklu yıldızın geçmesi,hac zamanında minada kan akıtılması gibi mehdinin zuhur alametlerinden bahsetmektedir.Bu alametler gerçekten peygamberimimzin dediği gibi hicri 1400'lerde başlamaktadır.Ve mehdinin kafkasyanın en ulu dağından gelecegi,sakalının sık olacagı,mekkede biat edileceği,Kudüse hicret edeceği Musevilere tevratla Hristiyanlara incille hükmedeceği bu sayede birçok kişinin müslüman olacağı,kudüsün islami merkezi olacağı süleyman mabedinin mehdi tarafından yapılacağı,Peygamberimizin kılıcı hırkası ve softan bayrağı ile çıkacağı,dağınık türk bayraklarını birleştireceğini ve yeşil bayrakları kırmızı bayraklara bina edeceğini,2 gaybeti olacağını,(Bediüzzaman Hz.)lerinin 30 sene belki 8- 10 kere olmuştur)Bediüzzaman Hz'leride Ta ahir zamanda 1 asır sonra hayatın geniş dairesinde asıl sahipleri yani mehdi ve şakirtleri diyerek Mehdi ve talebelerinin kendisinden 1 asır sonra geleceğini bildirmiştir.Bediüzzamanın söyledikleri hadislerle tam uyuşuyo Hicri 1400.hocam İyi bilirsinizki Bediüzzaman Hz.leri (ifrat ve tefritten) kaçınır ve talebelerine yasaklardı.o ileride gelecek acip şahsın bir hizmetgarı ve ona yer hazır edecek bir dümdarı ve o büyük kumandanın pişdar bir neferi olduğumu zannediyorum.(Barla 162)çok açık ve sarih. Hocam kanaatimce Mehdi konusuna hiç girmeyin bu perdeli yanlış yorum,tefsircilik Risalei Nurlara Bediüzzamanın dediği gibi zarar verir.İman hakikatlarını açıklayın.Bediüzzaman hz'leri o zaman dahi kendisine mehdi diyenlere Süfyan ve Deccal Mehdiler ve ahir zamanın büyük mehdisi karıştırılıyor hadislere mutabık çıkmıyor diyerek hadislerden mehdinin kendisinden 1 asır sonra geleceğini dünya çapında faaliyet göstereceğini teknolojiyi kullanarak materyalizmi tam susturarak imanı kurtaracağını halife olacağını islamın dünyaya hükmedeceğini söylemiştir.Zaten hadislerdede Hz.Mehdinin Hz.Süleyman ve Hz.Zülkarneyn gibi dünyaya hükmedeceğini yazmakta Akşeyh'in müjdelediği hadislerle sabit olan İstanbulun 2. fethinin kumandanı Mehdi a.s hiçbir kınayıcının kınamasından çekinmeyen evvelemirdeki kalplerdeki ayasofyanın kapılarını açacak fethin sembolü ibadete açılması ile ikinci fetih gerçekleşecek.Hele Hz.İsanın nuzulüne hiç girmeyin onlarca hadis dahil Bediüzzaman Hz.söylediği dahil Mehdinin arkasında namaz kılacağını söylüyor.Bunda anlaşılmayacak ne var Hz.İsaya namaz o zamanda farzdı nuzulündede farz olacak eğip bükmemek lazım İmam Mehdi olacağına göre Hz.İsa'da hadislere göre veziri olacak.Hadislerde Hz.Mehdi ve Hz.İsa A.s'ın bereber görev yapacağı ve büyük deccali lut kapısında beraber öldüreceği yazmakta.Selamünaleyküm.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
adnan erarslan
Bediüzzaman Hz. Mehdi (a.s.)'nin Görevlerini Açıkladığı Sözlerinde Onu Bir Şahsı Manevi Değil, Bir Şahıs Olduğunu Açıkça Belirtmiştir 1) Hem "BÜYÜK MEHDİ"NİN HALLERİ sabık Mehdilere (önceki Mehdilere) işaret eden rivayetlere mutabık (uygun) çıkmıyor, hadis-i müteşabih (birçok anlama gelebilecek hadis) hükmüne geçer. (Şualar, sf. 582) 2) ... her asırda hidayet edici, bir nevi Mehdi ve müceddid geliyor ve gelmiş, fakat her biri üç vazifelerden birisini bir cihette (açıdan) yapması itibariyle, AHİR ZAMANIN BÜYÜK MEHDİSİ ünvanını almamışlar." (Emirdağ Lahikası, sf. 260) 3) Bu ayrı ayrı rivayetlerin bir tevili (açıklaması) şudur ki: BÜYÜK MEHDİ'NİN ÇOK VAZİFELERİ VAR. Ve siyaset âleminde, diyanet âleminde, saltanat âleminde, cihad âlemindeki çok dairelerde icraatları olduğu gibi... (Şualar, sf. 465) Bediüzzaman bu üç sözünde, Kuran ahlakını tüm dünyaya hakim kılmak amacıyla önceki asırlarda da bazı Müslüman şahısların geldiğini, ancak bunların hiçbirinin ahir zamanda gelecek olan "Büyük Mehdi"nin yapacağı üç önemli görevi yerine getiremediklerini" belirtmiştir. Bediüzzaman'ın bu açıklamalarından Hz. Mehdi (a.s.)'den bir şahıs olarak bahsettiği çok açık olarak anlaşılmaktadır: 1- Bediüzzaman, daha önce gelen Mehdilerin birer şahıs olduklarını anlatıp ardından da Büyük Mehdi'nin onlardan farkını açıklamıştır. Demek ki Büyük Mehdi de bir şahıstır. 2- Önceki kişiler belirtilen görevleri yerine getirememişlerdir. Ama bu görevleri Büyük Mehdi yerine getirecektir. Demek ki Büyük Mehdi de bir şahıs olacaktır. 3- Önceki kişiler, Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde Hz. Mehdi (a.s.)'yi tarif ederken kullandığı özelliklere uymamaktadırlar. Ama Büyük Mehdi bu özelliklere uyacaktır. Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde, Hz. Mehdi (a.s.)'nin bir şahs-ı manevi olmadığı fiziksel özellikleriyle, ahlakıyla tarif edilen bir şahıs olduğu yüzyıllardır tüm İslam alimleri tarafından bilinen bir gerçektir. Dolayısıyla "Bediüzzaman da Peygamberimiz (sav)'in hadislerindeki tariflere uyacağını belirterek Hz. Mehdi (a.s.)'nin bir şahıs olacağını" bu sözüyle bir kez daha hatırlatmıştır. ŞAHIS VE ŞAHSI MANEVİ BİR BÜTÜNDÜR Şahıs Ve Şahsı Manevi Ruh Ve Beden Gibidir Bir şahıs olmadan onun şahs-ı manevisinden söz edebilmek mümkün değildir. Çünkü ikisi bir bütünü meydana getirir, adeta ruh ve beden gibidir. Birinin kabulü, diğerinin reddi olmaz. Her peygamberin ve elçinin çevresinde onun maneviyatının tecellisi olan bir şahs-ı manevi oluşur. O elçiye tabi olan, onu örnek alan, onun tebliğini izleyenlerin oluşturduğu bir kitle ve hareket de, onun şahs-ı manevisini oluşturur. Her mümin topluluğunun bir önderi olduğu, Kuran'da bildirilen Allah'ın bir adetullahıdır. Dolayısıyla Bediüzzaman Said Nursi de "şahs-ı manevi" terimini kullanırken Kuran'ın adetullahında olduğu şekilde kullanmıştır. Nitekim Bediüzzaman Said Nursi de kendi talebeleri ve eserleri için şahs-ı manevi tabirini kullanırken, bu şahs-ı manevinin başında yine kendisi bulunmaktadır. Risale-i Nur'un şahs-ı manevisine, eserler ile onu takip eden talebeler de dahildir, ama nur hareketinin önderi Bediüzzaman da bu ifadeden ayrı tutulamaz. Şahs-ı manevi kavramını, onun önderi olan, başındaki şahıstan ayrı, müstakil ve bağımsız değerlendirmek büyük bir hata olur. Kuran'da bahsi geçen tüm mümin topluluklarının başında bir elçi ya da bir kumandan yer almaktadır. Ahir zamanda da Kuran ahlakının tüm yeryüzüne hakim olması gibi dünya tarihinin çok müstesna bir döneminde müminlerin başsız, kendi halinde bir topluluk olarak kalmaları Kuran'da bildirilen adetullaha uygun değildir. (En doğrusunu Allah bilir). Hz. Mehdi (a.s.)de bir şahs-ı manevi olarak değil, bizzat gelip ahir zamanda Müslümanların başına geçecek, onları Allah'ın izniyle içine düştükleri sıkıntı ve zorluklardan kurtarıp huzur, adalet, nimet ve bolluğa kavuşturacaktır. Hz. Mehdi (a.s.)'nin bir şahıs olarak gelip, kendi cemaatinin başında bulunacağını ve o cemaatin şahs-ı manevisini temsil ederek faaliyet yapacağını Bediüzzaman çok açık bir şekilde izah etmiştir. "Çok defa mektuplarımda işaret ettiğim gibi, MEHDİ AL -İ RESUL'ÜN TEMSİL ETTİĞİ KUDSİ CEMAATİNİN ŞAHS-I MANEVİSİNİN üç vazifesi var. Eğer çabuk kıyamet kopmazsa ve beşer (insanlar) bütün bütün yoldan çıkmazsa, o vazifeleri onun cemiyeti ve seyyidler (Peygamberimiz (sav)'in soyundan gelenler) cemaati yapacağını rahmet-i İlahiyyeden (Allah'ın rahmetinden) bekliyoruz.." (Emirdağ Lahikası, sf. 259) 'MEHDİ AL-İ RESUL'ün temsil ettiği KUDSİ CEMAATİNİN' sözüyle Bediüzzaman Hz. Mehdi (a.s.)'den ve onun kudsi cemaatinden bahsetmiştir. Buradan bu ikisinin ayrı kavramlar olduğu anlaşılmaktadır. Kudsi cemaati temsil eden kimdir? Mehdi Al-i Resül'dür. Hz. Mehdi (a.s.) neyi temsil etmektedir? Kudsi cemaatini. HZ. MEHDİ (A.S)'NİN BAŞINDA BULUNDUĞU ve ONUN TEMSİL ETTİĞİ bir cemaati olacaktır. Bu kudsi cemaat, Hz. Mehdi (a.s.)'nin şahs-ı manevisini oluşturacaktır. Bir faaliyetin ortaya konması için adetullaha uygun olarak bir lider ve ona bağlı olanların oluşturduğu bir şahs-ı manevi gereklidir. Ahir zamanda geleceği beklenen her iki Deccal de şahıstır ve aynı zamanda şahs-ı manevileri vardır. Âhir zamanda Hazret-i İsa Aleyhisselâm gelecek, Şeriat-ı Muhammediye (A.S.M.) ile amel edecek (Hz. Muhammed (sav)'in teblig ettiği İslam dinine göre yaşayacak) mealindeki hadîsin sırrı şudur ki: Âhir zamanda felsefe-i tabiiyenin verdiği cereyan-ı küfrîye ve inkâr-ı uluhiyete karşı (Evrim görüşüne dayalı felsefenin oluşturduğu dinsizlik akımı ve ateizme karşı) İsevîlik dini tasaffi ederek ve hurafattan tecerrüd edip İslâmiyete inkılab edeceği (Hırıstiyanlık batıl yönlerinden arınıp saflaşarak İslamiyete dönüşeceği) bir sırada, nasıl ki İsevîlik şahs-ı manevîsi, vahy-i semavî kılıncıyla o müdhiş dinsizliğin şahs-ı manevîsini öldürür (nasıl ki Hakiki Hırıstiyanlığın şahs-ı manevisi semavi vahyiyle dinsizliğin şahs-ı manevisini öldürür); öyle de Hazret-i İsa Aleyhisselâm, İsevîlik şahs-ı manevîsini temsil ederek, dinsizliğin şahs-ı manevîsini temsil eden Deccal'ı öldürür.. yani inkâr-ı uluhiyet (ateizm) fikrini öldürecek. (Mektubat, sf. 6) Bediüzzaman yukarıdaki izahında çok açıkca belirtmiştir ki, ahir zamanda gelecek olan Deccal bir şahıstır ve dinsizlik akımını oluşturan, yaygınlaştıran kişi olarak etrafında oluşan ve temsilcisi olduğu şahs-ı manevi vasıtasıyla faaliyet gösterecektir. Ahir zamanda Hz. Mehdi (a.s.)'de onunla birlikte hareket eden cemaat ile bir şahs-ı manevi oluşturacaktır. Bu zaman ehl-i hakikat için, şahsiyet ve