Block title
Block content

"Mekke-i Mükerreme'de dahi -farz-ı muhal olarak- Risale-i Nur aleyhinde bir itiraz kutb-u âzamdan gelse... Her zamanda bulunan iki imam ..." İki imam ve Mekke'de kutb-u azam günümüzde de varlar mı? Üstad'ın "kambur" dediği zat Mekke'deki kutb-u azam mı?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Risale-i Nur'un şahs-ı mânevîsi ve o şahs-ı mânevîyi temsil eden has şakirtlerinin şahs-ı mânevîsi 'Ferid' makamına mazhar oldukları için, değil hususî bir memleketin kutbu, -belki ekseriyet-i mutlaka ile- Hicaz'da bulunan kutb-u âzamın tasarrufundan hariç olduğunu ve onun hükmü altına girmeye mecbur değil. Her zamanda bulunan iki imam gibi, onu tanımaya mecbur olmuyor. Ben, eskide, Risale-i Nur'un şahs-ı mânevîsini, o imamlardan birisini zannediyordum."

"Şimdi anlıyorum ki, Gavs-ı Âzam'da, kutbiyet ve gavsiyetle beraber, 'Ferdiyet' dahi bulunduğundan, âhir zamanda, şakirtlerinin bağlandığı Risale-i Nur, o Ferdiyet makamının mazharıdır. Bu gizlenmeye lâyık olan bu sırr-ı azime binaen Mekke-i Mükerremede dahi -farz-ı muhal olarak- Risale-i Nur'un aleyhinde bir itiraz kutb-u âzamdan dahi gelse, Risale-i Nur şakirtleri sarsılmayıp, o mübarek kutb-u âzamın itirazını iltifat ve selâm suretinde telâkki edip, teveccühünü de kazanmak için, medâr-ı itiraz noktaları o büyük üstadlarına karşı izah etmek, ellerini öpmektir."(1)

Kutub, değirmen taşının miline denilir. Tasavvufta ise, evrenin manevi yönetiminden sorumlu veliler topluluğunun başkanıdır. Herhangi bir sıfatla birlikte kullanılmadığında kutub kelimesi bu başkanı dile getirmekle birlikte, birden çok kutubdan söz etmek mümkün olduğundan, kutub yerine Kutbu’l-Aktab (Kutublar Kutbu) deyimi kullanılır. Kutuba, kendisine sığınanlara yardım eden anlamında gavs ya da gavsu’l-azam da denir. Kutub, varlığın yaratılış nedeni olan Muhammedî hakikatin (Hakikat-ı Muhammediye) kendisinde tecelli ettiği kişidir.

Bu tabir mutlak bir tabir olduğu için her meslek ve meşrep sahibi kendi meslek ve meşrebinin ileri gelenlerini bu makama yakıştırır. Bu yüzden filanca şahıs demek güçtür. Üstad hazretlerinin “... değil hususî bir memleketin kutbu, belki ekseriyet-i mutlakayla Hicaz'da bulunan kutb-u âzamın...” tabirinden anlaşılan manaya göre her bölgenin kendine has bir kutbu vardır. Elbette Hicaz bölgesinin de bir kutbu vardır ki, bu kutup diğer bölgelerin kutuplarının hepsinin üstünde bir makama sahiptir. Bir nevi bütün dünyanın manevi lideri ve kutbu şeklindedir. Nasıl Mekke, şehirlerin efendisi ise, Mekke’nin kutbu da kutupların efendisi hükmündedir. Bu kutbun kimliğini herkesin bilmesi mümkün değildir. Bunu ancak manevi cephesi güçlü kişiler bilebilirler. 

 Her zamanda bulunan iki imam gibi, onu tanımaya mecbur olmuyor.”  Bu tabirden de her dönemde iki imamın olduğu anlaşılıyor ve birbirlerinin riyasetine girmeye muhtaç değildirler. Risale-i Nur talebelerinin şahsi manevisi bu imamlar sınıfından olduğu için başka kutup ya da imamların riyasetine girmeye muhtaç değildirler. Burada anlatılmak istenen asıl mesaj bu noktadır.

"Kambur" hakkında şöyle bir hatırat mevcut: 

"Üstad'ın Kutb-u Âzamla konuşması"

"Bir gün beraber ikindi namazını kıldık. Namazdan sonra tesbihatta iken: 'Kambur, ben mi haklıyım, yoksa sen mi haklısın?' diye birisine hitap ediyordu."

"Ben yine bir çok zamanlar olduğu gibi, hayretler içindeydim. Odasında benimle kendisinden başka kimse yoktu. Benim merakımı görünce, meseleyi şu şekilde izah etti:"

"Onuncu Söz, haşir ve âhiret hakkındadır. Ben o eseri bir vakitler Barla'da yazıyordum (1926 senesi). Baktım o günlerde  bir İslâm düşmanı, ıslahı gayr-i-kabil... Arefeye bir kaç gün vardı. Ben beddua ettim. Benim bedduama karşılık bütün Hicaz velileri ve Hicaz'daki Kutb-u A'zam ise, onun ıslahı için dua ediyorlardı. Benim bedduam ferdî kaldığı için iade edildi. Aradan uzun seneler geçti. Baktım, bu sene (1938-1939 senesi) bana nihayet hak verdiler. Ben halbuki bunun ıslahının gayr-i kabil olduğunu biliyordum. Onlar nihayet bu sene başladılar beddua etmeye. Benim konuştuğum Kutb-u A'zam'dır; Mekke-i Mükerreme'dedir. Bütün Hicaz'la birlikte beddua etmeye başladı. Bana hak verdi. Ben de ona hitap ettim.'"(2)

Her zamanda İslam alemi içerisinde, Peygamberimiz (a.s.m)'ın ilim ve velayet kanatlarını temsil eden birer imam bulunur. Üstadımız bu hakikati, "her zamanda bulunan iki imam gibi" ifadesiyle dillendirmektedir. Bu iki imam çoğunlukla Mekke'de bulunan Kutb-u Azam'a tasarruf cihetiyle bağlıdırlar.

Fakat, hem Kutbiyet ve hem de Gavsiyet makamlarını kendisinde bulunduran bir zatın Kutb-u Azam'a (şayet varsa) bağlı olması düşünülemez.

Yani Ferdiyet dediğimiz hem Kutbiyet ve Hem de Gavsiyet makamlarını içeren makama sahip olan birisi, doğrudan Kur'an ve Resulullah (a.s.m)'a bağlıdır.

İşte Üstadımız, zamanında Abdulkadir-i Geylani hazretlerine verilen bu makamın, Ahirzamanda da Onun şakirtleri olan Risale-i Nur talebelerinin şahs-ı manevisine de verildiği ifade etmektedir.

Dipnotlar:

(1) bk. Kastamonıu Lâhikası, 120. Mektup.
(2) bk. Emin ÇAYIRLI (Çaycı Emin Bey)'in Hatıraları, Son Şahitler, II/99.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: 120 | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 12890 | Word indir | Pdf indir
Paylaş

Yorumlar

drerkan
Allah razı olsun.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...