Block title
Block content

"Mürtedin hakk-ı hayatı yoktur." ifadesi Bediüzzaman'ın şahsi görüşü müdür, Kur'an'dan destekleyici ayetler var mıdır?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Kalbi imanla dolu olarak mutmain iken, dini inkâr etmeye mecbur bırakılıp da yalnız dilleriyle inkâr sözünü söyleyenler hariç, kim imanından sonra Allah’ı inkâr ederek gönlünü inkâra açar, göğsüne küfrü yerleştirirse, onlara Allah tarafından bir gazap, hem de müthiş bir azap vardır." (Nahl, 16/106)

"Sana hürmetli ayı ve bu ayda savaşmanın hükmünü sorarlar. De ki: 'O ayda savaşmak büyük bir günahtır. Fakat insanları Allah yolundan engellemek, Allah’ı inkâr etmek, Mescid-i Haram’ı ziyareti yasaklamak, o mescidin cemaatini yani Müslümanları oradan çıkarmak ise, Allah nazarında daha büyük günahtır. Dinden döndürmek için işkence, öldürmekten beterdir. Kâfirler, ellerinden gelse, sizi dininizden döndürünceye kadar sizinle savaşmaktan geri durmazlar. Sizden her kim dininden döner ve kâfirlikte devam ederek ölürse, işte onların dünyada da ahirette de yaptıkları boşa gider. Bunlar cehennemlik olup orada ebedî kalacaklardır." (Bakara, 2/217)

"Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse bilsin ki, Allah onların yerine öyle bir topluluk getirir ki, Allah onları sever, onlar da Allah’ı severler. Onlar müminlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı onurlu ve zorludurlar. Allah yolunda mücahede eder ve bu hususta dil uzatan hiçbir kimsenin ayıplamasından korkmazlar. İşte bu, Allah’ın öyle bir lütfudur ki dilediğine verir. Allah vâsi ve alîmdir (ihsanı boldur, her şeyi hakkıyla bilir)." (Maide, 5/54)

“İnandıktan sonra kâfir olan bir toplumu, Allah hiç yola getirir mi? Üstelik onlar o Elçi’nin doğru olduğuna şahit olmuşlar ve kendilerine açık belgeler de gelmiştir. Allah zalimler topluluğunu yola getirmez.  Onlar var ya, onların cezası; Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların lanetidir. Sürekli o lanet içinde kalırlar. Sıkıntıları hafifletilmez; onlara göz de açtırılmaz. Olup bitenden sonra tövbe edip durumunu düzeltmiş olanlar başka. Çünkü Allah çok bağışlar ve ikramı boldur.”(Âl-i İmran, 3/86-89)

“Çöl araplarından geride bırakılanlara de ki: 'Siz çok güçlü bir topluma karşı çağrılacak, onlarla savaşacaksınız veya teslim olacaklardır. Eğer emre boyun eğerseniz Allah size güzel bir karşılık verir. Bundan önce yüz çevirdiğiniz gibi yine yüz çevirirseniz, sizi acıklı bir azaba uğratacaktır.' (Fetih, 48/16)

Hak mezheplerin hepsi, dinden dönen, peygambere söven veya hakaret eden kişilerin öldürülmesi konusunda ittifak etmişlerdir.(1)

3. (1587)- Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: "Ukl ve Ureyne kabilelerinden bir grup insan Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın yanına gelip:

"Ey Allah'ın Resûlü! Biz hayvancılıkla uğraşıp sütle beslenen (çöl) insanlarıyız, (çift çubukla uğraşan) köylüler değiliz." dediler.

Bu sözleriyle, Medine'nin havasının kendilerine iyi gelmediğini ifade ettiler. Resûlullah, onlara (hazineye ait) develerin ve çobanın (bulunduğu yeri) tavsiye etti. Kendilerine oraya gitmelerini, develerin sütlerinden ve bevillerinden içmelerini söyledi. Gittiler, Harra bölgesine varınca, İslâm'dan irtidâd ettiler. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'ın çobanını da öldürüp develeri sürdüler. Haber, Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'e ulaştı."

