MUHALEFETÜ’N-LİL-HAVADİS

“Allah’ın ne zatında ne de sıfatlarında, mahlukatına hiçbir cihetle benzememesi.”

BENZEMEZLİK

“Vacibü’l-Vücud, zatında, mahiyetinde mümkine benzemediği gibi, ef’alinde de benzemiyor.” Mesnevî-i Nuriye

Her varlığın kendine mahsus bir “zatı”, kaderin çizdiği bir “özellikler dünyası” ve icra ettiği bir “fiiller âlemi” vardır.

Göz kulağa benzemediği gibi, onun fiili olan görme de, kulağın fiili olan işitmeye benzemez.

Bu örneğimizi bedenin bütün organları için yaygınlaştırabiliriz. Aynı şeyleri ruh dünyamız için de söyleyebiliriz. Akılla kalbin, hafızayla hayalin mahiyetleri de görevleri de birbirine benzemezler.

Ruh ve beden iki ayrı mahiyettir. Birincisi misafir, ikincisi ise hane gibidir. Misafir ise elbette haneye benzemeyecektir.

Güneş atmosfere benzemediği gibi, ışık vermek de kan temizlemeye benzemez. Deniz karaya benzemediği gibi, balıklar da aslanlara benzemezler.

O halde, bütün bu varlıkları yaratan, onların her birine ayrı bir mahiyet veren ve o mahiyete uygun işler gördüren Allah’ın ne zatı, ne de fiilleri mahlukatınkine benzemeyecektir.

Allah’ın bir sıfatı ‘Muhalefetü’n-lil-havadis’tir. Yani, Allah, kendi yarattığı mahlukatına hiçbir cihetle benzemez.

‘Havadis’, hâdis olanlar, sonradan yaratılanlar demektir. Allah ise Kadîmdir, Ezelîdir. Ezelî olanın, ne zatı, ne de sıfatları hâdis olanların zatlarına ve sıfatlarına benzemez.

Bizdeki sıfatlar İlâhî sıfatların ancak varlıklarını bildirebilir, mahiyetleri hakkında hiç mi hiç fikir vermezler.

Sıfatlar için söylenenler, şuunat için de aynen geçerlidir. Allah’ın ne sevmesi bizim sevmemize benzer, ne de memnuniyeti bizim memnuniyetimize.

Bedenimizden bir örnek verelim:

Biz, “tutmak” denilince bir şeyi elimize alıp kavramayı anlarız. Allah’ın, bütün âlemleri kudretinde tuttuğunu düşünürken, kendi anlayışımızdan sıyrılmalı ve bu tutmayı “kutsî ve anlaşılmaz” olarak düşünmeliyiz.

Kaldı ki, biz kendi tutma fiilimizi ölçü aldığımızda, ne güneşin gezegenlerini tutup çevirmesini anlayabiliriz, ne de mıknatısın çivileri tutmasını.

***

BÜYÜK FARKLILIK

“Bir insanın resmini çizmek isteseniz, her halde önce kafatasından başlayarak bütün bedenin genel bir profilini ortaya koyarsınız. Sonra kaşları, gözleri, ağzı yerleştirirsiniz.

Ama, Allah, insanı böyle yaratmıyor. Önce insan bedeninin kaba ve ince bütün hatlarını ve her türlü özelliklerini bir noktada topluyor. Sonra o noktayı açıyor. Bunu yaparken insanın ne başından başlıyor, ne ayaklarından. İçi ve dışıyla bütün bedeni birlikte yazıyor ve çiziyor.

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...