enaniyet zamanı değil (bu zaman hakikat peşinde olanlar için bireyselcilik ve enaniyet zamanı değil). Zaman, cemaat (birliktelik) zamanıdır. Cemaatten çıkan bir şahs-ı manevî hükmeder ( topluluk olmaktan doğan bir şahs-ı manevi hükmeder) ve dayanabilir. Büyük bir havuza sahib olmak için bir buz parçası hükmündeki enaniyet ve şahsiyetini (müstakil benliğini), o havuza atmaktır ve eritmek gerektir. Yoksa o buz parçası erir, zâyi olur; o havuzdan da istifade edilmez. (Kastamonu Lahikası, sf. 154) Cemaat olmanın getirdiği birlik ve dayanışma çok güçlüdür ve ahir zaman cemaatinin de şahs-ı manevisi, cemaat olmanın getirdiği bu kuvvetden dolayı çok güçlü olacaktır. Zaman, cemaat zamanıdır. Cemaatın ruhu olan şahs-ı manevî daha metindir (güçlüdür) ve tenfiz-i ahkâm-ı şer'iyeye (dinin uygulamasına) daha ziyade muktedirler (güçleri yeter). Halife-i şahsî, ancak ona istinad ile vezaifini deruhde edebilir (Halife bile var olsa o güce dayanarak vazifelerini yerine getirebilir). Cemaatın ruhu olan şahs-ı manevî eğer müstakim (sağlam) olsa, ziyade parlak ve kâmil olur. Eğer fena olsa, pek çok fena olur. Ferdin iyiliği de, fenalığı da mahduddur(sınırlıdır). Cemaatın gayr-ı mahduddur (sınırsızdır)... (Tarihçe-i Hayat, sf.134) adnanerarslan
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
adnan erarslan
RİSALE-İ NUR KÜLLİYATI'NDA HZ. İSA VE HZ. MEHDİ (A.S) GERÇEĞİ SONUÇ Kitabın başından bu yana açıklanan tüm deliller, 13. yüzyılın büyük müceddidi Bediüzzaman Said Nursi'nin, Hz. İsa'nın yeniden yeryüzüne gelişi ve Hz. Mehdi (a.s.)'nin ortaya çıkışı konusundaki kesin kanaatlerini ortaya koymaktadır. Bediüzzaman'ın Hz. İsa ve Hz. Mehdi (a.s.)ilgili tüm bu açıklamaları çok açık ve detaylıdır. Bediüzzaman bu açıklamalarında Hz. İsa'nın yeryüzüne geldiğinde gerçekleştireceği faaliyetlerden, Deccal ile olan mücadelesinden pek çok detay vererek bahsetmiştir. Aynı şekilde Hz. Mehdi (a.s.)'nin özelliklerini de ayrıntılı olarak tarif etmiş; kendisi de dahil olmak üzere, daha önce yaşamış olan hiçbir müceddidin yerine getiremediği ve ancak Hz. Mehdi (a.s.)'nin gerçekleştireceği birtakım faaliyetler olduğunu belirtmiştir. Bediüzzaman'ın açıklamalarında Hz. Mehdi (a.s.)ile ilgili olarak vermiş olduğu tüm bu bilgiler Kuran ayetleriyle, hadislerle ve İslam alimlerinin açıklamalarıyla da mutabıktır. Bediüzzaman bu izahlarıyla, kendisine Mehdilik iddiasıyla yaklaşan kimselere "Mehdi olmadığını ve neden olamayacağını" yaptığı sayfalar dolusu izahlarla açıklamıştır. "Hz. Mehdi (a.s.)'nin seyyid olduğunu, tüm dünyaya hakim olacağını, İslam birliğini sağlayacağını, Hıristiyan dünyasıyla ittifak yapacağını, Hz. İsa'yla birlikte namaz kılacaklarını, Deccal'i yenilgiye uğratacağını ve Kuran ahlakını tüm dünyada yerleşik kılacağını" ayrıntılı olarak anlatmıştır. Bediüzzaman seyyid değildir ve kitap boyunca da açıklandığı gibi, bu konuyu eserlerinde pek çok kez dile getirmiştir. Hatta Peygamberimiz (sav)'in hadisleri doğrultusunda, seyyid olan kişinin seyyidliğini gizlemesinin İslam ahlakına uygun olmayacağını açıklayarak, bu sözünün doğruluğunu bir kez daha ve delil göstererek ifade etmiştir. Bunun yanı sıra Bediüzzaman yaşadığı dönemde "tüm Müslümanları tek bir çatı altında toplayarak İslam birliğini oluşturmamış; tüm inananların başkumandanı ve halifesi (lideri) vasfını taşımamıştır". "Tüm dünyaya adalet ve hakkaniyet getirmemiş", "İslam ahlakını tüm yeryüzüne hakim kılmamıştır". Hakim" vasfına sahip olmamış", "tüm İslam alimlerinin, Peygamberimiz (sav)'in soyundan gelen seyyidlerin ve tüm Müslümanların desteğini almamıştır." Hayatını Kuran ahlakının tebliğine adamış, bu uğurda her türlü fedakarlığı göze almış ve çok büyük bir iman hizmeti vermiştir. Yaşadığı yüzyılın müceddidi olarak üstlendiği görevi en güzel ve en şerefli bir şekilde yerine getirmiştir. Ancak onun tebliği kuvvet ve hakimiyet içerisinde değil, maddi ve manevi açıdan gayet zor şartlarda ve benzersiz sıkıntılar içerisinde geçmiştir. Hakim konumunda olmamış; aksine baskı altına alınmış, ömrünü esaret, maddi sıkıntılar ve zorluklar altında geçirmiştir. Sayıldığı gibi geniş bir kesimin desteğini almamış; aksine çeşitli haksızlıklara uğramış, eziyetlere tabi tutulmuş, yaşamının büyük bölümünü hapis ve sürgün gibi şartlar altında sürdürmüştür. Yukarıda sayılan imkanların ve yerine getirilecek olan sorumlulukların ise, kendisinden sonraki yüzyılın müceddidi olarak Hz. Mehdi (a.s.)'ye nasip olacağını bildirmiştir. Tüm bunların yanı sıra Bediüzzaman "En büyük müceddid", "en büyük müçtehid" de olmamış, "hüküm vermeye en yetkili kişi olarak mezhepleri kaldırmamış