"Melik-i Kadîr ki, semavat ve arzı altı günde yaratarak arş-ı rububiyetinde durup,.." Arş-ı rububiyette durmak ne demektir? Semavat ve arzın altı günde yaratılması meselesini izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

ARŞ: Her bir varlık ve her bir unsurun mahiyeti, Allah’ın arşıdır. Toprak, su, kalp, çiçek, sinek, inek, dağ, taş, yer, gök ve bütün varlıklar birer arştır.

Bir padişah tahtına oturup ülkeye nasıl hükmediyorsa -teşbihte hata olmasın- Cenâb-ı Hak da isim ve sıfatlarıyla varlıkların mâhiyetlerinde tecellî edip o varlıklara hükmediyor. Yani her bir varlığın mahiyeti, Cenâb-ı Hakk'ın tahtıdır (arşıdır). Meselâ güneş aynaların içine aksiyle nüfuz eder. Bir koltuğa, bir tahta oturur gibi aksiyle aynaların içine oturup oraya hükmeder -teşbihte hata olmasın- Cenâb-ı Hak da her bir varlıkta isim ve sıfatlarıyla tecellî eder, her bir varlık Onun isim ve sıfatlarının birer arşıdır ve birer tahtıdır. Yani bir çiçek Cenâb-ı Hakk'ın Mücemmil (Güzelleştirici) isminin arşıdır. O isimle o çiçekte tecellî eder ve o çiçek güzelleşir. Bir kiraz ağacı Onun Rezzak (Rızık Verici) isminin arşıdır. O isim o kiraz ağacında tecellî eder, kiraz bir rızık olur. İnsan kalbi bütün isimlerinin arşıdır. Her bir varlık ve her bir unsur Cenâb-ı Hakk'ın isim ve sıfatlarının hükmettiği birer tahttır veya birer arştır.

Ancak “Arş-ı Âzam” tabir edilen Büyük Arş ise, “Kâinatın daire-i âzamının ünvanıdır.” arşların arşı, kâinatın payitahtı ve merkezidir. Cenâb-ı Hakk'ın, sınırsız egemenliği ve yüce haşmetiyle tecellî ettiği yerdir. Onun o Büyük Arşı, “kâinatın ve bütün varlık âlemlerinin sağını, solunu, üstünü, altını kaplamış ve hükmü altına almıştır.” Yani baştan sona, sondan başa, içten dışa, dıştan içe her şeyi kuşatmıştır.

Arş, “yükseklik, yüksek yer, tavan, çardak. hükümdarın tahtı., saltanat,” manalarına geliyor.

Fahreddin-i Râzi'nin ifadesine göre, İlâhî emirlerin ilk muhatapları olan meleklerin bulunduğu âlem. Tabiri caizse, bütün varlık âleminin idaresiyle, tanzimiyle ilgili hükümlerin meleklere tebliğ edildiği ulvî makam.

Mahiyetinin bilinemeyeceği konusunda bütün İslâm alimleri ittifak hâlinde. Maddî ve cismanî ne kadar âlem varsa hepsi Kürsî'nin içinde kalıyor; Arş ise Kürsî'nin üstünde.

Maddî âlemler Kürsî'nin içinde kalınca, Arş’ın Kürsî'yi kaplaması, içine alması, onun üstünde bulunması, elbette cismen değildir. Bu nasıl bir üstünlük, nasıl bir kaplayıştır; bizim bunu anlamamız mümkün değildir.

Resulûllah Efendimiz (asm.) yedi kat semanın, Kürsî'nin içinde, bir kalkanın içine atılmış yedi para gibi kaldığını ifade buyurmakla, Kürsî'yi ve Arşı anlamamızın mümkün olmadığını bize ders veriyorlar.

Bediüzzaman Hazretleri, “Kalb de bir arştır, fakat ben de Arş gibiyim diyemez.” buyurarak hem insana haddini bilme dersi veriyor, hem de arşla ilgili bazı sırların yine insan kalbinde aranması gerektiğine işaret ediyor. Elbette ki bu sırlar Arşın mahiyetiyle değil, varlığıyla ilgili olabilir. Zira arşın mahiyetinin bilinmezliği de kalbden okunmakta. Kalbinin ve ruhunun mahiyetini bilemeyen insan, arşı kavrama dâvâsına nasıl kalkışabilir!?

