Block title
Block content

Mehdi'nin ikinci ve üçüncü görevlerini kimler yapacak? "O zat, o taifenin uzun tetkikatıyla yazdıkları eseri kendine hazır bir program yapacak, onunla o birinci vazifeyi tam yapmış olacak." cümlesi ile değerlendirir misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Bu zatların kimler olduğunu ancak kader tayin eder. Biz zorlama ve ısmarlama ile birilerini o zatlar olarak tayin edemeyiz. Şartlar olgunlaşınca, konjonktür iktiza edince, elbette Allah o daireleri çekip çevirecek mübarek zatları gönderir ve gönderecek.

Bizim kanaatimize göre, asıl Mehdi iman vazifesini yapan zattır. Ondan sonra gelecek olan zat ya da zatlar ancak O asıl Mehdi'nin şakirtleri ve talebeleri olabilirler.

“... O zat, o taifenin uzun tetkikatıyla yazdıkları eseri kendine hazır bir program yapacak, onunla o birinci vazifeyi tam yapmış olacak.”

"Bu vazifenin istinad ettiği kuvvet ve mânevî ordusu, yalnız ihlâs ve sadakat ve tesanüd sıfatlarına tam sahip olan bir kısım şakirtlerdir. Ne kadar da az da olsalar, mânen bir ordu kadar kuvvetli ve kıymetli sayılırlar."(1)

Üstad Hazretleri, bu cümlesi ile kendinin Mehdi olmadığını ifade ediyor. Zaten Mehdi olduğunu iddia etse Mehdi olmadığının bir ispatı olurdu. Nitekim tarihte bir çok meczup kendini Mehdi telakki edip maskara olmuşlar. Bu açıdan Üstad Hazretlerinin bu ifadeyi kullanması gayet doğal ve normal bir durum olarak görüyoruz. Üstad Hazretlerini Mehdi telakki edenler talebeleridir ki bunda bir mahzur bulunmuyor.

Risale-i Nurların Mehdi hakkındaki genel görüşlerine dikkat ile bakıldığında, Mehdi (ra)’ın şahsı ile yapacağı vazifeler arasında bir ayrım yapıldığı anlaşılır. Yani Mehdi bir şahıs ve ferttir, lakin onun öncülük ettiği iman cereyanı geniş ve külli bir cereyandır. Bu cereyanın yapacağı külli vazifelerin Mehdi’nin şahsında tecessüm etmesi bir teşbih bir kinayedir.

Mehdi bir şahıstır, bir ferttir, lakin onun hayat ve şeriat vazifelerini görecek unsur; cemaati ve onun öncülük ettiği akımıdır. İşte şahs-ı manevi, Mehdi'nin bu iki vazifesine bakıyor. Yani Mehdi'nin bu vazifelerini bizzat kendisi görmeyecek, onun namına ve onun belirlediği proje ile onun cemaati ve takipçileri yapacaklar demektir. Ancak gerek hayat ve gerekse, şeriat dönemlerinde de öne çıkan birer şahıs olacaklardır. Yani şeriat dairesini temsil edecek bir zat olacaktır.

İşte soruda geçen zat, bu üçüncü vazifeyi yapacak olan zattır ki, hazır bir programı tatbik edecektir. Yani uzun tetkikat ile yazılan programı, üçüncü vazifeyi yapacak olan zat kendine rehber yapacaktır ve şahsı maneviye önderlik edecektir. Zaten programın başkası tarafından hazırlanması, uygulayanın da başkası olması, bir kolektif anlayışı, bir cemaat manasını nazara vermektedir.

İman hizmetini yapacak olan zat, diğer iki vazifeye vakti müsaade etmediği gibi, şeriat vazifesini de yapacak olan zat ise, öncesinde yapılacak olanları yapmaya vakti yetmeyecektir. Dolayısı ile üç ayrı vazife ve bu vazifeleri temsil edecek olan üç ayrı şahıs gibi görünse de, vazife paylaşımı yapmış bir tek "şahsı manevi"yi temsil etmektedir.