ve kendi mezhebinin sahibi olmamıştır". Bediüzzaman İmam Şafi'yi mezhep imamı olarak kabul ederek, bir başka mezhep kurucusuna tabi olmuş ve hayatının sonuna kadar bu mezhebin gereğini uygulamıştır. Bediüzzaman eserlerinde bu durumu pek çok kez ifade etmiştir: "Evvelâ: Ben Şafiî'yim..." (Emirdağ Lahikası, s. 38) "... hem hususî Şafiîce ibadetime." (Büyük Tarihçe-i Hayat, s. 202) "Yalnız bu kadar var. Ben Şafiîyim..." (Büyük Tarihçe-i Hayat, s. 206) "Hattâ Şafiî mezhebinde olduğu için..." (Emirdağ Lahikası, s. 573) Oysa ki Bediüzzaman'ın da risalelerde vurguladığı gibi, Hz. Mehdi (a.s.)tüm mezhepleri kaldıracak ve tüm mezheplerin üstünde olacaktır. O, bir başka mezhep imamına uymayacak; tüm inananlar, hüküm verme yetkisine sahip "en büyük müceddid" ve "en büyük müçtehid" olarak ona tabi olacaklardır. Bediüzzaman tüm bu gerçekleri eserlerinde detaylı olarak dile getirmiş ve bu şekilde kendisinin Hz. Mehdi (a.s.)olmadığını delilleriyle birlikte açıkça ortaya koymuştur. Bediüzzaman Mehdi olmadığını ve Hz. Mehdi (a.s.)'nin özelliklerini taşımadığını binlerce harften, yüzlerce cümleden oluşan ifadeleriyle açıkça ifade etmişken, bunların doğru olmadığını, aslında tam tersini söylemek istediğini öne sürmek büyük bir hatadır. Zira Bediüzzaman, Mehdi olmadığını ispatlamak için bunların dışında daha ne kadar özellik sayabilirdi? Mehdi olmadığını yüzlerce sayfa boyunca açıklaması yeterli değil midir? Tüm Müslümanlar için bir hidayet önderi olan böylesine değerli bir İslam alimi, doğru olmayan bir konu için neden bu kadar cümle, bu kadar kelime ve bu kadar sayfa yanıltıcı açıklama yazsın? Allah'tan çok korkan, bu konuda bu kadar hassas olan bir insanın Mehdi olmadığını söylemek için "180 MADDELİK" bu kadar kapsamlı bir yalan söylediğini iddia etmek hiçbir vicdanın kabul etmeyeceği bir yaklaşımdır. Bediüzzaman'ın sadece "Ben Mehdi değilim" demesi, bu konunun anlaşılması için yeterli olmalıydı. Bu açık beyanına rağmen, Bediüzzaman'a karşı böyle bir yaklaşımda bulunmak, onun gerçekte doğruları söylemediğini ve insanları yanılttığını iddia etmektir ki, bu da böylesine değerli bir İslam büyüğüne yöneltilen büyük bir iftira ve büyük bir bühtan olur. Üstelik böyle bir durumda, Bediüzzaman'ın ahir zaman ile ilgili diğer tüm izahları da şüpheli bir konuma sokulmaktadır. Çünkü Hz. İsa ve Hz. Mehdi (a.s.)ile ilgili açıklamalarının batıni anlamları olduğu iddiası, Bediüzzaman'ın ahir zamana ilişkin diğer sözlerinin de batıni manaları olduğu anlamına gelir. Böyle bir durumda da bir süre sonra Risale-i Nur'un tamamı bu hale getirilir ve Bediüzzaman'ın tüm eserleri gerçek manasından ve hikmetinden giderek uzaklaşır. Oysa ki Risale-i Nur bir Kuran tefsiridir. Tefsirin tefsiri olmaz. Bediüzzaman'ın herkes tarafından açıkça anlaşılan sözlerine gerçeğinden farklı, zıt anlamlar verilerek yapılan bu tür bir tefsir anlayışı son derece sakıncalıdır. Risale-i Nur, her insanın okuyup anlayabileceği kitaplardır. Bediüzzaman, sözlerine gizli anlamlar yüklememiş; düz bir anlatımla anlatmak istediklerini açıkça ifade etmiştir. Ancak buna rağmen "batıni tefsir" adı altında Bediüzzaman'ın sözlerine farklı anlamlar yükleyerek, belki de binlerce insanın 30-40 yıldan beri yanlış yönlendirilmesine neden olmak, elbette ki büyük bir sorumluluktur. Hz. Mehdi (a.s.)'nin gelişi tüm Müslümanlar için büyük bir müjdedir. Peygamberimiz (sav) bir hadis-i şerifinde "Mehdi ile müjdelenin. O Kureyş'ten ve Ehl-i Beyt'imden bir kişidir. (Kitab-ul Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s.13) şeklinde buyurmaktadır. Ancak bu konuda 'batıni tefsir' mantığıyla yapılan yanlış yorumlarla, bu büyük müjdenin yolu kapatılmaya çalışılmıştır. Kuran ayetlerindeki Hz. İsa'nın gelişiyle ilgili haberler ve Peygamberimiz (sav)'in hadislerindeki Hz. Mehdi (a.s.)'nin ortaya çıkışıyla ilgili verdiği müjdeler adeta yok edilmek istenmiştir. Bediüzzaman Said Nursi, yaşadığı dönem boyunca İslam dünyası ve Müslümanlar adına eşsiz hizmetlerde bulunmuş, yazdığı eserlerle tüm Müslümanlara doğru yolu bulmalarında ışık tutmuştur. Hiç şüphesiz ki bir asrın müceddidi olmuş böylesine büyük bir mütefekkirin Hz. İsa ve Hz. Mehdi (a.s.)'nin gelişini müjdelediği sözleri de aynı şekilde Müslümanlara yol göstermekte ve doğruyu bulmalarına vesile olmaktadır. Bediüzzaman'ın da açıkladığı, tüm İslam alemi için büyük müjdeler içeren bu olaylar, Allah'ın izniyle ahir zamanda Hz. Mehdi (a.s.)vesilesiyle yaşanacaktır. İslam ahlakının bu mutlak galibiyeti, Rabbimiz'in Kuran'da 1400 sene önce bildirdiği bir gerçektir. Ayetlerde bu müjde şöyle haber verilmektedir: Müşrikler istemese