Block title
Block content

MÜSBET HAREKET VE MEŞVERET

 

Müspet hareket, en kısa ifadesiyle “yapıcı olmak”, ortaya bir eser koymaktır. Menfî hareket ise bunun zıddı olup yıkıcı olma manasına gelir. Menfî, nefy edilmiş, sürülmüş demektir. Müsbeti ortadan kaldırmaya yahut ona zarar vermeye yönelik her hareket menfîdir.

Üstad, müspet hareket mektubunun ilk cümlelerinde bize birkaç mesajı birden verir.

“Asayişi muhafazayı netice veren müspet iman hizmeti” ifadesi çok önemlidir. Demek ki, müspet hareket, iman hizmetinin bizzat kendisidir ve bu hizmet asayişi muhafazayı netice vermektedir.

İman hizmeti müspet harekettir, çünkü böylece insanların kalplerine imanın yerleşmesine, kalplerde imanın sabit olmasına çalışılmaktadır. Bunun zıddı, küfür yolundaki gayretlerdir. Bunlar menfî harekettirler, çünkü bu çalışmalarda kalplerden imanı söküp atmak, o en büyük nuru söndürmek gayesi güdülmektedir.

Yaptığı iman hizmetiyle, insanların kalplerini ve akıllarını nurlandırmaya çalışan bir kişi, elbette huzur ve güven ortamını bozucu davranışlardan da hassasiyetle kaçınır. Nur hizmetinin tarihçesi, bunun sayısız örnekleriyle doludur.

Aynı paragrafta vazife-i ilahiyeye karışmamak da bir müspet hareket olarak takdim edilmiştir. Zira, müspet neticelere ancak böylece ulaşılabilir; aksi halde insan yanlış yollara girebilir, asayişi bozucu davranışlarda bulunabilir.

Paragrafın sonunda, her türlü sıkıntılara sabır ve şükürle mukabele etmemiz ders verilir. Buna göre, sabır ve şükür de birer müspet harekettirler. Bunların aksi sabırsızlık ve şükürsüzlük olup birinde sabrın diğerinde ise şükrün nefy edilmesi söz konusudur.

Bu ölçüye göre, bütün hayırlar müspet, bütün şerler menfîdirler. Her bir hayırda ortaya faydalı bir sonuç konulmakta, şer ise bunu ortadan kaldırmakta, yok etmektedir.

O halde, ibadet müspet hareket, itaatsızlık menfî harekettir. Ahlâklı yaşamak müspet hareket, ahlâksızlık ise menfî harekettir.

Adalet müspet, zulüm menfîdir; bu ikincisinde adaletin ortadan kaldırılması söz konusudur.

Aynı şekilde, muhabbet müspet, adavet menfîdir; ittifak müspet, ihtilaf menfîdir.

Örnekler çoğaltılabilir.

Bir açıklama:

Üstad Mektubat’ta şöyle der:

“Biz kudsî hizmetimizde daima müsbet hareket ediyoruz. Fakat maatteessüf, her bir emr-i hayırda bulunan manileri defetmek vazifesi bizi bazan menfî harekete sevkediyor. İşte bunun içindir ki ehl-i nifakın hilekârane propagandasına karşı, kardeşlerimi sabık üç nokta ile ikaz ediyorum. Onlara gelen hücumu def’e çalışıyorum...”(1)

Bu cümle üzerinde biraz durmak gerekiyor.

Üstad, ehl-i nifakın propagandalarına karşı Nur Talebelerini ikaz etmesini menfî hareket olarak vasıflandırıyor. Buradaki menfî kelimesi, def-i şer demektir. Savcıların asılsız isnatlarına karşı mahkemede yapılan müdafaalar da bu gruba girer. Her iki halde de müspet iman hizmetini engellemek isteyenlerin oyunlarının bozulmasına çalışılmıştır. Yani burada bir haksızlığın nefy edilmesi söz konusudur. “Nefy-i nefy ispattır.” kaidesine göre menfîyi nefyetmek de netice itibariyle, bir müspet harekettir.