Mehdi’nin zatına ait vasıflarına işaret eden hadislerin bir çoğu müteşabihtir ya da Mehdi gibi hizmet edecek bazı zatların vasıfları ile karıştırılmıştır. Bu sebeple ahir zamanda gelecek Mehdi ile ondan önce çıkıp Mehdi gibi hizmet eden zatların vasıfları biribirine girift hale gelmiş. Bu gibi hadisleri temyiz ve tefrik için Üstad Hazretleri gibi bir ehil zatın yorumu gerekir. Nitekim Üstad Hazretleri eserlerinde bu hadislerin büyük bir kısmını tevil ve tabir etmiştir.

(1) bk. Emirdağ Lashikası-I, 205. Mektup.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: 205 | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 2761 | Word indir | Pdf indir
Paylaş

Yorumlar

inkişaf

Bediüzzaman "Zaman Cemaat zamanıdır." demiş ve bundan sonra şahıs odaklı hiçbir hizmetin doğru olmadığını, olmayacağını ve bir zat beklentisinin yanlış olduğunu açık ve net ifade etmiştir. Bediüzzaman'ın "Zat" dediği "Cemaat"tir. Cemaat ise "Tüzel Kişiliktir." Yani İstişare ile "Şura" ile hareket edecek cemaat, kurum ve yapıdır. 

1. Zat'a, kişiye, şahsa, padişaha dayalı devlet idareleri yerini "Meclise" devretmiş ve Üstad bu nedenle "Meşrutiyeti" müdafaa etmiştir. Meşrutiyet "Milletvekillerinin" "Meclislerde" "Şuralarla" devleti idare edecek ve Devlet Başkanı Şuraların Bakanlar Kurulunun sözcüsü olacaktır. Meclise emir veren bir lidere "Diktatör" denir.

2. Halife'nin bir şahıs olmayacağını "Şura" ile dini meselelerin görüşüleceğini Bediüzzaman beyan etmiştir. 

3. Bu nedenle "Bundan sonra gelecek zat" diye Bediüzzaman'ın bahsettiği "Meşveret" "Haklı ve ihlaslı Şura" ile teşekkül eden ve hizmet eden cemaattir. 

4. "Bu zaman cemaat zamanıdır, şahıs zamanı değildir. Heyetlerden ve Şahs-ı manevilerden teşekkül eden cemaatler ancak "Kurumlar" ve "Kurullarla" çalışan Zındıka ve Ehl-i Küfre galebe eder. Faraza beklenilen o zat gelse de tek başına mukabele edemez, bir cemaatin şahs-ı manevisine dayanmazsa mağlup olur." demiyormu? Peki daha ne şahıs beklentisine giriliyor?

5. İşte bu nedenle bundan sonra şahıs olarak Mehdi de İsa da gelmeyecektir. Zira Mehdi Bediüzzaman'dır. Cemaatini ve Şahs-ı Manevisini oluşturmuştur. Bediüzzaman beklenen Mehdi olunca hz. İsa as da gelmiş ve Mehdiye uyarak namaz kılmış olması gerekir. O da görüşmüş ve hizmetini Risale-i Nurun şahs-ı manevisine ve Risale-i Nurlara devrederek kendisine ve şahsına ait görevini ypmıştır. Yoksa Hıristiyanlık dünyasında Risale-i Nurlar hizmet edemezdi. Hırsitiyanlar tarafından okunmaz ve başka dillere çevrilmezdi... Madem 40 dile çevrildi Hıristiyanlar da okuyor demek hz. İsa'nın as makbulüdür. Zira onun "Tevhid" davasının akli ve bürhanlı ispatı Risale-i Nurlardadır. 