Kalbimiz arşa gösterge. Ruhumuz ruhlar âleminden bir temsilci. Bedenimiz, Kürsî'nin içindeki maddî âlemlerden süzülmüş bir hülâsa.

Ruhun bir sıfatı olan hayat, bedenin her noktasında mevcut. Demek ki ruh, bu sıfatıyla bedeni kaplamış, kuşatmış, ihata etmiş.

Bir diğer sıfatı ilim. Ruh, saçtan da haberdar, ayak parmağından da. Akciğerin de vazifesini biliyor, akyuvarların da...

Demek ki ruh, ilim sıfatıyla da bedeni kuşatmış. Madem ki ruh bedeni böylece kuşatmış durumda, öyleyse ruh ve kalb bedenin fevkinde, onun üstündedir. Fakat, ruhun bu kaplayışı, paltomuzun bedenimizi kaplamasına benzemediği gibi, onun bedenden üstünlüğü de başın gövdeden üstünlüğü gibi değildir.

Kürsî'nin cismanî âlemi içine alması, belki hava unsurunun bedenimizi kaplamasına benzetilebilir. Ama arşın Kürsî'yi kaplaması ve onun üstünde olması, maddî hiçbir misâlle ifade edilemez. Onun cüz’î bir misâli ruhun bedeni kaplamasıdır ve bu kaplayış gibi, o kaplayış da insan idrakinin çok ötesindedir ve beşer ifadesinden çok yücedir.

“İsm-i âzama mazhar olan Arş-ı Azama uruc yolu, yetmiş bin perdeden geçer.” (Sözler)

“Cennetin sekiz tabakası birbirinden üstün oldukları halde umumunun damı Arş-ı Azamdır.” (1)

“Arş; Zâhir, Bâtın, Evvel, Âhir isimlerinin halita ve karışığıdır.” (2)

Arş bütün mahlûkattan evveldir. Bütün âlemler, sistemler onun altında cereyan ederler, parlar sönerler, doğar ölürler. O ise onlardan evvel var olduğu gibi onlardan sonra da varlığını devam ettirir. Arşın varlığı şu görünen alemin varlığından daha zahirdir, zira bu alemde olan bütün faaliyetler oradan idare edilmektedir. Bu, ruhun varlığı bedenden daha zahirdir dememiz gibidir. Yine arşın mahiyeti bilinmez, bu da onun Batın ismine mazhariyetidir. Bunun da en güzel misali, ruhun mahiyetinin bilinmeyişidir.

İslâm âlimleri, Arş ve Kürsî isimlerinin mecaz ve teşbih yönü olduğunu ifade etmekle birlikte, bu âlemlerin mevcut olduklarına da bilhassa dikkat çekerler. Yâni, tavan mânâsına gelen Arşı, kâinatın maddî bir tavanı gibi düşünmek; taht mânâsına gelen Kürsî'yi de bir padişahın saltanatını icra ettiği maddî tahtı, yahut bir âlimin ilmini neşrettiği kürsüsü gibi anlamak gibi, bunları sadece mecaz bilmek de doğru olmaz. Bu hususta şu güzel misali de vererek bizi ikaz ederler.

Nasıl Kâbe'ye beytullah yâni Allah’ın evi denilmesi mecazdır, ama Kâbe'nin varlığı da bir hakikattir. Arş ve Kürsî'yi de böyle değerlendirmek ve mahiyetlerini de anlaşılmaz olarak bilmek gerekir.

"Arş-ı Rububiyetinde durup, gece ve gündüzü, siyah ve beyaz iki hat gibi birbiri arkası sıra döndürüp..."

Rububiyet: Cenab-ı Hakk’ın mahlukatını yaratması, beslemesi, onları büyütmesi, terbiye etmesi, idare etmesi, yaşatması, öldürmesi ve onlarda tasarruf etmesidir.

Rububiyetin kemali ise, bu fiillerin ve icraatların, akılları hayrette bırakacak bir tarzda mükemmelen icra edilmesidir. Hiçbir varlığın unutulmaması, birbiriyle karıştırılmaması, tam vaktinde tasarrufta bulunulması ve hiçbir kusurun ve eksiğin görünmemesidir. Mesela:

· Hiçbir sineğin kanatsız yaratılmaması Rububiyetin kemalindendir.