de O dini (İslam'ı) bütün dinlere üstün kılmak için elçisini hidayetle ve hak dinle gönderen O'dur. (Tevbe Suresi, 33) Ve seveceğiniz bir başka (nimet) daha var: Allah'tan 'yardım ve zafer (nusret)' ve yakın bir fetih. Müminleri müjdele. (Saff Suresi, 13) Ve onlardan sonra sizi o arza mutlaka yerleştireceğiz. İşte bu, makamımdan korkana ve tehdidimden korkana ait (bir ayrıcalıktır). (Peygamberler) Fetih istediler, (sonunda) her zorba inatçı bozguna uğrayıp -yok oldu- gitti. (İbrahim Suresi, 14-15) Allah'ın yardımı ve fetih geldiği zaman, Ve insanların Allah'ın dinine dalga dalga girdiklerini gördüğünde, hemen Rabbini hamd ile tesbih et ve O'ndan mağfiret dile. Çünkü O, tevbeleri çok kabul edendir. (Nasr Suresi, 1-3) Rabbimiz ayetlerinde "asla vaadinden dönmeyeceğini" ise şöyle bildirmektedir: (Bu,) Allah'ın va'didir; Allah, vadinden geri dönmez. Ancak insanların çoğu bilmezler. (Rum Suresi, 6) ... Allah'tan daha çok ahdine vefa gösterecek olan kimdir?... (Tevbe Suresi, 111) Allah'ı, sakın elçilerine verdiği sözden dönen sanma... (İbrahim Suresi, 47) Allah, "İslam ahlakını tüm dünyaya hakim kılacağını, inanan kullarını güç ve iktidar sahibi kılacağını" vadetmiş ve bu vaadinin kesin olduğunu bildirmiştir. Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde, bütün büyük İslam alimlerinin ve Bediüzzaman'ın sözlerinde de bu duruma "Hz. İsa ile Hz. Mehdi (a.s.)'nin vesile olacakları" belirtilmiştir. Rabbimiz'in bu vaadi doğrultusunda İslam ahlakı bir gün mutlaka hakim olacak ve bir kişinin Müslümanların önderliğini üstlenmesi gerekecektir. Bediüzzaman böyle dünya çapında bir hakimiyetle karşılaşmamış ve tüm dünya Müslümanlarının liderliğini üstlenmemiştir. İslam dünyasının başında, tüm Müslümanları biraraya getirecek şekilde bir lider uzun süredir yoktur. Müslümanların bu ilk lideri, 1400 senedir müjdelendiği gibi Hz. Mehdi (a.s.)olacaktır. Yeryüzünden zulmü ve karanlığı kaldıracak, İslam ahlakının güzelliğinin tüm insanlar tarafından yaşanmasına vesile olacaktır. Bediüzzaman da kitap boyunca yer verilen sözlerinde bu gerçeği dile getirmiş ve tüm Müslümanları bu büyük hidayet önderinin gelişiyle müjdelemiştir. Peygamber Efendimiz (sav) de hadislerinde bu önemli değişime vesile olacak olan Hz. İsa ve Hz. Mehdi (a.s.)'nin gelişlerini şöyle haber vermiştir: Nefsim kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki, Meryem oğlu İsa'nın adalet sahibi olarak inmesi yakındır... (Buhari, Kitabü'l-Büyu': 102, Mezalim: 31, Enbiya 49; Müslim, İman: 242 (155); Ebu Davud, Melahim: 14 (4324); Tirmizi, Fiten: 54 (2234)) Nefsim kudretinde olan Allah'a yemin ederim ki, Hz. Mehdi (a.s.)'nin babası Kureyşi'dir. Eğer istenseydi onu en son ceddine (soyuna) kadar sayardım, çünkü Hz. Mehdi (a.s.), İslam'ın sonu olacaktır" (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, Beklenen Mehdi'nin Alametleri, s. 25) Kuran ayetlerinde, Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde, İslam alimlerinin ve Bediüzzaman'ın sözlerinde verilen tüm bu müjdeler çok açıktır. Ancak buna rağmen, Hz. İsa'nın gelişinden ve Hz. Mehdi (a.s.)'nin ortaya çıkışından şüphe duyup tedirginliğe kapılanlar (ki bu çok büyük bir yanılgıdır) olabilmektedir. Kuran'da da, Allah'ın müminlere önderlik edecek bir elçi göndermesinden şüphe duyan kimseler olabileceği haber verilmiştir. Bir ayette "Hz. Yusuf'tan sonra peygamber gelmeyecek" diyen kimselerin örneği şöyle bildirilmektedir: "Andolsun, daha önce Yusuf da size apaçık belgeler getirmişti. O ZAMAN SİZE GETİRDİKLERİ HAKKINDA KUŞKUYA KAPILIP DURMUŞTUNUZ. Sonunda o, vefat edince, demiştiniz ki; "ALLAH, ONDAN SONRA KESİN OLARAK BİR ELÇİ GÖNDERMEZ." İşte Allah, ölçüyü taşıran, şüpheci kimseyi böyle saptırır." (Mümin Suresi, 34) Bediüzzaman ise, bu tür şüphelere kapılan kimselerin böyle bir yanılgıya düşmelerinin nedenlerini şöyle açıklamıştır: Kıyamet alâmetlerinden ve âhir zaman vukuatından (olaylarından) ve bâzı a'malin (amellerin) fazilet ve sevablarından bahseden ehâdîs-i şerife (hadisler) güzelce anlaşılmadığından, AKILLARINA GÜVENEN BİR KISIM EHL-İ İLİM (ilim sahibi kişiler), ONLARIN BİR KISMINA ZAÎF (zayıf) VEYA MEVZU (uydurma hadis) DEMİŞLER. İMANI ZAYIF VE ENANİYETİ KAVİ (kendini şiddetli şekilde beğenen) BİR KISIM DA, İNKÂRA KADAR GİTMİŞLER. (Sözler, s. 355) Bediüzzaman'ın bu açıklamasına göre; - hadislere yanlış yorumlar yapılması ve aktarılan bilgilerindoğru anlaşılmaması,-iman,zafiyeti,ve- enaniyet bazı kimselerin bu gerçekleri reddetmelerine neden olabilmektedir. Hiç şüphesiz iman zafiyeti ve enaniyet, her müminin titizlikle kaçınması gereken eksiklik ve kötülüklerdir. Ancak her ne sebeple olursa olsun, Hz. İsa ve Hz. Mehdi (a.s.)'nin gelişinin herhangi bir şekilde tevil edilmesinin ve bu konudaki gerçeklerin üzerinin örtülmesinin, ileride bir mahcubiyet konusu olabileceği de göz önünde bulundurulmalıdır. Hz. İsa ve Hz. Mehdi (a.s.)tüm inananların şevkle beklediği müjdelenmiş şahıslardır. Bu şahısların gelişlerini beklemek ve bu tarihi olayı müjdelemek her Müslümanın görevidir. Allah kaderde Hz. İsa ve Hz. Mehdi (a.s.)'nin İslam ahlakını hakim etmelerini takdir etmiştir. İnşaAllah Rabbimiz bu büyük müjdenin gerçekleştiğini yakın gelecekte müminlere gösterecektir.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