6. Bediüzzaman hayatta olduğu zaman "O gelecek zatın ismini vermek, üç vazifesi birden hatıra geliyor; yanlış olur. " du. Zira o zaman cemaat yoktu. Risaleler bu derece yaygın değildi ve Bediüzzamana mahkemelerde "Sen siyaset yapıyorsun, düzeni değiştireceksin ve Mehdi olduğunu iddia ediyorsun?" diyorlar güya suçluyorlardı. Bediüzzaman "Ben Mehdiyim" dese, hocalar "Mehdinin binlerce askeri olacak, şeriatı getirecek, dünyaya islamı hakim kılacak. Senin mehdiye benzer yönün yok!" diye itiraz edeceklerdi. Devlet de "Şeriat getireceksin demekki öyle ise sen siyaset yapıyorsun ve bizim dünyamıza göz diktin bunu sana yaptırmam, kanunda yasak diye idam kararı vereceklerdi." O zaman ismini vermek doğru değildi. Şimdi Bediüzzaman'ın şahsı yok, ama her yerde eserleri ve dersleri var. 40 dile çevrilen kitapları ve dünyanın her yerinde insanları imana davet eden talebeleri ve kitapları var. Demek ki sonra gelcek olan zat, Bediüzzamanın kitaplarını okuyan milyonlarca cemaattir. Gelmiş ve görevlerini yapmaktadırlar. Hepsini bir araya toplasanız 100 milyonu bulur. Gittikçe de artıyor... 

Şimdi Bediüzzaman Mehdi değil de kim gelecek de şu anda Bediüzzaman'nın yaptığı bu hizmeti yapacak?
Ha... Siyasi liderler.." derseniz onların davası din ve iman değil saltanat davasıdır. İktidarları da ancak 10 ile 20 senedir. 20 seneyi geçen herhangi bir lider var mı? Seçim olduğuna göre değişmeyecek mi? Öyle ise Kıyamete kadar ilim ve irfanla ders veren, imanı insana kazandırıp ebedi saadetini temin eden, gönüllerde ve kalplerde yaşayan ve her zaman kendisine dua edilen ve herkesin zararsız menfaat gördüğü Bediüzzamandan başka biri olabilir mi? 

Öyle ise akıllı olalım, aklımızı peynir ekmekle yemeyelim, ehl-i dalaletin propagandalarına aldanmayalım.. "Mehdi gelecek o da bizden olacak, devleti ele geçirecek, kendine tabi olanlara avuç avuç altın dağıtacak..." gibi yalanlara inanmayalım. Hangi peygamber insanlara avuç avuç altın dağıttı? Peygamberler insanlara İMAN dağıtır, İLİM dağıtır, AHLAK dağıtır... Hiç kimsenin hakkına ve hukukuna tecavüze etmez, edenlere de müsaade etmez. Mehdi peygamberin yolundan gitmeyecek de Diktatörlerin, zalimlerin ve kralların yolundan mı gidecek? Haşa ve Kelaa....

Peygamberler krallar gibi tahtlara ve saraylara hakim olmadı, İmanla, ahlakla, ilimle tüm insanların kalplerine, akıllarına ve gönüllerine hakim oldu. Padişahlar da onların ümmeti oldu ve onların hakimiyetini sağladı... Kapısında kul oldular.. Mehdi'nin hakimiyeti de böyle olacaktır. O hz. Muhammed Aleyhisselamın ve Kur'anın hakkaniyetini insanlara kabul ettirecek ve "Şeriat-ı Muhammediyi" hakim kılacak.. Bediüzzaman bunu yapıyor...

