Block title
Block content

"Mufarakat-i umumiye hengâmında olan harab-ı dünyadan haber veren âhir zaman hâdisâtı içinde mufarakat-i hususiyemi ihtar eden ihtiyarlık ve âhir ömrümde bir hassasiyet-i fevkalâde ile fıtratımdaki cemalperestlik ve güzellik sevdası..." Açıklar mısınız?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Mufarakat-i umumiye hengâmında olan harab-ı dünyadan haber veren âhir zaman hâdisâtı içinde mufarakat-i hususiyemi ihtar eden ihtiyarlık ve âhir ömrümde bir hassasiyet-i fevkalâde ile fıtratımdaki cemalperestlik ve güzellik sevdası ve kemâlâta meftuniyet hisleri inkişaf ettikleri bir zamanda, daimî tahribatçı olan zeval ve fenâ ve mütemadî tefrik edici olan mevt ve adem, dehşetli bir surette bu güzel dünyayı ve bu güzel mahlûkatı hırpaladığını, parça parça edip güzelliklerini bozduğunu, fevkalâde bir şuur ve teessürle gördüm. Fıtratımdaki aşk-ı mecazî bu hale karşı şiddetli galeyan ve isyan ettiği zamanda bir medar-ı teselli bulmak için, yine bu âyet-i hasbiyeye müracaat ettim."(1) 

Kainattaki her güzel şey fani ve zevale gidiyor. Bunun yanında insana ait şeyler de fani ve zevale doğru gidiyor, gençlik ve sıhhat gibi. Halbuki insanın fıtratında güzelliğe karşı müthiş bir meyil ve tiryakilik var. Bu yüzden insan hem kendi üzerinde bulunan hem de kainat üzerinde bulunan güzelliklere karşı meftun ve tiryaki. Ama meftun ve tiryaki olduğu o güzellikler ölüm ve zeval ile yokluğa gidiyorlar. Bu da insanın ruh ve gönül dünyasında müthiş tahribatlara ve acılara sebep oluyor. Yani sevdiğimiz şeylerin yokluğa gitmesi gönül dünyamızda ayrılık ateşi olup, bize azap veriyor.

 Dünya lezzetlerini acılaştıran en büyük ve en tesirli faktör, firak ve ölümdür. Mesela, gençlik ve sıhhat iki dünya nimetidir, hatta bütün lezzetlerin de kaynağıdır. Lakin bu iki nimet en fazla yirmi otuz yıl sürüyor, sonra yerini hastalığa ve yaşlılığa bırakıyor. Kalbini gençliğe kaptıran birisi için gençliğin elden gitmesi, hatta ölüme maruz kalması çok acıklı ve hazindir. Ne kadar lezzet ve muhabbet varsa, o kadar azap ve acı vardır. Zira kalbin bağlandığı bir şeyden ayrılması daha zor, daha acı vericidir.

Ölüm ve ayrılık acısı sadece gençlik ve sıhhati acılaştırmıyor, dünyanın her türlü nimet ve lezzetini azap yumağına çeviriyor. Tabi bu, düşünen ve tefekkür eden insan için böyledir. Yoksa, kafasını sefahat ve rezaletlere sokanlar bu incelik ve hakikatleri hissetmeyebilirler. Zaten sefahat ve haramlara dalmanın en önemli sebebi, bu acıları ve azapları hissetmemek içindir.

Ölüme iman nazarı ile bakılmaz ise, o zaman ölüm bütün sevdiğimiz ve dostluk kurduğumuz şeylerden ayıran ve ayrılık acısını tattıran bir cellat olur. İnsan elli sene sonraki halini sinemada izleme imkanı bulsa; görecektir ki, hayatında çok şeyler kaybolmuş ve yerinde yeller esiyor. Çok sevdiği eşi dostu, anne ve babası kabrin karanlık kuyusuna düşmüş, müthiş bir ayrılık acısını çektiriyor. İşte, küfür ve gaflet nazarı insana bu denli azap ve elemleri çektiriyor.

Halbuki hakikatte ölüm bir hiçlik ve yokluk değil, ebedi saadetin başlangıcı ve girizgahıdır. Ayrılık denilen illet, geçici bir vazife değişimi ve daimi memlekete geçmek için bir boyut değiştirmektir. Dünyada vazifesi biten insan ölüm ile ebedi istirahatgahı olan ahirete intikal eder. Bu yüzden hiçbir canlı ve mahluk hakiki anlamda yok olmaz, hiçlik kuyusuna düşmez. Bu bakış ise, insana müthiş bir teselli veriyor. İşte Üstad Hazretleri bu tesellinin derecesini tam göstermek için, önce ayrılığın dehşetini nazara veriyor.

(1) bk. Lem'a, Yirmi Altıncı Lem'a.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...