adnan erarslan

HZ. MEHDİ (A.S)'NİN FİZİKSEL ÖZELLİKLERİ GÜZEL VE NURLUDUR O (Mehdi) güzel bir delikanlıdır, güzel yüzlüdür. Yüzünün nuru başına ve saçlarının siyahına kadar yükselir. (Mehdilik ve İmamiye, sf. 153 /İkdüd Dürer'den) Yüzü parlayan yıldız gibi nurludur.(El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, sf. 33/Kitab-ül Burhan Fi Alamatil-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, sf. 22) ... Yüzü gökyüzünde parlayan yıldız gibidir. (Deylemi, c. IV, sf. 221, İbnu'l Cevzi, c. II, sf. 558; Ali b. Sultan Muhammed el-Kari el-Hanefi "Risaletül Meşreb elverdi fi mezhebil Mehdi") O (Mehdi), orta boylu ve güzel yüzlü bir gençtir... Yüzünün nuru, saçının, sakalının ve başının siyahlığı üzerine gün gibi parlar ve ona yücelik verir.(Ukayli "En-Necmu's-sakıb fi Beyanı Enne'l Mehdi min Evladı Ali b. Ebi Talib Ale't-Temam ve'l kamal") Mehdi benim çocuklarımdandır. Onun yüzü, parlak yıldız gibidir.(Ukayli "En-Necmu's-sakıb fi Beyanı Enne'l Mehdi min Evladı Ali b. Ebi Talib Ale't-Temam ve'l kamal") Güzel yüzlüdür. Yüzünün nurları ona azamet verir. (Mer'iy b. Yusuf b. Ebi bekir b. Ahmet b. Yusuf el-Makdi'si "Fevaidu Fevaidi'l Fikr Fi'l İmam El-Mehdi El-Muntazar") ... Yüzünde parlak yıldız gibi bir renk vardır... (Fevaidu Fevaidi'l Fikr Fi'l İmam El-Mehdi El-Muntazar, Sf. 12) Allah, Hz. Yusuf'un güzelliğini şu şekilde haber vermektedir: ... (Yusuf'a da:) "Çık, onlara (görün)" dedi. Böylece onlar onu (olağanüstü güzellikte) görünce (insanüstü bir varlıkmış gibi gözlerinde) büyüttüler... (Yusuf Suresi, 31) SİYAH SAÇLIDIR Yüzünün nuru başına ve saçlarının siyahına kadar yükselir. (Mehdilik ve İmamiye, sf. 153/İkdüd Dürer'den) Siyah saçlıdır. Siyah sakallıdır. (Mer'iy b. Yusuf b. Ebi bekir b. Ahmet b. Yusuf el-Makdi'si "Fevaidu Fevaidi'l Fikr Fi'l İmam El-Mehdi El-Muntazar") Yüzünün nuru, saçının, sakalının ve başının siyahlığı üzerine gün gibi parlar ve ona yücelik verir. (Ukayli "En-Necmu's-sakıb fi Beyanı Enne'l Mehdi min Evladı Ali b. Ebi Talib Ale't-Temam ve'l kamal") YÜZÜNDE BEN OLMASI Hz. Mehdi (a.s.) gür sakallı, ön dişleri parlak, yüzü benli, açık alınlıdır. (Mer'iy b. Yusuf b. Ebu Bekir b. Ahmet b. Yusuf el-Makdi'si "Fevaidu Fevaidi'l Fikr Fi'l İmam El-Mehdi El-Muntazar") Yüzünde bir ben bulunacaktır."(El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 41) OMUZUNDA PEYGAMBER (SAV)'İN ALAMETİ VARDIR Mehdi'nin omuzunda Peygamber Efendimiz (sav)'deki alamet bulunacaktır. (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, sf. 41) Omuzunda Peygamber (sav)'in alameti vardır. (Kıyamet Alametleri, Berzenci, sf. 165; Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, sf. 23) Omuzunda Peygamber (sav)'in nişanı vardır. (Kıyamet Alametleri, Berzenci, sf. 163) Hadis-i şeriflerden anlaşılacağı üzere Hz. Mehdi (a.s.)'nin iki omuzu arasında Hz. Muhammed (sav)'de olduğu gibi açık bir işaret olan "Peygamberimiz (sav)'in alameti" olacaktır. Peygamberimiz (sav)'in alameti, İslami kaynaklarda şu şekilde bildirilmektedir: Ebu Saib b. Yezid'den rivayet edilmiştir: "Gözüm Peygamberimiz (sav)'in iki omuzu arasındaki mühüre ilişti." (Sünen-i Tirmizi, 6/126) RENGİ Hz. Mehdi (a.s.)'nin rengi arabi... (İbn Hacer El Mekki; "El-Kavlü'l Muhtasar fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar", sf. 15-75) Not: Arap ırkının ten rengi kırmızıyla karışık beyazdır. Hz. Peygamber (sav)'in ten rengi de kırmızıya çalan beyaz renkti. Fakat, teninin görünen kısımları güneş, rüzgar gibi etkenlerle esmere çalıyordu. Rivayetlerden Hz. Mehdi (a.s.)'nin de Peygamber Efendimiz (sav)'le aynı renkte olacağı anlaşılmaktadır. Bir rivayette Resulullah (sav)'ın ten rengi şöyle tarif edilmektedir: Enes b. Malik, Peygamber (sav)'in rengi hakkında şöyle dedi: Beyaz idi. Fakat beyazı esmere çalıyordu. (İbni Kesir, Şemail'ür- Resul, sf. 28) Esmerden maksat bembeyaz olmayıp az kırmızılığı ispat etmektir. Çünkü Resul-ü Ekrem Hazretleri'nin rengi, hamamdan