Block title
Block content

"Meleke-i mârifet-i hukuk" dedikleri her fenalığın maddeten zararını ihsas ede ede ve efkâr-ı umumiyeyi ikaz etmekle hâsıl olan "meleke-i riayet-i hukuk" dedikleri emri, şeriat-ı İlâhiyeye bedel,.." devam eden cümleyi açıklar mısınız?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Meleke-i mârifet-i hukuk: İnsanların neyin doğru, neyin yanlış olduğunu tecrübe, deneyimler ve fennin inkişafı ile tespit etmesidir. Yani, "İnsanlar bu meleke sayesinde hakkı ve güzeli bulabilirler; öyle ise peygambere ne ihtiyaç vardır?" denilerek, haşa peygamberlerin gereksiz olduğunu ima eden felsefi bir tabirdir.

Meleke-i riayet-i hukuk: Tecrübe ve deneyimler ile sabit olan hukuk sisteminin tatbik ve teşvik edilmesini temin etmektir. Bu da otoriter bir devlet ve hukuk düzeni ile mümkündür. Şayet bir hukukunuz ve bunu tatbik edecek bir de sisteminiz varsa, şeriata ve dine ihtiyaç kalmaz, denilmek isteniyor.

Üstad Hazretleri bu batıl vehimlere cevap veriyor: 

"Dünya ihtiyarlandı, böyle bir hukuk düzeninin ve bunu tatbik edecek mükemmel bir otoritenin oluşmasına zaman kalmadı, daha halen dünyanın bir çok yerinde vahşi kabileler var. Medeniyetin beşiği olan Avrupa bile daha düne kadar birbirlerini yiyorlardı, nasıl olur da böyle bir beklentinin içine girilebilir."

Halbuki bugünkü tekniğin alt yapısı ve medeniyetin müspet yönleri tamamı ile din ve peygamberlerin paradigması üzerine bina olmuştur. İnsan hakları beyannamesinin çok daha ileri ve mükemmel şeklini Peygamber Efendimiz (asv) Veda Hutbesi'nde insanlığa ders vermiştir.

Üstelik batı medeniyetinde teknikte ve müspet yönde gelişme olduğu kadar, haram ve ahlaksızlıkta da gelişmeler olmuştur. Hatta batı medeniyetinin şerri hayrına galiptir. Durum böyle iken nasıl olur da doğruları peygamberlerden öğrenmeye yüz çevrilebilir, şaşılacak şey. Bugün insanlık belki maddi ve şekil bakımından terakki edebilir; ama manen ve ahlaken çöküntü içindedir. Peygamberler, maddeyi inşa için değil, mana ve maneviyatı inşa için gönderiliyorlar.

"Evet, nasıl ki nevâmis-i hikmet, desâtir-i hükûmetten müstağni değildir. Öyle de, vicdana hâkim olan kavanin-i şeriat ve fazilete eşedd-i ihtiyaçla muhtaçtır. İşte, şöyle mevhume olan meleke-i tâdil-i ahlâk, kuvâ-yı selâseyi hikmet ve iffet ve şecaatta muhafaza etmesine kâfi değildir. Binaenaleyh insan bizzarure vicdan ve tabiatlara müessir ve nâfiz olan mizan-ı adalet-i İlâhiyeyi tutacak bir nebîye muhtaçtır."(1)

Fen ilimleri ve hikmetin kuralları, insanları kendi başına tedbir ve idare edemezler. Onları terbiye ve idare edecek bir hükümet ve otorite gereklidir. Maddi baskı ve otorite ancak insanların kalıbına hükmeder, ruh ve vicdan dünyasına hükmetmez. İnsanların ruh ve vicdan dünyası; ancak İlahi bir esinti ve terbiye ile terbiye olunurlar, öyle ise dinler hikmet ve fennin rakibi değil tamamlayıcısıdır. Hikmet ve fenni dinin yerine koymak hamakat ve cehalettir.

(1) bk. Muhakemat, Üçüncü Makale, İkinci Maksat.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Üçüncü Makale, İkinci Maksad | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 1977 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...