Mukaddimede mahiyet-i insaniyeden bazı hasselerin vazifeleri, lezzetleri ve elemleri olduğu zikredilmektedir. Nazara verilen hasselerin özelliklerini biraz daha açabilir misiniz? Ahiretteki neticeleri hakkında bilgi verir misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Bu metinde çok engin, derin ve yüksek bir tefekkür tablosu sunulmuştur. İnsanın görmekten aldığı lezzetin dışında bir de gözün görmekten duyduğu lezzetten söz edilmektedir.

Üstat hazretleri “Göz bir hassedir ki ruh bu âlemi o pencere ile seyreder” buyuruyor. Bütün lezzetleri tadan da bütün elemleri çeken de ruhtur. Ve ruh basittir, yani terkip değildir. Ruh; aklıyla, hayaliyle, hafızasızla, bütün his dünyasıyla bir tek şeydir. Bu sayılanların hepsi ruha bağlıdırlar, ama bu bağlılık, meselâ, kolun gövdeye, kulağın başa bağlı olması gibi değildir.

Üstat hazretleri, Mesnevi’de insan hakkında “terkib içinde besatetinin” olduğundan söz ediyor. Yani ruh çok şeyi bünyesinde taşımakla birlikte onlardan terkib edilmiş değildir.

Bu derste çok farklı ve derin bir tablo ile karşı karşıyayız:

Terkib olmayan bu ruhun sahip olduğu her bir hissin, her duygunun ayrı bir vazifesi olduğu gibi, o fıtrî vazifeyi görmekle ayrı bir ubudiyeti ve buna karşı ayrı bir lezzeti ve mükâfatı da var.

Metinden verilen misallerden birisi şöyle:

“Meselâ, kulak, sadâların envâlarını, lâtif nağmelerini ve mesmuat âleminde Cenab-ı Hakkın letâif-i rahmetini hisseder. Ayrı bir ubûdiyet, ayrı bir lezzet, ayrı da bir mükâfâtı var.”

Burada kulağın letaif-i rahmeti hissettiği ifade ediliyor. Ruhumuz güzel bir sadadan, latif bir nağmeden zevk alır. Kulağın buna vesile olması onun ubudiyetidir ve ruhun aldığı lezzetten başka kulak da yaptığı bu ubudiyetten hem lezzet alır, hem de mükâfat.

Her şeyin Allah’ı hamd ile tesbih ettiğini beyan eden âyet-i kerîmenin sonunda geçen “Fakat siz onların tesbihlerini fehmedemezsiniz” hakikati her bir organ için, her bir duygu için ve her bir his için de geçerlidir.

Külliyatta muhtelif vesilelerle bu dünyanın gölgeler âlemi, ahiretin ise asıllar âlemi olduğu nazara verilmiş ve Rabbimizden bize gösterdiği bu numunelerin ve gölgelerin asıllarını ihsan etmesi niyaz edilmiştir. Bedene ve ruha ait bütün lezzetlerin, yani yeme ve içmenin, temaşa ve tefekkürün de asılları ahirette, cennettedir.

Bu kaide, insanın his dünyasının bu dünyada aldıkları lezzetler için de geçerlidir, onların da asılları cennette zevk edilecektir.

اَصْدَقُ الْكَلاَمِ وَاَبْلَغُ النِّظَامِ كَلاَمُ اللهِ الْمَلِكِ الْعَزِيزِ الْعَلاَّمِ

"Sözün en doğrusu ve nazmın en beliği, bütün mülkün hakikî Mâliki olan, kudreti her şeye galip bulunan ve ilmi herşeyi kuşatan Allah’ın kelâmıdır..."

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...