Block title
Block content

Müşahhas olan birşeyin umumi bir mefhumla mülahaza edildiğine binaen, Zât-ı Akdesde müşahhas olduğu halde, Vacibü'l-Vücud mefhumuyla tasavvur edilebilir.. Cümlesini izah eder misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Zat-ı Akdesin şahs-ı ilahisi vardır. Yani Peygamber Efendimiz (A.S.V.) kabı kavseynden gördüğü ve temaşa ettiği tecelliyat anlamında, şahsiyeti ilahiye vardır. Ancak bunun idraki, ihatası ve mahiyetinin bilinmesi mümkün değildir. Bu gibi ihata edilemeyen ve mahiyeti idrak edilemeyenler muşahhas olarak tayin ve tesbiti mümkün olamayacağından, umumi mefhum ve mülahazalarla ifade edilirler.

Çünkü bir taraftan imtihan, iman ve marifet noktasında; kabul etme ve bilme mecburiyeti var. Bir taraftan da iman edilecek ve bilinecek olanın; mahiyetinin, zatının ve hakikatinin kapalı, örtülü bir özelliği vardır. O halde ulvilik, kutsiyet ve yüceliklerin; idraklere ve ihataya sığmaması bir hakikat olmakla beraber, ona iman edip kabul etmek de bir vazife ve sorumluluktur.

İşte Zat-ı İlahiye muşahhas olmakla beraber; idrak ve ihatayı aşan bir mahiyet olduğundan ancak; umumi bir mefhum olan Vacib-ül Vücud unvanıyla iman ve marifet nazarına görünebilir ve bu manada tefekkür caizdir. Muşahhas olan şahsiyet-i ilahiyenin tefekkürü yasaktır. O manada akla gelen her şey şirki işmam eder.

Bütün mahlukat; varlığı yokluğu eşit olan imkan mertebesinde bir vücuttur. Allah’ın muradı ile, yokluk karanlıklarından varlık alemine gelirler. Cenab-ı Hak ise; öyle bir murada ihtiyacı olmayan; varlığı vacib, ezeli ve ebedi olan zattır.

Muazzez Üstadımız bu mezkur hakikati, müşahhas olan şeylerin umumi mefhumlarla ifade edileceğini nazara vererek; bu vesileyle şahsı bilinmeyen ve görünmeyen ve ihata edilemeyen şeyleri; kabul etmeme ve reddetme anlayışının yanlış olduğunu ifade etmek istiyor.

Çünkü bizler şahsiyetini ve varlığını çok iyi bildiğimiz eşyayı umumi mefhumlarla izah ediyoruz. Mesela gösterdiğimiz bir ağaç kaysı ağacı ise; ona şu ağaç tabirini kullanabiliriz. Kaysı ağacı olması muşahhasdır, ancak şu ağaç ifadesi umumi bir mefhumdur. Mesela çok tanıdığımız; adını, şanını, şeklini bildiğimiz Ahmet isimli bir şahsa; bazen de; kardeşimiz Ahmet değil de; o kardeşimiz veya şu zat veya dostumuz veya o insan anlamında umumi ifadelerle o muşahhas şahıstan bahsedebiliriz.

Madem ki şahsiyetini yakinen bildiğimiz şeyleri dahi, umumi mefhumlarla ifade edebiliyor isek; Cenab-ı Hakk'ın da bilemeyeceğimiz ve kavrayamayacağımız ilahi şahsiyeti olduğu halde; bu şahsiyet hakkında tefekkür şirk olacağından; tefekkürü serbest ve caiz olan vacib-ül vücud mefhumu ile zatı ilahiye ifade ve tefekkür edilebilir.

Vücud sıfatının sıfat-ı ayniye olması Cenab-ı Hakk'ın zatını ifade etmesi ile ilgilidir.

Çünkü Allah’ın vücudu Vacib-ül Vücuttur. Vacib-ül Vücud olan tek zat da, O dur. Vacib-ül Vücud mefhumu; Allah’ın zatını ifade etmesi cihetiyle, zatı ise; bütün kemal sıfatlarla muttasıf ve noksanlardan beri olduğundan, bütün isim ve sıfat-ı İlahiyeyi cami olduğundan, Vacib-ül Vücud olan ifade ile zatı ilahiye kastedilmektedir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Sure-i Fatiha | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 4092 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...