henüz yeni çıkmış ve kendisine kızıllık gelmiş olan bir beyaz kimsenin o andaki rengi gibidir. Yani Resul-ü Ekrem Hazretleri'nin mübarek rengi, kırmızı ile karışık nurani beyaz idi. (İbni Kesir, Şemail'ür- Resul, sf. 28) GENEL GÖRÜNÜMÜ Hz. Mehdi (a.s.)'nin boyu, posu sanki Beni İsrail ricalindedir. (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, sf. 36-29) Cismi, İsrail cismidir. (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, sf. 24) Mehdi sanki Beni İsrail'den bir şahısdır. (Tavrı onlara benzer yani heybetli ve akıllı) (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, sf. 23-30) Hz. Mehdi (a.s.)'nin bedeni İsraili'dir. Hz. Mehdi (a.s.), sanki Beni İsrail ricalindendir (önde gelenlerindendir). (İbn Hacer El Mekki) (Dış görünüşü) sanki İsrailoğullarından bir insana benzemektedir. (Ukayli "En-Necmu's-sakıb fi Beyanı Enne'l Mehdi min Evladı Ali b. Ebi Talib Ale't-Temam ve'l kamal") Sanki o, İsrailoğullarından bir insan gibidir. (Nuaym b. Hammad, vr. 52a; Mer'iy b. Yusuf b. Ebi bekir b. Ahmet b. Yusuf el-Makdi'si "Fevaidu Fevaidi'l Fikr Fi'l İmam El-Mehdi El-Muntazar") BOYU Hz. Mehdi (a.s.), orta boylu olacaktır. (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, sf. 41) Mehdi'nin adı Muhammed b. Abdullah'tır. O, orta boylu... (Fevaidu Fevaidi'l Fikr Fi'l İmam El-Mehdi El-Muntazar, sf. 11) Peygamber Efendimiz (sav)'in de aynı boyda olduğunu rivayetlerden öğrenmekteyiz: Enes B. Malik rivayetlerde buyurdu ki: Resulullah (sav) orta boylu idi. Bilindiği gibi hadiste geçen "Rab'a" kelimesi normal ve orta boylu demektir. Fakat normal boy için uzun olan şahsa göre bir sınır vardır. Çünkü boyun sahibi kendi karışı ile yedi karış kadar olan boya normal boy denilir. (Tirmizi, Şemail-i Şerif, sf. 15) GENİŞ VÜCUDLU OLMASI İri gövdeli... (Ukayli "En-Necmu's-sakıb fi Beyanı Enne'l Mehdi min Evladı Ali b. Ebi Talib Ale't-Temam ve'l kamal") O ... heybetli bir şahısdır. (İkdüd dürer) Karnı büyük, iki uyluk arası açık... (Fevaidu Fevaidi'l Fikr Fi'l İmam El-Mehdi El-Muntazar, sf. 13) İki uyluk arası açık... (Mer'iy b. Yusuf b. Ebi bekir b. Ahmet b. Yusuf el-Makdi'si "Fevaidu Fevaidi'l Fikr Fi'l İmam El-Mehdi El-Muntazar") Alnı geniştir. (Hadis, Hz. Mehdi (a.s.)'nin başının da büyük olacağına işaret etmektedir.) (Ali Bin Hüsamettin El Muttaki, Celaleddin Suyuti'nin Tasnifinden Hadisler - Ahir Zaman Mehdisinin Alametleri, sf. 22) Hz. Mehdi (a.s.), Hz. Hasan'ın soyundandır. Bacakları aralıklıdır. (Ali Bin Hüsamettin El Muttaki, Celaleddin Suyuti'nin Tasnifinden Hadisler - Ahir Zaman Mehdisinin Alametleri, sf. 22) KARNININ GENİŞ OLMASI ...Karnı büyük, iki uyruk arası açık... (Fevaidu Fevaidi'l Fikr Fi'l İmam El-Mehdi El-Muntazar, s. 13) UYLUKLARI UZUNDUR Uylukları uzundur, rengi Arap rengidir. (Kıyamet Alametleri, Berzenci, s. 162-163) YÜRÜYÜŞÜ Bir özelliği de yürürken uyluklarının açık ve birbirinden uzak olmasıdır. (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 32) YAŞI Hadislerde belirtilen Hz. Mehdi (a.s.)'nin gönderildiği yaşlardan kasıt, onun vazifeye başlayacağı, insanların kendisini tanıyacakları ve faaliyetini görüp izleyecekleri yaşlardır. Yaşı 30 ile 40 arasında olduğu halde gönderilecektir... Hz. Mehdi (a.s.) benim evlatlarımdandır. 40 yaşlarındadır. (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 41) 40 yaşındadır. Diğer bir rivayete göre 30 ile 40 yaşındadır. (Kıyamet Alametleri, Berzenci, sf. 16) Hz. Mehdi (a.s.) benim neslimdendir. O 40 yaşındadır. Sanki yüzü parlak bir yıldızdır... (Mer'iy b. Yusuf b. Ebi bekir b. Ahmet b. Yusuf el-Makdisi "Fevaidu Fevaidi'l Fikr Fi'l İmam El-Mehdi El-Muntazar") SAKALI Sakalı bol ve sık olacaktır. (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 23) Sakalı sıktır. (Kıyamet Alametleri, Berzenci, s. 163) BURNU GÜZELDİR Onun alnı geniş, burnu ise ince olacaktır. (Tırmizi, Büyük Hadis Külliyatı, Rudani 5.Cilt, sf. 365) ...Küçük burunlu... (Muhammed B. Resul Al-Hüseyni El Berzenci, "Kıyamet Alametleri" Pamuk Yayınları, Trc. Naim Erdoğan, sf. 163) ...