Block title
Block content

"Mevcudat iki vecihle icad ediliyor. Biri ibdâ ve ihtirâ tabir edilen hiçden icaddır. Diğeri, inşa ve terkip tabir edilen,.." İsm-i Ferd bahsindeki bu paragrafı devamıyla açıklar mısınız?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"İKİNCİ NOKTA: Mevcudat iki vecihle icad ediliyor. Biri ibdâ' ve ihtirâ' tabir edilen hiçden icaddır. Diğeri, inşa ve terkip tabir edilen, mevcut olan anâsır ve eşyadan toplamak suretiyle ona vücut vermektir. Eğer cilve-i ferdiyete ve sırr-ı ehadiyete göre olsa, hadsiz derece bir suhulet, belki vücub derecesinde bir kolaylık olur. Eğer ferdiyete verilmezse, hadsiz derece müşkül ve gayr-ı mâkul, belki imtinâ derecesinde bir suûbet olacak. Halbuki, kâinattaki mevcudat, nihayet derecede külfetsiz olarak ve suhuletle ve kolaylıkla, gayet mükemmel bir surette vücuda gelmeleri, cilve-i ferdiyeti bilbedâhe gösteriyor ve her şey doğrudan doğruya Zât-ı Ferd-i Zülcelâlin san'atı olduğunu ispat ediyor."(1)

İbda: Allah’ın eşyayı ve mevcudatı benzersiz ve modelsiz hiçten ve yoktan var etmesine denir.

İnşa: İnşa var olan mevcudat ve eşyadan yeni vücut ve eşyaların yaratılması demektir. Mesela var olan topraktan bitkilerin, bitkilerden de meyvelerin yaratılması buna örnek teşkil eder. Kainatta en çok icra edilen yaratma şekli inşadır. Her bahar mevsiminde milyonlarca örneklerini gözümüz önünde görüyoruz.

Bu iki tarz yaratma şekli Fert olan, yani tek ve yekta olan Allah’a verilirse gayet kolay, sebeplere havale edilirse imkansız derecesinde zordur. Halbuki gözümüz önünde mevcudat gayet kolay bir şekilde icat ediliyor. Öyle ise bu mahlukatın  kolay yaratılmaları açıkça bir ve tek olan Allah tarafından yaratılıyor, fikrini ispat eder.

Şayet bütün bu icatlar sebepler eli ile oluyor denilirse o zaman değil bütün mevcudatın oluşmasını bir elmanın bile icat edilmesini  imkan dahilinde olmaz. Zira bir elmanın icat edilmesi ya yoktan var edilmek sureti ile olur, ya da elmanın oluşumunda bütün sebeplerin istihdam ve toplanması ile mümkündür ki; sebeplerin var olanı yok etmesi yok olan bir şeyi var etmesi imkansızdır hükmü fen ilimlerince sabittir.

Diğer toplama ve istihdam etme seçeneğinde ise, bir elmanın oluşmasında nerde ise bütün kainat bir fabrika gibi işleyip çalışıyor. Öyle ise elmanın icadı için bütün sebeplerin kafa kafaya verip istişare ederek, elmanın icat edilmesinde plan ve program yapması gerekir ki bu fikir Fert olan Allah’ın icadı fikri yanında hem çok imkansız hem de çok köhne kalır.   

"Evet, eğer eşya Ferd-i Vâhide verilse, bir kibrit çakar gibi, eserleriyle azameti anlaşılan o nihayetsiz kudretiyle, hiçten icad eder. Ve ihatalı, nihayetsiz ilmiyle, herşeye mânevî bir kalıp hükmünde bir miktar tayin eder. Ve o âyine-i ilmindeki herşeyin suretine ve plânına göre, kolayca, herbir şeyin zerreleri o kalıb-ı ilmî içine yerleşir, muntazaman vaziyetlerini muhafaza ederler."

"Eğer etraftan zerreleri toplamak lâzım gelse de, ilmî kanunların ve kudretin ihatalı düsturları cihetiyle, o zerreler, kanun-u ilmî ve sevk-i kudretî ile bağlanmaları haysiyetiyle, mutî bir ordunun neferâtı gibi muntazaman, kanun-u ilmî ve sevk-i kudretî ile gelip o şeyin vücudunu ihata eden kalıb-ı ilmî ve miktar-ı kaderî içine girip, kolayca vücudunu teşkil ederler. Belki aynadaki aksin fotoğraf vasıtasıyla kâğıt üstüne vücud-u haricî giymesi veyahut görünmeyen bir yazıyla yazılan bir mektuba gösterici maddeyi sürmekle görünmesi gibi, Ferd-i Vâhidin ilm-i ezelîsinin aynasında bulunan mahiyet-i eşyaya ve suver-i mevcudata, gayet suhuletle, kudret onlara vücud-u haricî giydirir. Ve âlem-i mânâdan âlem-i zuhura getirir, gözlere gösterir."

