"Mektûbat-ı Rabbaniye" kavramını açıklar mısınız?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Nur Risalelerinde, âlemdeki varlıklar için, “mektûbat-ı Rabbaniye” tâbiri kullanılır. Yâni, her varlık bir İlâhî terbiyeden geçmiş, çok mânâlar yüklenmiş, ayrı bir şahsiyet kazanmış ve bir Rabbanî mektup olmuştur. Bu mektupların mürekkebi atomlardır.

Mektub, yazılan, yazılmış demektir. Kâinattaki varlıklar da kudret kalemiyle yazılmış birer mektuptur. Bu mektupların çok önemli bir özelliği Rabbanî olmalarıdır.

İnsan bir kâğıda, meselâ, “güneş” kelimesi yazar. Ama o kelime güneş olmanın gerektirdiği terbiyeden geçmemiştir; sadece güneşin ismini ifade eder. Cenab-ı Hak da sema sayfasında güneş yazmıştır. Ama bu güneş rabbanî bir mektuptur. Bir terbiyeden geçmiştir; ışık vermektedir, ısı vermektedir.

Bir materyaliste göre, mektupları mürekkepler yazmışlardır. Tabiatçıya göre mürekkebin mektup olması tabiîdir. Ve bir evrimciye göre, “mektuplar mürekkeplerin çok uzun süre beklemesiyle yazılmışlardır!”

"Kâinat kitabının mürekkebi atomlardır," dedik. Bu atomlar İlâhî kudret ile var edilmişler ve yüz kadar elementten sonsuz denecek kadar yıldız, güneş, gezegen yaratılmış. Bunların tamamına birden “kâinat” diyoruz ve bu kitabın her kelimesinin hatta her harfinin İlâhî bir terbiyeden geçtiğini ve Rabbanî olduğunu çok iyi biliyoruz.

Konuyla İlgili Okuma Parçası: TABLO

Çoğumuz, bir tablonun güzelliğini anlatırken, canlılığı üzerinde durur, ona ağırlık veririz. “Resimdeki çocuk sanki gerçekten ağlıyor” veya “kuzunun süt emmesini ne güzel canlandırmış”, gibi sözler ederiz. Burada beğenilen tablolar bir başkasıyla karşılaştırılır; farkında olunmadan. İşte bu esas tablo şu kâinattır yahut ondan kesitler.

Bu tablonun en belirgin özelliği, Rabbanî oluşudur. Yâni onda yazılanlar, çizilenler, resmedilenler bir terbiyeden geçmişlerdir. Ressam, bir elma resmi çizer, ama onun elmasında ne vitamin vardır, ne koku, ne de lezzet; sadece sanatlı bir şekil ve güzel bir taklittir. Kâinat tablosundaki elmalar ise Rabbanîdirler, yani “elma” mahiyetinin cisimleşmiş birer şekli olarak terbiye görmüşlerdir.

Gerçekten de dünya harikalar harikası bir muhteşem tablo; ama nasıl! Yağmuru gerçekten yağar; güneşi gerçekten doğar; kuzuları gerçekten meler; insanları gerçekten düşünür, sevinir, ağlar; kuşları gerçekten uçar... Bir ressam da bu tablo içinde bir figürdür; resim yapmaktadır. O ressam yaptığı resimlerden söz edilmesini isterken kendisini çizen kalemden nasıl gafil olabilir!

Her eseri sanatkârının bir çiçeği, bir meyvesi olarak değerlendirmeli. Eserin ortaya çıkmasında sanatkâra bahşedilen kabiliyetin, ona takılan âletlerin, azaların büyük payı unutulmamalı. Güneşten ziya akıtan, ağaçtan meyve çıkaran, deryada balık üreten şu kâinatın sahibi, insanda da çok çeşitli eserler yeşertmekte, mahsuller yetiştirmekte. İnsanın eli, dili, fikri, hayali ayrı birer derya, ayrı birer tarla... Elinden çıkan resimlere, hatlara, mimarî yapılara; dilinden dökülen güzel sözlere, harika nutuklara; fikrinden süzülen kitaplara hep bu gözle bakılmalı.

Yalnız şu nokta unutulmamalı: Ağaç ne için yaratılmışsa onu yazıyor. İnsana ise yazacağı şeye kendisinin karar vermesi imkânı tanınmış. Başında uzayan saçla, kaleminden dökülen yazının farkı burada. Bu yüzden, eserin güzeli yanında çirkinini, harikası yanında pespayesini de verebiliyor. Buna engel olunmayışını, bu dünyada imtihan oluşunun icabı olarak değerlendirmek gerekir.

Dünya tablosu sürekli değişmekte. Canlıların konuşup susmalarıyla, oturup kalkmalarıyla, doğup ölmeleriyle; ayrıca rüzgârın esmesi, suların akmasıyla, tablonun tamamının da durmadan dönmesiyle her an yeni yeni manzaralar ortaya çıkıyor ve kayboluyor. Bu tabloda biz de vazifemiz tamam oluncaya kadar yaşayacak, sonra silineceğiz; büyük sergide yeniden teşhir edilmek üzere...

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

MFASARI
Mektubatı Rabbaniye terkibini çok güzel açıklamışsınız. Ufkumu açtı. Maaşallah Sübhanallah..
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...