"Meselâ küfür bir fenalıktır, bir tahriptir, bir adem-i tasdiktir. Fakat o tek seyyie, bütün kâinatın tahkirini ve bütün esmâ-i İlâhiyenin tezyifini, bütün insaniyetin terzilini tazammun eder..." devamıyla izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Meselâ küfür bir fenalıktır, bir tahriptir, bir adem-i tasdiktir. Fakat o tek seyyie, bütün kâinatın tahkirini ve bütün esmâ-i İlâhiyenin tezyifini, bütün insaniyetin terzilini tazammun eder. Çünkü şu mevcudatın âli bir makamı, ehemmiyetli bir vazifesi vardır. Zira onlar mektubât-ı Rabbâniye ve merâyâ-yı Sübhâhiye ve memurîn-i İlâhiyedirler. Küfür ise, onları âyinedarlık ve vazifedarlık ve mânidarlık makamından düşürüp, abesiyet ve tesadüfün oyuncağı derekesine ve zevâl ve firâkın tahribiyle çabuk bozulup değişen mevadd-ı fâniyeye ve ehemmiyetsizlik, kıymetsizlik, hiçlik mertebesine indirdiği gibi; bütün kâinatta ve mevcudatın âyinelerinde nakışları ve cilveleri ve cemâlleri görünen esmâ-i İlâhiyeyi inkâr ile tezyif eder."

Kâinatın ve mahlûkatın yaratılış gayesi; Allah’ın varlığını, birliğini ilan etmek, isim ve sıfatlarının tecellilerine ayna olmaktır. Güneşin doğması, yıldızların parlaması, bulutların hareketi hep bu mânanın tahakkuku içindir.

Kâinat bir ağaç ise, insan bu ağacın neticesi ve en mükemmel meyvesidir. İnsanın en ehemmiyetli vazifesi ve meyvesi ise; iman ve ibadettir. Bütün kâinat, insanın bu ulvî vazifeyi yerine getirmesi için ona hizmet etmektedirler. İnsanın iman ve ibadet vazifesini terk etmesi, bütün kâinatın hukukuna bir tecavüz ve bir hakarettir.

“Mektubât-ı Rabbâniye”: Her varlık bir Rabbanî mektuptur. Bir harf bile kâtipsiz olamazken bir mektup nasıl kâtipsiz olur!?.. Kaldı ki, kâinattaki varlıklar bizim mektuplarımıza hiç benzemez. Onlar Rabbanîdirler, yani yazılan her harf, her kelime, her cümle İlâhî bir terbiyeden geçmiştir.

Meselâ, “Elma” kelimesi kâtipsiz yazılamayacağı gibi Rabbanî bir kelime olan hakiki elma da Hâlık’sız, Sani’siz olamaz. Hakiki elma bir terbiyeden geçmiştir ve bu terbiye bütün bir âlemin müşterek çalışmasıyla vücut bulmuştur. Bu “elma” kelimesinin yazılması için topraktan, sudan, bahara, yağmura, güneşe kadar çok şeyin vazife görmesi gerekmiştir. Bizim yazdığımız “elma” kelimesinin kâinâtla bir alâkası yoktur, bir terbiyeden geçmemiştir, dolayısıyla o elma kelimesinden elma faydası edinilmez.

Diğer taraftan mevcudât “merâyâ-yı Sübhâniye’dirler.” Allah’ın isimlerineve sıfatlarına aynalık ederler; o isimleri gösterir, o sıfatları bildirirler.

Ve bütün bu varlık âlemi “memûrîn-i İlâhiye’dirler.” Bu memurlar, kendilerine verilen vazifeyi noksansız ve mükemmel olarak yerine getirirler.

İşte böyle üç ana maddede özetlenen yüksek hizmetleri göremeyen insânlar, mevcûdatı “ehemmiyetsizlik, kıymetsizlik, hiçlik mertebesine” indirmekle onlara hakaret etmiş olurlar.

Küfrün “bütün esmâ-i İlâhiyenin tezyifi”, bir önceki mes’eleyle yakından alâkalıdır. Bir varlık ehemmiyetsiz ve vazifesiz olarak görüldüğünde o varlıkta tecellî eden isimler de okunamaz olur. Âlemdeki her varlık hikmetli yaratılmıştır. Bu hikmetli yaratılış, rahmeti ve inâyeti netice vermiştir.