· Hiçbir mahlukun aç bırakılmaması Rububiyetin kemalindendir.

· Bir anda milyarlarca varlığın mükemmelen yaratılması Rububiyetin kemalindendir.

· Her varlığa farklı vazifeler gördürülmesi ve farklı şekillerde terbiye edilmesi Rububiyetin kemalindendir.

· Her mahluka farklı bir elbise, farklı bir silah, farklı bir suret ve farklı cihazlar verilmesi Rububiyetin kemalindendir.

· Milyarlarca yıldızın birbirine çarptırılmadan gezdirilmesi Rububiyetin kemalindendir.

· Hayatların ve ölümlerin mükemmelliği Rububiyetin kemalindendir.

· Kısacası, mahluklarda yapılan bütün mükemmel ve kusursuz tasarruflar Rububiyetin kemalindendir.

Rububiyetin arşı üzerinde durmak ise, mecaz bir ifadedir. Bundan maksat, Azamet-i İlahiyeyi ve Saltanat-ı Rububiyeti hayal ve tefekkür ettirmektir.

Semavat ve arzın altı günde yaratılması meselesinin izahı ise:

Cenab-ı Hakk’ın bu âlemi altı günde yarattığını beyan eden şu Kur’an ayetleri ile bu meselenin izahına başlayalım:


“Şüphesiz Rabbiniz Allah, gökleri ve yeri altı günde yarattı.” (Â'raf, 7/54)


“Rabbiniz o Allah'tır ki gökleri ve yeri altı günde yarattı.” (Yunus, 10/3)


“... gökleri ve yeri altı günde yarattı.” (Hud, 11/7)


“ O Allah ki gökleri, yeri ve ikisinin arasındakileri altı günde yarattı.” (Furkan, 25/59)


“Allah O’dur ki gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri altı günde yaratmış, sonra Arş üzerine istiva buyurmuştur.”(Secde, 32/4)


“Andolsun ki biz gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri altı günde yarattık. Bize hiçbir yorgunluk da dokunmadı. (Kaf, 50/38)


“O’dur ki gökleri ve yeri altı günde yarattı.” (Hadid, 57/4)


Mezkûr ayetlerde şu kâinatın altı günde yaratıldığından bahsedilmiştir. Müfessirler bu altı günün manası hakkında ihtilaf etmişler ve birbirinden farklı görüşler beyan etmişlerdir. Bütün bu görüşleri iki kısımda toplamak mümkündür:

1. Altı günden maksat, altı devirdir.

2. Altı günden maksat, altı gündür.

Şimdi bu iki görüşü tahlil edelim.

1. Altı günden maksat, altı devirdir.

Bazı müfessirler, ayet-i kerimede geçen “altı gün” kavramını “altı devir” olarak izah etmişlerdir. Onlar derler ki:

a. Gün kavramı, Dünya’nın kendi etrafındaki bir tam dönüşünü tamamladığı süreye verilen isimdir. Eğer Güneş ve Dünya yoksa bu anlamda "gün" de yok demektir. Dünya ve Güneş sonradan yaratıldığına göre, ayette zikredilen gün tabiri ile dünya günü kastedilmiş olamaz. O hâlde devir kastedilmiş olmalıdır.

b. Ayrıca Kur’an’ın bazı ayetlerindeki “gün” kavramı ile genel manadaki “vakit” kastedilmiştir.

... وَمَن يُوَلِّهِمْ يَوْمَئِذٍ دُبُرَهُ “İşte o (kâfirlerle harp edildiği) gün her kim onlara arkasını döndürür (de firar eder)se… (Enfal suresi:16) ayet-i kerimesinde olduğu gibi...

Bu ayet-i kerimede zikredilen “gün” ile 24 saatlik zaman dilimi kastedilmemiş olup, genel manada “vakit” kastedilmiştir. O hâlde kâinatın altı günde yaratıldığını bildiren ayetlerde geçen “gün” tabiri ile de bildiğimiz “gün” kastedilmiş olmayıp belirli bir vakit, yani bir devir kastedilmiş olabilir.

