"Muhabbet, kendi esbabının rüçhaniyetine göre bir kalbde hakikî bulunsa, o vakit adâvet mecazî olur, acımak suretine inkılâb eder." cümlesini izah eder misiniz? Muhabbetin sebepleri nelerdir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Bir kalbte muhabbet hakiki manada yerleşmiş ise, onun zıddı olan düşmanlık yol bulup içine giremez. Zira bir yerde iki zıddın aynı anda bulunması mümkün değildir. Bir kalbte bunlardan birisi yerleşmiş ise, zıddını def’ eder. Nasıl ışık ile karanlık bir odada aynı anda bulunamıyor ise, bir kalbte de muhabbet ile düşmanlık beraber bulunamazlar. Muhabbet kalbte hakikî bir şekilde yerleşmiş ise, düşmanlık olamayacağı için, adavet hissi acımak ve şefkat mânasına inkılab eder. Yani kişiye düşmanlık yerine acımak hükmeder.

"Mü’min, kardeşini sever ve sevmeli. Fakat fenalığı için yalnız acır. Tahakkümle değil, belki lütufla ıslahına çalışır." (1)

Bu aksi için de geçerlidir. Şayet bir kalpte düşmanlık hakikati ile yerleşmiş ise, bu kez de muhabbet riyaya inkılab eder. Kişi sun’î ve yapmacık hareketlerle seviyormuş gibi görünür. Böyle yapmasının sebebi ise ya menfaati içindir ya da o kişinin şerrinden korunmak içindir.

İnsan bir kişiye hem düşmanlık edip hem de muhabbet besleyemez.

Muhabbetin üç temel sebebi vardır. Bunlar kemal, cemal ve ihsandır. İnsan bir şeyi ya mükemmel olduğu için ya güzel olduğu için ya da iyilik ve ihsanından dolayı sever.

Muhabbete vesile olan diğer bütün detaylar, bu üç başlık altında toplanır. “Muhabbetin sebebi, ya kemaldir - zira kemal zâtında sevilir- yahut menfaattir yahut lezzettir veyahut hayriyettir, ya bunlar gibi bir sebep tahtında muhabbet edilir.”(Sözler, 24. Söz)

Cenab-ı Hakk’ın bütün isimleri ve sıfatları sonsuz kemaldedir. Mütefekkir bir insan, kâinatta teşhir edilen hangi esere baksa “Bundan daha mükemmeli olamaz”der.

İnsanın fıtratında güzel olanı takdir etmek ve sevmek vardır. İnsan, Güneşi de sever, Ay’ı da... Denizleri de sever ovaları da... Ağaçları da sever kuşları da. Tarihî eserleri de sever, kemal sahibi olan büyük zatları da.

Risale-i Nur'da bu hakikate şu şekilde işaret ediliyor:

"İKİNCİ REMİZ: Seyyid Şerif Cürcânî Şerhu'l-Mevâkıf'ta demiş ki: 'Sebeb-i muhabbet, ya lezzet veya menfaat, ya müşâkelet (yani meyl-i cinsiyet), ya kemaldir. Çünkü kemal mahbub-u lizâtihîdir.' Yani, ne şeyi seversen, ya lezzet için seversin, ya menfaat için, ya evlâda meyil gibi bir müşâkele-i cinsiye için, ya kemal olduğu için seversin. Eğer kemal ise, başka bir sebep, bir garaz lâzım değil; o bizzat sevilir. Meselâ, eski zamanda sahib-i kemâlât insanları herkes sever; onlara karşı hiçbir alâka olmadığı halde istihsankârâne muhabbet edilir."

"İşte, Cenâb-ı Hakkın bütün kemâlâtı ve Esmâ-i Hüsnâsının bütün merâtipleri ve bütün faziletleri hakikî kemâlât olduklarından, bizzat sevilirler; mahbûbetün lizâtihâdırlar. Mahbub-u Bilhak ve Habîb-i Hakikî olan Zât-ı Zülcelâl, hakikî olan kemâlâtını ve sıfât ve esmâsının güzelliklerini kendine lâyık bir tarzda sever, muhabbet eder. Hem o kemâlâtın mazharları, aynaları olan san'atını ve masnuatını ve mahlûkatının mehâsinini sever, muhabbet eder. Enbiyasını ve evliyasını, hususan Seyyidü'l-Mürselîn ve Sultanü'l-Evliya olan Habîb-i Ekremini sever. Yani, kendi cemâlini sevmesiyle, o cemâlin aynası olan Habîbini sever. Ve kendi esmâsını sevmesiyle, o esmânın mazhar-ı câmii ve zîşuuru olan o Habîbini ve ihvânını sever. Ve san'atını sevmesiyle, o san'atın dellâl ve teşhircisi olan o Habîbini ve emsalini sever. Ve masnuatını sevmesiyle, o masnuata karşı 'Maşaallah, bârekâllah, ne kadar güzel yapılmışlar!' diyen ve takdir eden ve istihsan eden o Habîbini ve onun arkasında olanları sever. Ve mahlûkatının mehâsinini sevmesiyle, o mehâsin-i ahlâkın umumunu câmi olan o Habîb-i Ekremini ve onun etbâ ve ihvânını sever, muhabbet eder."(2)

Allah, mutlak olarak kemal, cemal ve muhsin olmasından, sevilmeye ve muhabbet edilmeye en layık olanıdır. Zira kâinattaki bütün ikram, kemal ve güzellikler, Allah’ın cemal, kemal ve ihsanı yanında bir pırıltı bile değildir. Kâinattaki bütün güzellikler, kemaller ve iyilikler, Allah’ın sonsuz Cemal, Kemal ve Muhsin isimlerinin çok perdelerden geçmiş zayıf bir gölgesidir. Öyle ise Allah, hadsiz bir muhabbete layıktır. Üstelik onun cemal, kemal ve ihsanı nihayetsizdir. Ona mazhar olup onu yansıtan aynalar kırılsa da onlar daimî ve bâkidir. Bu yüzden Allah’ın sonsuz cemal, kemal ve ihsanına işaret eden levhalar kırılıp fena bulsalar da bizi incitmemesi gerekir, zira onların menbaı ebedî ve bâki olan Allah’tır.

Dipnotlar:
(1) bk. Mektubat, Yirmi İkinci Mektup.

(2) bk. Sözler, Otuz İkinci Söz, İkinci Mevkıf.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...