Block title
Block content

"Mirac-ı Ahmedînin (a.s.m.) gölgesinde ve sâyesi altında kalb ayağıyla bir seyr ü sülûk-i ruhanî neticesinde, zevkî, hâlî ve bir derece şuhudî hakaik-i imaniye ve Kur’âniyeye mazhariyet; 'tarikat', 'tasavvuf' namıyla ulvî bir sırr-ı insanî ve bir kemâl-i beşerîdir." Gölgesinde ve sayesinde ne demektir? Zevki, hali şuhudi konusunu izah eder misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Tarikatin gaye-i maksadı, marifet ve inkişaf-ı hakaik-i imaniye olarak, Mirac-ı Ahmedînin (a.s.m.) gölgesinde ve sâyesi altında kalb ayağıyla bir seyr ü sülûk-i ruhanî neticesinde, zevkî, hâlî ve bir derece şuhudî hakaik-i imaniye ve Kur'âniyeye mazhariyet; 'tarikat', 'tasavvuf' namıyla ulvî bir sırr-ı insanî ve bir kemâl-i beşerîdir."(1)

Miraç, Peygamber Efendimizin (asv) manevi bir seyahati iken, tarikat ise manevi bir mücadele ile manevi yolları kat etmektir. Bu noktadan bakıldığında, tarikat miraçta müşahede edilen iman esaslarını kalp ayağı ile belli terbiye metotları ile keşfetme işlemidir. Yani tarikatların nihai hedefi miraçta görülen iman esaslarını kalbi bir şekilde görme mücadelesidir. Ama tarikat ne kadar da keskin ve parlak da olsa Miraç'a yetişemez, onun gölgesinde ve altında kalır. Buradaki gölge ve altında tabirleri Miraç'ın nebevi bir seyahat olmasından dolayı, diğer bütün seyahatler ona tabi ve onun riyasetinde gider demektir.

Seyrü sulûk tabiri, en geniş anlamı ile manevi mertebeleri kat etmek anlamına geliyor. Bu tanımdan yola çıkarak manevi makamları kat eden ya da etmeye çalışan herkese seyrü sülûk ehli denebilir. Manevi mertebeleri kat etmek genel bir kavram iken, bu manevi mertebeleri nasıl ve hangi metotlarla kat etmek meselesi özel ve her meşrebe göre farklılık arz eden bir husustur. Tarikat ve tasavvufta seyrü sülûk riyazet ve tarikat disiplini ile yapılırken, Risale-i Nur mesleğinde bu seyrü sülûk tefekkür ve tahkiki iman tarzı ile yapılır, başka meslekte de başka türlü yapılırı ve hakeza.

Müridin bu manevi seyir ve yolculuğu bir mürşid-i kamilin riyaset ve terbiyesinde gerçekleştiği için, müridin karşılaştığı soru ve engeller o mürşid-i kamil tarafından gideriliyordu. Bir Nur talebesi nasıl müşkülünü Risale-i Nur ile hallediyor ise o müridin müşkülünü de mürşidi hallediyordu. 

İnsan mahiyetinin efendisi ve en önemli duygusu olan kalbin Allah hesabına işlettirilmesinde tarikat ve tasavvuf önemli bir disiplin ve yüksek bir tarz olduğu için, İslam tarihinde milyonlarca evliya ve asfiyanın yetişmesinde önemli bir yere sahiptir.

Tasavvufta, velayet makamlarına ulaşmak ve nefsi terbiye etmek için bir takım riyazi disiplinler vardır. Bu disiplinler hem uzun hem de meşakkatli olduğu için Allah, manevi seyirde olan müride yardım ve teşvik olması için bir takım ezvak ve kerametler ikram ediyor. Yani o harikalar ve manevi lezzetler o yolculuğu hem tahfif ediyor hem de cazip hale sokuyor. Bu seyrü sülûkte mücahede ve meşakkat olduğu için salik yanılıp kerameti asıl maksat ve gaye yerine koyabilir ve ezvak ve kerameti kendi mücahedesinin bir neticesi olarak algılayabilir. Bu da bu manevi yolculuğun tuzaklarındandır. Zevkli ve hali ifadeleri bu manevi yolculuklardaki görünen harika haller ve makamlardır.

