Block title
Block content

"Melekler zikir ve tesbih ve hamd ve ibadet ve marifet ve muhabbetin envarıyla tagaddî edip telezzüz ediyorlar." cümlesini yorumlar mısınız?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Lezzet almak, sadece nefis ve cisme münhasır değildir. Lezzetin çok çeşitleri ve geniş mertebeleri vardır. Nefis ve cismin lezzetleri, bu lezzetlerin sadece birkaç tanesidir.

İnsanın mahiyetinde hem cismani ve hayvani, hem de manevi ve insani duygu ve latifeler vardır. Bu duygu ve latifelerin hepsinin kendine mahsus bir lezzet alması vardır. Midenin lezzeti yiyecek ve içecekler iken, gözün lezzeti görmektir, kulağın lezzeti işitmek, kalbin lezzeti muhabbet, aklın lezzeti manalar alemidir, ve hakeza. Kalp, vicdan, ruh, akıl gibi latifeler, nefsin cihazları olmadığı halde lezzet alabiliyorlar. Demek lezzet, sadece nefis ve maddeye mahsus değil.

Meleklerin de kendilerine mahsus, kalbi, vicdanı, ruhu, şuuru, latife ve hissiyatları vardır ve bunların hepsinin kendine özgü lezzetleri de vardır. Belki nefis ve cismani lezzetleri insan gibi tadıp bilemezler; ama onlar da sair mahiyetleri ile tagaddi edip lezzet alabilirler. Biz ekmek yeriz, bundan gıda alıp lezzet duyarız, onlar da tesbih ve tahmid yerler, ondan lezzet duyup gıda alırlar.

Üstad bu meseleyi şu şekilde izah ediyor:

"BİRİNCİ REMİZ: Sualde diyor ki: Bir şeyin zıddı olmazsa, o şeyin nasıl kemâli olabilir?"

"Elcevap: Şu sual sahibi, hakikî kemâli bilmiyor, yalnız nisbî bir kemal zannediyor. Halbuki, gayra bakan ve gayra nisbeten hasıl olan meziyetler, faziletler, tefevvuklar hakikî değiller; nisbîdirler, zayıftırlar. Eğer gayr nazardan sakıt olsalar, onlar da sukut ederler. Meselâ, sıcaklığın nisbî lezzeti ve fazileti, soğuğun tesiriyledir. Yemeğin nisbî lezzeti, açlık eleminin tesiriyledir. Onlar gitse, bunlar da azalır."

"Halbuki, hakikî lezzet ve muhabbet ve kemal ve fazilet odur ki, gayrın tasavvuruna bina edilmesin, zâtında bulunsun ve bizzat bir hakikat-i mukarrere olsun. Lezzet-i vücut ve lezzet-i hayat ve lezzet-i muhabbet ve lezzet-i marifet ve lezzet-i iman ve lezzet-i beka ve lezzet-i rahmet ve lezzet-i şefkat ve hüsn-ü nur ve hüsn-ü basar ve hüsn-ü kelâm ve hüsn-ü kerem ve hüsn-ü sîret ve hüsn-ü suret ve kemâl-i zat ve kemâl-i sıfât ve kemâl-i ef'al gibi bizzat meziyetler, gayr olsun olmasın, şu meziyetler tebeddül etmez."

"İşte, Sâni-i Zülcelâl ve Fâtır-ı Zülcemal ve Hâlık-ı Zülkemâlin bütün kemâlâtı hakikiyedir, zâtiyedir. Gayr ve mâsivâ Ona tesir etmez, yalnız mezâhir olabilirler."(1)

(1) bk. Sözler, Otuz İkinci Söz İkinci Mevkıf.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...