Molla Abdullah'ın, "Nazar değmemek için, ben ona ders veriyorum." gerekçesine nasıl bakmak gerek, nazar olmasın diye gizleyerek önlem almak doğru mudur?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Molla Abdullah cevaben: 'Nazar değmemek için, ben ona ders veriyorum.' demiş ve talebelerini aldatmıştı."(1)

Üstadımız Arap aleminde meşhur olan allamelere Şam'da verdiği meşhur hutbede ve Camiu'l-Ezher Üniversitesine gönderdiği kitaplar için yazdığı yazıda "bunlar bir talebenin dersini nasıl anlamış diye hocasına veya babasına ders arz etmesi olarak anlaşılsın" kaydını koymaktadır. Emirdağ Lahikasında da bunu te'yit eden aşağıdaki mektubun bir kısmında ve başka yerlerde bunu arz etmektedir.

"Câmi-ül Ezher ülemasına gönderilen iki nüsha benim tashihimden geçmemiş olduğundan, bazı harekeler ve Arabî kelimelerde sehivler elbette vardır. Hususan âhirdeki Arabî Hülâsat-ül Hülâsa harekelerinde İlm-i Nahivce, başka nüshalarda müteaddid sehivler gördüm. Onun için, tam Arabî hocalarının tedkikinden geçmiş birer nüsha Asâ-yı Musa ve Zülfikar'dan, münasib gördüğünüz zaman Câmi-ül Ezher'e göndermekle beraber; onlara yazınız ki: Nur Risalelerinin Medreset-üz Zehrası, Câmi-ül Ezher'in şefkatine çok muhtaç bir mahdumudur, bir talebesidir; şiddetli düşmanların hücumuna hedef olmuş bir şakirdidir ve bütün medreselerin başı ve âlem-i İslâm'ı daima tenvir eden o büyük Câmi-ül Ezher'in küçük bir daire ve şubesidir. Onun için, o âlîkadr üstad ve müşfik peder ve hamiyetkâr mürşid-i a'zam, bîçare evlâdına ve şakirdlerine tam yardım etmesini onların ulüvv-ü himmetinden bekliyoruz. O pek büyük üstadımıza takdim edilen iki kitab ise; 'bir talebe, dersini ne derece anlamış diye akşamda babasına ve üstadına yazıp vermesi gibi; o iki dersimiz, o şefkatli allâmelerin nazar-ı müsamahalarına arzedilmiş.' diye bu mektubu yazarsınız."(2)


Burada kullanılan “ders vermek” tabiri; karşıdaki muhataba bilmediği bir bilgiyi öğretmek değil, bilakis yeni öğrendiği bir bilginin doğru anlaşılıp anlaşılmadığını, karşıdakinden kontrolünün rica edilmesine unvan olmuş bir ifadedir ki, talebelerin hocalarına ders vermesi kabilindendir.

Hoca için kullanılan “ders vermek” tabiri ise, talebeye yeni bir bilginin aktarılması olarak kullanır. Bu iki tanımlamadan sonra “ders vermek” tabirinin anlamının özneye göre değiştiği tebarüz ediyor.

Molla Abdullah’ın ifadesinde geçen; "Nazar değmemek için, ben ona ders veriyorum." şöyle anlaşılabilir:

Metnin alındığı yerde de ifade edildiği üzere; Molla Abdullah kardeşinden ders alıyor. Fakat kardeşine bu ilm-î vukufiyet sebebiyle nazar değmemesi için sakladığı anlaşılıyor. Olaya kendi talebeleri vakıf olunca; "Nazar değmemek için, ben ona ders veriyorum." ifadesini kullanıyor.

Esasen Molla Abdullah bu ifade ile bir hakikati, hak olarak söylüyor. Ancak talebeleri Molla Abdullah’ın kastettiği manadan ziyade tam aksi bir manayı anlıyorlar. Molla Abdullah kardeşinden ders aldığı anlaşılıp, nazarların kardeşine çevrilmesinden, ona nazar değmesinden çekindiği için, ders aldığı hakikatini gizlemeye çalışıyor. Molla Abdullah ile kardeşi arasındaki ilişki hoca (kardeşi) – talebe (kendisi) olarak değerlendirilmesi gerektiğinden, aralarında bir ders alıp-verme hadisesinin vukuu şüphesiz kabul edilmeli. Öyle ise talebe Molla Abdullah hakikati söylemiş, hocasına “ders verdiğini” ifade etmiştir.

- Peki, talebeler nasıl anladı?

Pek tabi talebeler aldıkları cevaptan şunu anladılar: Hocamız kardeşine nazar değmesin diye hususi ders veriyor. Molla Abdullah’ın istediği de tam olarak bu idi.

Netice olarak Molla Abdullah hakikati ifade etmiş, muhataplar tam aksi bir manaya intikal etmişlerdir. Dolaysıyla Molla Abdullah onları aldatmıştır.

Hadiseyi böyle düşününce ortada ne bir yalan var, ne de bir abinin kardeşine karşı kıskançlık gibi çirkin bir hissi. Allah-u a’lem bissavab, bizler hüsnü zan ile mükellefiz.

Bu konu ile alakalı ikinci bir izah da şöyle olabilir:

İnsanların fıtratında, kendinden daha küçüklere karşı daima bir rüchaniyet hissi vardır. Şayet kendinden küçük olan birisinde meziyet ve kabiliyet yüksek ise, bunu hazmedip kabullenmek her insan için zordur.

Üstad'ın yüksek kabiliyeti ve meziyeti, çok ehl-i ilmi ve hocaları tahrik etmiştir. Hatta bazen tahakküm ve hücuma kadar varmıştır. Molla Abdullah’ın o tavrı, fıtri bir hazımsızlık ve suni bir geçiştirmedir. Molla Abdullah’ın bu hali o kadar da abartılacak bir hâl değildir. Zira insan hatadan ve yanlış yapmadan hali değildir. Bu tavrı, tabi ki yanlıştır, ama insanların yapması doğal olan hatalardandır.

Dipnotlar:

(1) bk. Tarihçe-i Hayat, İlk Hayatı.
(2) bk. Emirdağ Lahikası-I, 137. Mektup.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

BENZER SORULAR

Yükleniyor...