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
oğuzhangözüpek
Bu mektup Sıkke-i Tasdıki Gaybi ikinci mektupta ve Şualarda da kısmen geçiyor. Son devirde insanların(TV kanalları bu konuda programlar yapıyor) Her ne kadar açık anlam görünse de tevile hatta tahlile açık bir durum.Bence Üstadın Mehdi veya Büyük Mehdi olup olmaması Bizim Hizmet anlayışımız açısından fazla önem arz etmiyor.1.Ahirette Kendimizi kurtaracak eserimiz yoksa 2.Allah cc huzuruna kul hakkıyla 3.Verdiği nimetlerin şükür edası konusunda eli boş gideceksek Üstadın veya bir başkasının Mehdiliği, Müçtehitliği bize fayda sağlarmı? Tıpkı insanın kendi ölümünden öncelikle KIYAMETİ düşünmesi gibi. Bu güne kadar anladığım;Rabbimiz mühim vazifeleri İhsanı İlahi olarak ihaslı,sadık kul-larının omuzlarına veriyor.Bu halleri devam ettikçede onları istihdam ediyor.NE ZAMAN İhlası,sıdkı,birliği terketseler önce onları parçalıyor,tokatlar atıyor anlamazlarsa,O mühim vazifeyi alıp layık kimse onun-ların omuzuna koyuyor.İşte islam tarihi.Fitnenin kol gezdiği günümüzde AMAN DİKKAT.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
CihatB
Risale-i Nuru okuyan Üstadı Mehdi olarak kabul edecek kadar bilgi sahibi olur. Risale-i Nuru okuyamayanlar ise hem Mehdi de ararlar hem de Hz İsa yı beklerler. Risale-i Nuru kısmen okuyanlar ise mektuplarından başkalarına ya da kendilerine pay çıkarmak isterler. Şunu ifade etmek lazım ki: Nurların neresi araştırılırsa araştırılsın, kazılırsa kazılsın, bakılırsa bakılsın; bulunacak tek şey Üstad ve talebeleri ve Risale-i Nurdur. Başka şeyler bulduğunu iddia edenler Nurlara karşı vukufiyetsizliklerini izhardan başka bir şey yapmış olmazlar. Üstaddan sonra birini beklemek bu kitapları anlamamak olur. Bu kitapları okuyan anlayan Nur talebesi olmaya çalışır. Ön plana çıkmaya çalışmaz. Abilerin fazla tanınmama ve bilinmeme sebebi de budur. Kendilerini havuz içinde eritmişlerdir.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
hamditas
Sonra, o seyyah-ı âlem asırlarda gezerken, Müceddid-i Elf-i Sâni İmam-ı Rabbânî Ahmed-i Farûkî'nin medresesine rast geldi, girdi, onu dinledi. O imam, ders verirken diyordu: "Bütün tarikatlerin en mühim neticesi hakaik-ı imaniyenin inkişafıdır" ve "Birtek mesele-i imaniyenin vuzuhla inkişafı, bin kerâmâta ve ezvâka müreccahtır." Hem diyordu: "Eski zamanda, büyük zâtlar demişler ki: 'Mütekellimînden ve ilm-i kelâm ulemasından birisi gelecek, bütün hakaik-i imaniye ve İslâmiyeyi delâil-i akliye ile kemâl-i vuzuhla ispat edecek.' Ben istiyorum ki, ben o olsam, belki (Haşiye) o adamım" diye, ... Haşiye: Zaman ispat etti ki, o adam, adam değil, Risale-i Nur'dur. Belki ehl-i keşif Risale-i Nuru ehemmiyetsiz olan tercümanı ve nâşiri sûretinde keşiflerinde müşahede etmişler, "bir adam" demişler.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
hamditas
Ümmetin beklediği, âhirzamanda gelecek zâtın üç vazifesinden en mühimi ve en büyüğü ve en kıymettarı olan iman-ı tahkikîyi neşir ve ehl-i imanı dalâletten kurtarmak cihetiyle, o en ehemmiyetli vazifeyi aynen bitemâmihâ Risale-i Nur'da görmüşler. İmam-ı Ali ve Gavs-ı âzam ve Osman-ı Hâlidî gibi zatlar, bu nokta içindir ki, o gelecek zatın makamını Risale-i Nur'un şahs-ı mânevîsinde keşfen görmüşler gibi işaret etmişler. Bazan da o şahs-ı mânevîyi bir hâdimine vermişler, o hâdime mültefitane bakmışlar. Bu hakikatten anlaşılıyor ki, sonra gelecek o mübarek zat, Risale-i Nur'u bir programı olarak neşir ve tatbik edecek. SAid Nursi r.a. (Sikke-i Tasdik-ı gaybi)
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...