Mektubat'ta birlikte zikredilen; ayet ile kudsî hadis arasında fark var mıdır? Bir de On Dokuzuncu Mektub'ta Hadis-i Kudsî vahy-i sarihî grubuna dâhil edilmiştir. Hadis-i kudsînin lügat mânası ile vahy-i sarihînin mânası tenakuz teşkil ediyor mu?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"İKİNCİ ESAS: Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, hem beşerdir, beşeriyet itibarıyla beşer gibi muamele eder; hem resuldür, risalet itibarıyla Cenâb-ı Hakkın tercümanıdır, elçisidir. Risaleti, vahye istinad eder. Vahiy iki kısımdır:"

"Biri vahy-i sarihîdir ki, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm onda sırf bir tercümandır, mübelliğdir, müdahalesi yoktur: Kur'ân ve bazı ehâdis-i kudsiye gibi."

"İkinci kısım, vahy-i zımnîdir. Şu kısmın mücmel ve hülâsası, vahye ve ilhama istinad eder; fakat tafsilâtı ve tasvirâtı Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâma aittir. O vahiyden gelen mücmel hadiseyi tafsil ve tasvirde, zât-ı Ahmediye Aleyhissalâtü Vesselâm, bazan yine ilhama, ya vahye istinad edip beyan eder, veyahut kendi ferasetiyle beyan eder."

"Ve kendi içtihadıyla yaptığı tafsilât ve tasvirâtı ya vazife-i risalet noktasında ulvî kuvve-i kudsiye ile beyan eder, veyahut örf ve âdet ve efkâr-ı âmme seviyesine göre, beşeriyeti noktasında beyan eder."(1)

Ayetin hem mânası hem lafzı Allah’ın takdiri iledir.

Vahy-i sarih: Mânası da lafzı da Allah tarafından tesbit edilen vahiy çeşididir. Kur’an-ı Kerim’in bütün ayetleri böyledir. Peygamber Efendimiz (asm) sadece tercüman ve mübelliğdir, bu ayetler üzerinde zerre kadar tasarrufu yoktur.

Hadis-i Kudsî ise mânası Allah’tan, ifade ve üslup ise Peygamber Efendimiz (asm) tarafından ifade edilen hadislerdir. Yani Hazret-i Peygamber (asm)'in Allah Teâlâ'dan rivayetle ifade buyurduğu hadislerdir. Hadis-i Kudsîler, Hz. Peygamber (asm)'in istediği ibare ile ifade etmek üzere bazen Cibril (a.s) vasıtasıyla, bazen vahiy ile bazen de rüya vasıtasıyla Allah Teâlâ'dan rivâyet ettiği hadistir. "Kudsî hadislerin, bir taraftan ilk kaynak olarak Allah Teâlâ'ya izafe edilmesi, diğer taraftan Hz. Peygamber (asm)'in hadisleri arasında ve hadis lafzıyla zikredilmesi, bunların bazı yönlerinden Hz. Peygamber (asm)'in hadislerine benzerliğini ortaya koymaktadır. Zira Kur'ân-ı Kerim Allah kelâmı olup Hz. Peygamber (asm)'e vahyolunmuştur; kudsî hadislerin de ilk kaynağı Allah Teâlâ olduğuna ve Hz. Peygamber (asm) tarafından ondan rivayet edildiğine göre, bunlar da vahiydir.

Lakin Hadis-i kudsîlerin hem mânasının hem de lafzının Allah tarafından vahyedilmesi, ayet makamına çıkamıyorlar. Şu ibare bu mânaya işaret ediyor:

“Biri vahy-i sarihîdir ki, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm onda sırf bir tercümandır, mübelliğdir, müdahalesi yoktur: Kur'ân ve bazı ehâdis-i kudsiye gibi.”

Ayetle kudsî hadisler arasında en büyük fark i’cazdır. Ayetler i’cazlı, yani mu’cizevî bir ifade iken, kudsî hadisler ayet gibi mucizevî değildir. Kur'an tevâtür yoluyla, kudsî hadisler âhâd yolla nakledilmişlerdir.

Vahiy olmak bakımından Kur'ân-ı Kerim'le hadis-i kudsî arasında herhangi bir fark yoktur. Bununla beraber, kudsî hadisler Kur'an'dan sayılmazlar; "Her ikisinin de kendilerine has hususiyetleri vardır ve bu hususiyetler ikisinin aynı şey olmalarına engel teşkil ederler." (2)

Üstad Hazretlerinin bazı kudsî hadisleri Kur’an sınıfından saymasının sebebi, bu kudsî hadislerin mânâ ciheti ile vahye dayanması, bu cihetiyle diğer hadislerden farklı olmasından dolayıdır. Sarih ifadesi mânâ noktasından kudsî hadislerin tıpkı Kur’an gibi rasih ve sağlam olmasına işaret ediyor. Hem mânası, hem lafzı Peygamber Efendimiz (asm)'e ait olan hadislerin ekseriyette olması ve kudsî hadislerin yüz adedi geçmemesi bu mânayı teyid ediyor.

Kur'an âyetlerinin mâna ile rivayeti câiz değildir. Kur'an âyetleri namazda okunur, cünüp iken okunmaz ve abdestsiz dokunulmaz. Kudsî hadisler böyle değildir.(3)

Başta diğer semavî kitaplar olmak üzere hiçbir suhuf, lafız, hitap ve hadis Kur’âna yetişemez. Zira “Kur’ân bütün âlemlerin Rabbi itibarı ile Allah'ın kelamıdır.”

" … Ve şu sırdandır ki, 'Kelâmullah' ünvanı, kemâl-i liyakatle Kur’ân’a verilmiş ve daima da veriliyor. Kur’ân’dan sonra sair enbiyanın kütüb ve suhufları derecesi gelir. Sair nihâyetsiz kelimât-ı İlâhiyenin ise, bir kısmı dahi has bir itibarla, cüz’î bir ünvanla, hususî bir tecelliyle, cüz’î bir isimle ve has bir rububiyetle ve mahsus bir saltanatla ve hususî bir rahmetle zahir olan ilhâmât suretinde bir mükâlemedir. Melek ve beşer ve hayvânâtın ilhamları, külliyet ve hususiyet itibarıyla çok muhteliftir."(4)

Dipnotlar:

(1) Mektubat, On Dokuzuncu Mektup.

(2) bk. Talat Koçyiğit, Hadis Istılahlarla Ankara 1980, s. 123-124).

(3) Muhammed Accâc el-Hatîb, es-Sünnetu Kable't-Tedvîn, Kâhire 1383/1963, s.22.

(4) Sözler, Yirmi Beşinci Söz

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

Adem68474

Hem lafzı hem manası Allah'a ait olan Kudsi hadisler varmıdır misal verirmisisiniz 

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...