"Mülkü sahibine teslim et. Ona bırak; cefâsını değil, safâsını çek..." ifadesinin geçtiği yeri izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Hem der ki: Mânen sevdiğin ve alâkadar olduğun ve perişaniyetinden müteessir olduğun ve ıslah edemediğin şu kâinat, bir Kadîr-i Rahîmin mülküdür. Mülkü sahibine teslim et. Ona bırak; cefâsını değil, safâsını çek. O hem Hakîmdir, hem Rahîmdir. Mülkünde istediği gibi tasarruf eder, çevirir. Dehşet aldığın zaman, İbrahim Hakkı gibi 'Mevlâ görelim neyler / Neylerse güzel eyler.' de, pencerelerden seyret, içlerine girme."(1)

Allah’a ait mülkü ya da idareyi insan benlik duygusu ile kendi omzuna almaya kalkarsa yani -haşa- kendini Allah’ın yerine koyup "Mülk benimdir, ben her şeyi kendim idare edebilirim." havasına girerse, o zaman bu yükün ağırlığı insanı perişan eder, hayatı bütünü ile zehir olur. Hayatın yükü altında ezilmekten hayatın tadını çıkarmaya gücü de vakti de kalmaz.

Mesela, "Gençlik benimdir." der, ama o gençlik elinden yavaş yavaş sıyrılıp gider. "Bu hayat benimdir." der, hayatın ihtiyaçlarını tedarik etmekten acizdir. "Evlat benimdir." der, ölüm elinden kapıp alır. "Beden benimdir." der, beden her gün ölüme bir adım daha yaklaşır, ama elinden bir şey gelmez. Yani insanın sahip olduğunu zannettiği hiçbir şey esasında insana ait değildir.

Bir şeye gerçek anlamda sahip olabilmek için, o şeyin her şeyini idare edip dizgini elinde olmakla mümkün olur. Mesela, hayat benim diyebilmen için hayat için gerekli olan her şeye sahip olman, onları idare etmen gerekir. Hayat için güneş lazım, hava lazım, su lazım, toprak lazım, bitkiler lazım hayvanat lazım vesaire. Bütün bunların tedbir ve idaresi benim elimde diyebiliyorsan o zaman hayat benim diyebilirsin. Yoksa her şeyi çekip çeviren Allah iken, hayat benim mülküm demenin safsatadan başka bir anlamı olmaz.

Madem gerçek böyle o zaman sahip olduğunu zannettiğin şeyleri gerçek sahibine bırak sen sadece sefasını sür. Yani ağır olan idare yükünü Allah’a bırak sen sadece istifade cihetini düşün.

Şöyle basit bir örnek verelim; farz-ı muhal Allah bir günlüğüne bedenimizin idaresini bize bıraksa, beden içindeki sayısız hücre, organ ve azaları idare etmekten gelen yorgunluk ve şaşkınlık yüzünden, bir bardak su içmeye bile vakit bulamayız. Hayatımız zehir olur, feleğimiz şaşar, bu ağır yükün altında inim inim inleriz.

Bu örneği geniş dairelere de tatbik edebiliriz, yani kainatın bir saniye idare edilmesine bütün insanlık toplansa güç yetiremez. Bu durumda mülk kiminse idare de Onundur, idare kiminse mülk de Onundur. Mülkü sahibine bırak ki mülkten faydalanmaya fırsatın olabilsin. Yoksa kainat üzerinden silindir gibi geçer ne zevk almaya ne de mutlu olmaya mecalin kalmaz.

İlave bilgi için tıklayınız:

- "Mülkü sahibine verip rahatlama"yı nasıl anlayabiliriz?
- "Pencerelerden seyret içlerine girme." ifadesinde anlatılmak istenen nedir?
- "Dehşet aldığın zaman, İbrahim Hakkı gibi 'Mevlâ görelim neyler / Neylerse güzel eyler' de, pencerelerden seyret, içlerine girme." ifadesini nasıl anlamalıyız?

(1) bk. Mektubat, Yirminci Mektup, Birinci Nakam.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

BENZER SORULAR

Yükleniyor...