Şuhud-u İmani: Tarikat berzahına girerek, kalp ayağı ile seyrü süluk neticesinde elde edilen şuhudi iman mertebesidir. Bu mertebeyi Üstad Hazretleri şu şekilde tarif ediyor:

"HÂTİME: Şu meseleden anlaşılıyor ki, derece-i şuhud, derece-i iman-ı bilgaybdan çok aşağıdır. Yani, yalnız şuhuduna istinad eden bir kısım ehl-i velâyetin ihatasız keşfiyatı, veraset-i nübüvvet ehli olan asfiya ve muhakkikînin, şuhuda değil, Kur'ân'a ve vahye, gaybî fakat daha sâfi, ihatalı, doğru hakaik-i imaniyelerine dair ahkâmlarına yetişmez."

"Demek, bütün ahval ve keşfiyatın ve ezvak ve müşahedatın mizanı, Kitap ve Sünnettir. Ve mihenkleri, Kitap ve Sünnetin desâtir-i kudsiyeleri ve asfiya-i muhakkikînin kavânin-i hadsiyeleridir."(2)

Sırr-ı vahyin feyziyle, burhanî ve Kur'ânî bir tarzda, akıl ve kalbin imtizacıyla: Risale-i Nur mesleği tasavvuf mesleği gibi sadece kalbi veya kelam ilminde olduğu gibi sadece aklı esas almıyor. Akıl ve kalbin birlikte hareket etmesi ile bütün manevi latife ve cihazların işletilmesini esas alıyor. İnsan mahiyetinin bütün madenlerini tam kapasite işlettiriyor. Sadece bir iki cevher üstünde gitmiyor. Ayrıca bu işletme ve istihdam metotlarını Kur’an’dan alıp onun delil ve tarzlarını kullanıyor.

Mesela tevhidi ispat noktasında kelam ilminin tam itminan vermeyen devir ve teselsül yolunu kullanmak yerine, herkesin istifade edeceği ve Kur’anî bir yol olan inayet ve ihtira delillerini istimal ediyor. Yani Risale-i Nur mesleği sahabe mesleği olduğu için, akıl ve kalp uyumu içinde bütün maddi ve manevi cihazlar tam işlettirilip istihdam etmekle bin cihetle kulluk edilme yoludur. Sadece kalp ve akıl yolu değildir.

Hakkalyakîn derecesinde bir kuvvetle zaruret ve bedâhet derecesine gelen bir ilmelyakînle hakaik-i imaniyeyi tasdik etmektir.

Üstad Hazretleri bahsin başında bu hakikati şu şekilde izah ediyor:

"Birinci emare: İman-ı tahkikî ilmelyakînden hakkalyakîne yakınlaştıkça daha selb edilmeyeceğine ehl-i keşif ve tahkik hükmetmişler ve demişler ki: 'Sekerat vaktinde şeytan vesvesesiyle ancak akla şüpheler verip tereddüde düşürebilir.' Bu nevi iman-ı tahkikî ise yalnız akılda durmuyor. Belki hem kalbe, hem ruha, hem sırra, hem öyle letâife sirayet ediyor, kökleşiyor ki, şeytanın eli o yerlere yetişemiyor. Öylelerin imanı zevalden mahfuz kalıyor."(3)

Risale-i Nurların bütün eczaları inşallah böyle bir imanı verdiği için, hakkelyakin mertebesinde ve sağlamlığında bir imanı Nur talebelerine bahşediyor. İşte Risale-i Nur'un en büyük esası ve temeli, böyle sarsılmaz bir marifet ve imanı bu asrın insanlarına kazandırmak ve bu suretle ahireti kurtarmaktır.

Ve  ikinci olarak da insanın binlerce cihaz ve duygularını iman ve marifet terbiyesi ile inkişaf ve inbisat ettirmektir. Zaten Kur’an’ın bütün gaye ve maksadı da bu minval üzeredir, yani Kur’an insandan sağlam bir marifet ve iman, neticesinde de sağlam bir ibadet istiyor. Sair kanun ve düzenlemeler bu maksadın besleyicileri ve destekçileri mesabesindedir.

Dipnotlar:

(1) bk. Mektubat, Yirmi Dokuzuncu Mektup, Dokuzuncu Kısım.
(2) bk. a.g.e., On Sekizinci Mektup.
(3) bk. Kastamonıu Lâhikası, (13. Mektup).

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Dokuzuncu Kısım | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 3390 | Word indir | Pdf indir
Paylaş

Yorumlar

drerkan
Mükemmel bir şerh olmuş.İnsanın 100 kere okuyası geliyor. Allah razı olsun.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...