Block title
Block content

Mün’im-i Hakiki’nin tatlı nimetleriyle terahhum ve şefkatini göstermesine karşı, şükür ve hamd ile mukabele etmek, mertebelerini nasıl anlamalıyız?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Cenâb-ı Hakkın sanatının mucizeleriyle kendisini zîşuura tanıttırmasına karşı; hayret içinde bir marifet ile mukabele etmek, Rahman’ın kendi rahmetinin güzellikleri ile kendini sevdirmesine mukabil, muhabbet ve aşk ile mukabele etmek. Mün’im-i Hakiki’nin tatlı nimetleriyle terahhum ve şefkatini göstermesine karşı, şükür ve hamd ile mukabele etmek mertebelerini nasıl anlamalıyız?"(1)

Üstat Hazretleri, tekbir konusunda “Marifetimiz haricindeki kemalat-ı kibriyasının mücmel bir unvanıdır.” buyurur. Atomlardan sistemlere, çiçeklerden yıldızlara kadar her şey müminin ruhunda “hayret içinde bir marifet ve muhabbet” doğurur. Bunun en mükemmel örneği, Allah Resulünün (asm.) miraçta söylediği “Seni noksan sıfatlardan tenzih ederim, ben seni hakkiyle tanıyıp bilemedim.” cümlesidir. Bütün sema tabakalarını geçip arşı, kürsiyi görüp, cennet ve cehennemi seyredip bütün melekler âlemini müşahede edip, her safhada marifeti ve hayreti biraz daha artan Peygamber Efendimiz (asm.), manevî terakkisinin o doruk noktasında bu cümleyi dile getirmiş ve Allah’ın marifetinin sonu olmadığını bizlere ders vererek, “Bu konuda ne kadar ileri gidilse yine azdır.” şuurunu hepimizin ruhunda geliştirmek istemiştir.

“Rahman’ın kendi rahmetinin güzellikleri ile kendini sevdirmesine” gelince, bu kâinatta cereyan eden ve bize Rabbimizi bildiren ve tanıttıran hadiseler, bizimle hiç ilgisi olmayan harika icraatlar değil, bir yönüyle de bize bakan ve bize faydalar sağlayan mucizelerdir. Güneş harika bir eser olmasının yanında, bizim için yine çok büyük bir rahmettir.

“İnsan ihsanın kuludur.” buyuran Allah Resulü (asm.), bu ihsanların, bu rahmet tecellilerinin insan kalbinde Allah sevgisini netice vereceğini ve vermesi gerektiğini bizlere ders vermiş oluyor.

Bir sonraki maddede “tatlı nimetlerden” söz edildiğine göre, bu maddede zikredilen rahmet tecellileri, nimetlerin çok daha ötesinde büyük ve önemlidir. Yirmi Dördüncü Söz'de insan için en büyük rahmet tecellisinin “ademde kalmayıp vücuda gelmek”, yani “yoklukta kalmayıp var olmak” olduğu nazara verildikten sonra, varlığın mertebeleri sıralanır. Bunların en yükseğinin ise “Müslim sıfatıyla insan olmak” olduğu kaydedilir.

Üçüncü maddede, “Mün’im-i Hakiki’nin tatlı nimetlerine” dikkat çekilir. Bunlara karşı şükür ve hamd ile mukabele etmemiz gerektiği ders verilir.

(1) bk. Sözler, On Birinci Söz.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...