Mezkûr ayetlerdeki gün kavramını “devir” olarak izah eden bu âlimler de bu devirler hakkında ihtilaf etmişler ve kâinatın yaratılışını farklı devirlerle izah etmişlerdir. Rûhu’l-Beyan tefsirinde zikredildiğine göre, Allah-u Teâlâ Kâdiriyet ve Hâlikıyet (her şeye gücü yetme ve dilediğini yaratma) sıfatlarıyla gökleri ve yeri icat etmiş; Müdebbiriyet ve Hâkimiyet (her işi yerli yerince yapma ve yönetme) vasıflarıyla da onları altı günde yaratmıştır.

Bu altı güne ancak altı tür yaratığın yaratılışını hasretmiştir ki bunlar:

1) Ervah-ı mücerrede (bedenden soyutlanmış ruhlar).

2) Melekûtiyyât (meleküt âlemine ait varlıklar) ki melekler, cinler, şeytanlar ve göklerin melekûtu buna dâhildir.

3) Yıldızların, insanın, hayvanın, bitkilerin ve madenlerin nefisleri gibi nefisler (bu varlıkların kendi öz varlıkları).

4) Ecram ki, bunlar latif cisimlerden oluşan besâit-ı ulviyedir. Arş, kürsi, gökler, cennet ve cehennem bu kısmın örneklerindendir.

5) Ecsâm-ı müfrede ki, bunlar anâsır-ı erba’adır. (Su, hava, toprak ve ateşten oluşan dört temel unsurdur).

6) Dört unsurdan bir araya gelen kesif cisimlerdir.

İşte Allah Teâlâ bunların her birinin yaratılışını bir gün olarak tabir etmiştir. Yoksa zaman manasında bildiğimiz günler, göklerin ve yerin yaratılmasından önce mevcut değildiler.

2. “Altı günden” maksat, altı gündür.

Bir kısım âlimlere göre ise ayetlerde geçen “altı gün” tabiri ile bizzat gün kastedilmiştir. Bu âlimler de bu günün uzunluğu hakkında ihtilaf etmişlerdir. Şöyle ki:

Hasen-i Basri şöyle der: “Buradaki altı gün, dünya günlerinden altı gün miktarında demektir.”

İbn-i Abbas’a göre: “Her bir günü bin sene olan, ahiret günlerinden altı gün miktarında.” manasıdır.

İmam Kuşeyri de aynı manayı şöyle ifade etmiştir: “Altı günden kasıt ahiret günlerinden altı gündür ki, her bir gün bin yıl demektir. Bu da göklerin ve yerin yaratılışının önemini ortaya koymak içindir.”

İbni Kesir Hazretleri şöyle der: İbni Abbas, İmam-ı Mücahid ve Ahmet İbni Hanbel gibi zatlardan gelen açık rivayetler varken, akla yakın geliyor diye diğer görüşleri kabullenmek uygun düşmez!”

Bu meselede müfessirler daha birçok izahlar yapmışlardır. Daha geniş izah için tefsir kitaplarına müracaat edebilirsiniz. Bizler bu bahsi, Üstad Hazretleri’nin şu izahı ile tamamlıyoruz:


"BİRİNCİSİ: Mesela خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَاْلاَرْضَ فِى سِتَّةِ اَيَّامٍ “Altı günde gökleri ve yeri yarattık.” demek olan; hem, belki bin ve elli bin sene gibi uzun zamandan ibaret olan eyyâm-ı Kur’âniye ile insan dünyası ve hayvan âlemi altı günde yaşayacağına işaret eden hakikat-i ulviyesine kanaat getirmek için, birer gün hükmünde olan her bir asırda, her bir senede, her bir günde Fâtır-ı Zülcelalin halk ettiği seyyal âlemleri, seyyar kâinatları, geçici dünyaları nazar-ı şuhuda gösteriyoruz. Evet, güya insanlar gibi dünyalar dahi birer misafirdir. Her mevsimde Zat-ı Zülcelalin emriyle âlem dolar, boşanır." (1)

(1) bk. Sözler, Yirmi Sekizinci Söz.

(2) bk. Mesnevi-i Nuriye, Hubab.

(3) bk. Sözler, On Dördüncü Söz

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Yorumlar

k.toprak

güzel soruya verilen güzel cevaplar için teşekkürler

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yükleniyor...