"Resûlullah, derhal arkadaşlarından takipçi çıkardı (yakalanıp getirildiler). Gözlerinin oyulmasını, ellerinin kesilmesini ve Harra'nın bir kenarına atılmalarını ve o şekilde ölüme terkedilmelerini emretti."
(2)

Hadisin bazı vecihlerinde, bu hâdise üzerine şu mealdeki ayetin indiği belirtilir:

"Allah'a ve Resûlü'ne (mü'minlere) harp açanların, yeryüzünde (yol kesmek suretiyle) fesadcılığa koşanların cezası, ancak öldürülmeleri, ya asılmaları, yahut (sağ) elleriyle (sol) ayaklarının çaprazvari kesilmesi, yahud da (bulundukları) yerden sürülmeleridir. Bu, onların dünyadaki rüsvaylığıdır. Ahirette ise onlara (başkaca) pek büyük bir azab da vardır..." (Maide, 5/33)

Mürtede had uygulanmadan önce, tövbe edip İslâm'a dönmesi telkin edilir. Fakat bunun ne şekilde uygulanacağı hakkında ihtilaf vardır. Alimlerin çoğunluğunun görüşüne göre, üç defa tövbe etmesi istendikten sonra öldürülür.

Hz. Ömer (r.a), irtidad edenin üç gün hapsedilip tövbe etmeye çağrılması ve bu zaman zarfında yiyecek olarak suçluya ekmek verilmesi gerektiğini bildirmiştir.

Her ne olursa olsun cezayı vermek devlet idaresinin görevidir. Onlardan başkası bu cezayı veremez. Hz. Ali (r.a), bu müddeti bir ay olarak uygulamıştır. 

Allah Resûlü (asm)'nün bu hassasiyeti, etrafındakilerde de aynı şekilde ma'kes bulmuştur:

"Mesela Yemame'den dönen birisine, Hz. Ömer (r.a) ciddî bir şeyin olup olmadığını sorar. Gelen zât, ciddî ve önemli bir şeyin olmadığını, sadece içlerinden birinin irtidat ettiğini söyler. Hz. Ömer (r.a) heyecanla yerinden doğrulur ve

"Ona ne yaptınız?" diye sorar. Adam, "Öldürdük." deyince, Hz. Ömer (r.a) aynen Allah Resûlü (s.a.s) gibi bir iç geçirir ve adama hitaben,

"Onu bir yere hapsedip bir müddet bekletmeli değil miydiniz?" der. Sonra da ellerini kaldırır ve Rabbine karşı şu niyazda bulunur:

"Allah'ım, kasem ederim bunlar bu işi yaparken ben yanlarında yoktum. Ve yine kasem ederim, duyduğum zaman da yaptıklarından hoşnut olmadım."(3)

Kısaca irtidadın cezasının ölüm olduğu ayetlerde zımni, hadislerde sarih, icma da ise ittifak ile bildirilmiştir. Ümmetin kolektif aklı hükmünde olan Ehl-i sünnetin görüşü bu yönde olup, bazı bidat fırkaların buna itiraz etmesi boş ve batıldır.

Dipnotlar:

(1) bk. Vehb’ez-Zuhaylî, el-Fıkh’ul-islâmî ve edilletuh, 3. bas. Dımaşk 1409/1989, VI/184, hadd’ur-riddeh.
(2) bk. [Buhârî, Muhâribin 16, 17, 18, Diyât 22, Vudû 66, Zekât 68, Cihâd 152, Megâzî 36, Tefsir, Mâide 5, Tıbb 5, 6, 29; Müslim, Kasâme 9, (1671); Tirmizî, Tahâret 55, (72), Et'ime 38, (1846); Ebû Dâvud, Hudud 3, (4364-4371); Nesâî, Tahrimu'd-Dem 7, (7, 93-98); İbnu Mâce, Hudud 20, (2578).]
(3) bk. Muvatta, Akdiye, 58.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Yedinci Nota | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 2309 | Word indir | Pdf indir
Paylaş

Yorumlar

shoresh
Oncelikle soruya cevap verdiginiz icin cok tsk ederim, fakat referans olarak gosterdiginiz hic bi ayette dinden donen birine olum vacip kilinmamistir. O Allaha havele edilmistir, allah onun cezasini verir, dinde hos goruluk vardir. Mezhep imamlari bunda hem fikir diye bunun dogrulu kabul edemeyiz. Tskler
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)

Ehlisünnet ekolünde Kur'an, Sünnet ve İcma hiyerarşisi vardır ve bunların hepsi ayet ve hadisler ile teyit edilmiştir. Bazı sapkın bidat mezheplerinin iddia ettiği gibi ayetten başka delil tanımam düşüncesi Kur'ani değildir. İcma ümmetin kolektif aklıdır ve ayet ve hadisleri anlama ve üzerinde ittifak etme konusunda bir delil bir mehazdır. "Ümmetimin alimleri batılda birleşmez" hadisi de bu inceliğe işaret ediyor. Hem ayetin zahiri ve sarih manasından başka remzi, işari, tazammum, telazum gibi bir çok manaları ve hükümleri bulunuyor. Sadece zahiri manasına bakıp bu manaları kabul etmemek doğru değildir.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...