Kâinâtın bir küçük misâli olan kendi varlığımıza nazar edelim. Organlarımızdan da misal olarak “gözümüzü” düşünelim. Bu gözdeki ince ve derin hikmetler, tıp ilminde ayrı bir saha olarak ele alınmış ve göz üzerinde nice kitaplar yazılmış, araştırmalar yapılmış ve nice tebliğler sunulmuştur. Bunlar nazara alınmadığında, gözün İlâhî bir sanat ve Rabbanî bir mu’cize olduğu bilinmez ve onda Allah’ın Basîr (görücü, gören) isminin tecelli ettiği hakikati nazarlardan gizlenir. Bu ise Basîr ismini tezyiftir, yani o ismi önemsememek, dikkate almamaktır.

Mevcudâtı esmâ ve sıfat-ı İlâhiyeye ayna olmaları yönüyle değerlendirmeyen insanlar, insanlık şerefinden de mahrum kalır, âyet-i kerîmede haber verildiği gibi hayvândan daha aşağı düşerler. Bu ise, “bütün insâniyetin terzili” demektir. Allah’ın, ahsen-i takvîmde yarattığı ve bütün esmâsını tecellî ettirdiği bu en şerefli mahlûk, küfür sebebiyle hayvândan çok aşağı düşer. Zira hayvân, aklı olmamakla birlikte, kendisine verilen vazifeleri harfiyen yerine getiren itaatkâr bir memurdur. Bu vazifeleri görmekle bir nevi ibadet etmekte, kendine mahsus tesbihini yapmaktadır.

Allah’a inanmayan, O’nun farz kıldığı vazifeleri yerine getirmeyen, bununla da kalmayıp imana, ibadete, ahlâka cephe alarak insanları küfür ve dalâlet yoluna sevk eden insânlar elbette hayvandan daha aşağıdırlar. Üstad hazretleri insanları küfür yoluna sevk edenler hakkında “cinnî şeytana üstadlık eden ey şeytan-ı insî” demekle onların şeytandan da aşağı olduklarını ifâde etmiş oluyor.

Hâlbuki insan “bütün esmâ-i kudsiye-i İlâhiyenin cilvelerini güzelce ilân” etmesi cihetiyle meleklerden daha ileridir. Zira meleklerde Rezzak, Şâfi, Ğaffar gibi birçok esmâ tecellî etmez.

Ve insân, “bir kasîde-i manzume-i hikmet”tir. Bilindiği gibi, kasîdeler, ekseriyetle, pâdişahları medih ve sena eden şiirlerdir. İnsan, hücrelerindeki hârika nizamdan, organları arasındaki mükemmel intizama kadar her şeyiyle Allah’ın hikmetini ilan eden bir kaside gibidir.

Yine, bu insandaki bütün duygular ve latifeler, ebed için yaratılmışlardır. Bunların tümü bir çekirdek gibidir, doğru kullanıldığında, bu çekirdekten bir tûba ağacı, yanlış istimâl edildiğinde ise zakkum ağacı çıkar. Yani ebedî cennetin de, ebedî cehennemin de çekirdeği insanın istidâdıdır.

Ve insân, emaneti yüklenmekle göklerden, yerden ve dağdan daha ileri gitmiştir ve kâinât ağacının bu “en son ve en cemiyetli meyvesi” yeryüzüne hâlife olmuş, diğer birçok canlı türleri de onun hizmetine verilmiştir.

Küfür; arza hâlife ve bütün hayvânata kumandan tayin edilen insânı, bu aziz mahlûku, bu en büyük İlâhî sanatı, “mânâsız, karmakarışık, çabuk bozulur bir âdî levha derekesine indirir.”

“Levha” kelimesi, küfür ehlinin, insanın sadece maddesine nazar ettiğine, ruhuna kıymet vermediğine, hattâ inkâr ettiğine işaret eder. Hâlbuki Üstad hazretlerinin beyân ettiği gibi, “Beden ruhun hanesidir”. Ve insan, bu hanede bir süre kalacak, ondaki duygular vasıtasıyla bütün kâinatla münasebet kuracak, Rabbinin marifetinde durmadan ilerleyecek ve neticede o haneden ayrılıp bu dünyadan daha güzel olan berzah âlemine göçecektir. Ve bu güzel yolculuk cennetle son bulacaktır.

İnsanı sadece maddesiyle değerlendiren küfür, insanın ruhuyla alâkalı olan iman, ilim, marifet, muhabbet, takva, güzel ahlâk gibi ulvî değerleri perdeler. İnsan bedeni ise kâfirin nazarında, ölümle bozulmaya yüz tutacak ve zamanla tamamen ortadan kalkacak “bir âdî levha” derekesinde kalır.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...