İnce burunludur. (Ahmed, b. Hanbel II-291, III-17) (Süneni Ebu Davud Terceme ve şerhi cilt. 14, Şail yayıncılık, K. el-Mehdi (35), s. 404) KAŞLARI VE GÖZLERİ Küçük burunlu, iri gözlü.... (Muhammed B. Resul Al-Hüseyni El Berzenci, "Kıyamet Alametleri" Naim Erdoğan, sf. 163) Kaşı kavislidir. (Muhammed B. Resul Al-Hüseyni El Berzenci, "Kıyamet Alametleri" Pamuk Yayınları, Trc. Naim Erdoğan, sf. 163) Araları açık... (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, sf. 41) Hadiste Hz. Mehdi (a.s.)'nin kaşlarının aralarının açık olmasıyla, gözü ve kaşı arasında mesafenin geniş olduğu ifade edilmektedir. DİŞLERİNİN GÜZELLİĞİ VE PARLAKLIĞI Dişleri parlak olacaktır. (Nuaym b. Hammad, vr. 52a; El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, sf. 41) Hz. Mehdi (a.s.), gür sakallı, ön dişleri parlak... (Mer'iy b. Yusuf b. Ebi bekir b. Ahmet b. Yusuf el-Makdi'si "Feraidu Fevaidi'l Fikr Fi'l İmam El-Mehdi El-Muntazar") HZ. MEHDİ (A.S.)'NİN HİCRİ 1400'DE ZUHUR EDECEĞİ AÇIKÇA BİLDİRİLMİŞTİR 1. Bediüzzaman, Hz. Mehdi (a.v.s?;nin Hicri 1400'lü yıllarda görev yapacağını; İSTİKBAL-İ DÜNYEVİYEDE (dünyanın geleceğinde) 1400 SENE SONRA GELECEK BİR HAKİKATİ ifadesiyle bildirmektedir. (Sözler, s. 318)1 2. Peygamberimiz (s.a.v.)den rivayet edilen bir hadiste İnsanlar 1400 senesinde Hz. Mehdi (a.s.)'nin yanında toplanacaklardır. ifadesiyle Hz. Mehdi (a.s.)nin Hicri 1400e zuhur edeceği haber verilmiştir. (Risaletül Huruc-ül Mehdi, s. 108)2 3. Bediüzzaman Hz. Mehdi (a.s.)nin KENDİNDEN BIR ASIR SONRA geleceğini BUNDAN BİR ASIR SONRA ZULÜMATI DAĞITACAK ZATLAR İSE, HAZRET-İ MEHDİ (A.S.)'NİN ŞAKİRTLERİ (TALEBELERİ) OLABİLİR ifadesiyle haber vermiştir. (Şualar, s. 605)3 4. Bediüzzaman Hz. Mehdi (a.s.)nin beklendiğini ve kendinden bir asır sonra gelecek bir zat olduğunu HAKİKİ BEKLENİLEN VE BİR ASIR SONRA GELECEK O ZAT8230 ifadesiyle bildirmiştir. (Kastamonu Lahikası, s. 57)4 5. Her 100 senede bir Allahın bir müceddid yani dini canlandırıp yenileyen birini göndermesi ve Hicri 1400ün müceddidinin Hz. Mehdi (a.s.) olduğu Sünen-i Ebu DavuddGerçekten Aziz ve Celil olan Allah HER YÜZ SENENİN BAŞINDA şu ümmetin dinini bidatten (dine sonradan karışmış batıl uygulamalardan) ayıracak, yenileyecek (ilim sahibi) bir zatı gönderir.(Sünen-I Ebu Davud, 5/100) ifadesiyle, Mektubat-I Rabbani&deHER YÜZ SENE BAŞINDA bu ümmetin uleması arasından BİR MÜCEDDİD GELECEK ve şeriatı ihya edecektir (canlandıracaktır). (Mektubat-ı Rabbani, 1/520) ifadesiyle, Üstad Said Nursinin Barla Lahikasında; "HER YÜZ SENEDE BİR, CENAB-I HAK BİR MÜCEDDİD-İ DİN (DİNİ YENİLEYEN) GÖNDERİYOR..." (Barla Lahikası, s. 119) ifadesiyle açıkça belirtilmiştir.5 6. Büyük İslam alimi İmam Rabbani, Hz. Mehdi (a.s.)nin Peygamberimiz (s.a.v.)den 1000 sene geçtikten sonra Hicri 2000 içinde geleceğini; Kuran hükümlerinin kuvvetlendirilmesi, milleti yenilemesi bu İKİNCİ BİNDEDİR. Hz. İsa'nın (a.s.) HZ. MEHDİ (A.S.)'NİN BU BİN İÇİNDE VAROLUŞLARIDIR. (Mektubat-ı Rabbani, c.1, s. 611), ve ARADAN BİN SENE GEÇTİKTEN SONRA, HZ. MEHDİ (A.S.)'NİN GELİŞİ DE BUNUN İÇİNDİR(Mektubat-ı Rabbani, c.1, s. 440)6 açıklamalarıyla ifade etmiştir. 7. Üstad Hicri 1327de Şamda Emevi Camiinde verdiği hutbesinde ise;YETMİŞ BİRDE FECR-İ SADIK (tan yerinin ağarması, Güneş doğmadan önceki kızıllık, sabah vakti) BAŞLADI veya başlayacak. Eğer bu, fecr-i kazib (sabaha karşı ufukta yayılmaya başlayan birinci kızıllık) de olsa, OTUZ KIRK SENE SONRA FECR-İ SADIK (fecr-i kazibden sonra yayılmaya başlayan ikinci aydınlanma) ÇIKACAK.(Hutbe-i Şamiye, s. 23)7 ifadesiyle Hicri 1400e işaret etmiş ve Fecr-i Sadıkın çıkacağı tarihi vermiştir. Bediüzzaman'a göre fecr-i sadık'ın çıkacağı yıllar: 1371 + 30 = 1401 = 1981 1371 + 40 = 1411 = 1991 Bediüzzamanın bu izahına göre; Hakkın karşısında batılı temsil eden düşünce olan ateizmin ve materyalist felsefenin dağıtılmaya başlamasının 1981-1991 yıllarında, fikren tam anlamıyla susturulup dağıtılmasının ise 2001 yılında olacağına işaret etmiştir.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
yatağanlı
şahıs ve şahsı manevinini ne olduğunu bilmeyenler ne yorumu yapıyorlar böyle
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Nurun fedaisi
Yorumları okudum da herkes Risale-i Nur'dan farklı bir yeri ele alarak kendi kafa feneriyle yorumlamış.. Bu konuda Üstad Bediüzzaman Hazretleri’nin duasına mâsadak olmuş olan Mehmed Kırkıncı Hoca'nın Mehdi-i Azam makalesi okunabilir. Buraya da o makaleyi atabilirim.. Bir de Ahmed Feyzi Kul Ağabey'in kaleme aldığı Mâidet-ül Kur'ân ve Hazînetü'l-Bürhan kitabında bu konu bitemamiha açıklanmış.. Âyet ve hadîsler ışığında.. Ramuz’ul-Ehadis kitabında " Said fitnelerden uzak olan kimsedir. O zayıf ve sakalsızdır. " diye geçmektedir.. Ve rivayetlerin farklılığı farklı mehdilere bakmasından dolayıdır.. Yani sakallı, adı Muhammed Mehdi olan, babasının adı Abdullah, oğlunun adı Kasım olan ve Seyyid olduğu alenî bilinen bir zâtın çıkıp çok kısa bir sürede İslâmiyet'i cihana hakim kılması Sünnetullah'a aykırıdır.. Muhammed ismi ile ilgili bir çok bilgiyi gerekli zaman ve zeminde inşâallah paylaşmaya çalışırım.. Selam ve dua ile..
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yükleniyor...