"Eğer Ferd-i Vâhide verilmezse, bir sineğin vücudunu rû-yi zeminin etrafından ve anâsırından, gayet hassas bir mizanla toplamak, adeta yeryüzünü ve unsurları eleyip her taraftan o mahsus vücudun mahsus zerrelerini getirerek san'atlı vücudunda muntazam yerleştirmek için maddî kalıp, belki âzâları adedince kalıplar bulunmak ve o vücuttaki duygular ve ruh gibi ince, dakik, mânevî letâifi dahi mizan-ı mahsusla mânevî âlemlerden celb etmek lâzım gelir. İşte bu surette bir sineğin icadı kâinat kadar müşkülâtlı olur. Yüz derece müşkül müşkül içinde, belki muhal muhal içinde olacak. Çünkü Hâlık-ı Ferdden başka hiçbir şey, hiçten ve ademden icad edemediğine bütün ehl-i din ve ehl-i fen ittifak ediyorlar. Öyleyse, esbab ve tabiata havale edilse, herşeye, ekser eşyadan toplamak suretiyle vücut verilebilir."(2)

Hayatın oluşması ve vücut bulabilmesi, bütün kainatın ve içindeki sebeplerin bir araya gelmesi ve içtima etmelerine bağlıdır. Bu yüzden hayat, kainat fabrikasının çarklarının dönmesi ile hasıl olan bir mamuldür.

Mesela hava, su, ateş, toprak bütün kainatı istila etmiş dört ana unsurdur ve aynı zamanda hayatın oluşmasında en temel unsurlardır. Bunlar olmadan hayat vücut bulamaz. Öyle ise hayat öyle bir iksirli macundur ki girdiği yeri bütün kainat ile alakadar ve muhatap yapıyor. Küçük bir karınca ve arı hayat ile bütün kainatla muhatap haline geliyor, kainat adeta arı ve karıncanın hayatının idamesi için işliyor. Öyle ise bir arıya hayat vermek için bütün kainatın çarklarını işletmek gerekir. Yani arının vücuduna lazım şeyleri kainatın dört bir tarafından toplayarak icat etmek için, kainatın avucunun içinde olması gerekir.

Sebepler ve tabiat yapıyor ve icat ediyor, diyenlerin fikrince her bir sebep kainata hem hakim hem de diğer bir sebebe mahkum olmak lazımdır. Halbuki Fert olan Allah yapıyor denildiği zaman her şey onun sonsuz ilim, irade ve kudretinin dahilinde ve avucunda olduğu için, bir arıya hayat vermek gayet basit ve kolay bir hal alır. Adeta ezeli ilim sahifesinde yazılmış ve düzenlenmiş görünmez yazının üstüne kudretin dokunması ile her şey nihayetsiz bir kolaylık ile icat olunuyor.

Kainatta olan biten bütün işleri bir Sanatkara, bir Allah’a vermek çok olan sebeplere ve tabiata vermekten daha kolay, daha makul ve daha mantıklıdır. Kainatta olan biten bütün işleri sebepler ve tabiat yapıyor demek daha zor, daha gayrı makul ve daha akıl dışıdır. Bu paragrafta ana tema budur. Yani birlikte kolaylık ve makullük varken, çoklukta zorluk ve akıl dışılık vardır.

Mesela, yüz askeri bir komutanın idare etmesi mi kolay, yoksa bir askeri yüz komutanın idare etmesi mi daha kolaydır? Elbette yüz askeri bir komutanın idare ve tedbir etmesi daha makul ve kolaydır.

Yine sanat ve ticaret ile uğraşanlar birlikte kolaylık, çoklukta zorluk manasını anladıkları için, şirketleşme ile çok işleri bir çatı altında toplamışlar. Yoksa dağınık ve çok olan işlerin hepsine yetişip idare etmek çok zordur. Bir çatı altında işleri toplamanın kolaylığını temin etmek için işlerini ve ticaretlerini vahdette yani bir şirkette topluyorlar. Yani her alanda birlik çokluktan daha makul ve daha kolaydır.

Dipnotlar:

(1) bk. Lem'alar, Otuzuncu Lem'a, Dördüncü Nükte.
(2) bk. a.g.e.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Dördüncü Nükte | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 4260 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...