Üstad'ın, müsbet iman hizmetinde harcayacağı vakti, def-i şer için harcamasını, menfî hareket olarak vasıflandırması bizim için önemli bir mesajdır. Zamanın çok iyi değerlendirilmesi, neticesiz tartışmalarla, gereksiz siyasi yorumlarla yahut malâyani şeylerle ömrün telef edilmemesi noktasında büyük bir ikazdır.

İstişare:

İstişareyi de müspet hareket grubunda saymak gerekir. Bunun zıddı olan, münferit hareketler ise menfîdirler. Çünkü bu ikincilerde, büyük bir hayrın oradan kalkması söz konusudur.

Allah’ın rahmeti cemaat üzerinedir. Cemaat namazı bunun açık bir örneğidir. Cemaate iştirak etmeyen bir kişi, cemaat sevabını kendi amel defterinden adeta nefyetmiş gibi olur. Yirmi yedi kat sevabın kaybı ise menfî bir sonuçtur.

Üstadımız, meşveret konusunda çok tahşidat yapmıştır. Mesela, Kastamonu Lahikasında şöyle der:

“Meşveret-i şer’iyye ile reylerinizi teşettütten muhafaza ediniz. İhlas Risalesi’nin düsturlarını her vakit göz önünde bulundurunuz. Yoksa, az bir ihtilaf bu vakitte Risale-i Nur’a büyük zarar verebilir.”(2) 

Hutbe-i Şamiye’de geçen şu cümle, bu ifadelerin bir yönüyle açıklaması gibidir:

“Haklı şura ihlas ve tesanüdü netice verdiğinden, üç elif, yüz on bir olduğu gibi, ihlas ve tesanüd-ü hakiki ile üç adam yüz adam kadar millete fayda verebilir.”(3) 

O halde, Üstadın İhlas Risalesindeki “üç elifin ittihat ettiklerinde yüz on bir olması” misali, ittihadın önemini vurgulaması yanında meşverete teşvik yönüyle de çok önemlidir. Münferit düşünen ve çalışan kişinin fikri isabetli de olsa, bu fikir tek başına kalan “uzunca bir dik çizgiyi” andırır. Bu kişi, fikirleri on yahut bir kıymetinde olan iki arkadaşıyla meşveret için bir araya geldiklerinde, ortaya çıkan yüz on birlik sonuçta her bir rakamın kıymeti, “bir” den yüze çıkar. Çünkü o üç tane “bir” rakamından hangisini çekseniz geriye sadece on bir kalır. Demek ki, birler basamağında bulunan bir rakamın gerçek hizmeti yüzdür. Yüzler basamağında bulanan bir rakam, arkadaşlarıyla birlikte olmayı bırakıp kenara çekildiğinde, değeri yüzden bire düşer.

Aynı konuda geçen, “omuz omuza verme” ifadesi de çok önemlidir. Cemaat namazında olduğu gibi, burada da araya boşlukların girmemesi gerekir. Aksi halde, rakam okunmaz olur.

Aşağıdaki ifadeler de meşveretin önemi ve ittifakın lüzumu noktasında çok net mesajlar vermektedir:

“Müslümanların hayat-ı içtimaiye-i İslamiyedeki saadetlerinin anahtarı meşveret-i şer’iyyedir.”(4) 

“Medar-ı niza bir mes’ele varsa, meşveret ediniz. Çok sıkı tutmayınız. Herkes bir meşrepde olmaz. Müsamaha ile birbirine bakmak şimdi elzemdir.”(5)

Hürmet ve Merhamet:

Nur Külliyatında içtimaî hayatın iki mühim esasının hürmet ve merhamet olduğu defalarca nazara verilir. Bunlar sarsılırsa, yahut ortadan kalkarsa yerini zulümlü ve zulmetli bir anarşi alır.

İman hizmetinin, bir vücudun azaları, yahut bir fabrikanın çarkları gibi yürümesi halinde bu hürmet ve merhamet hisleri de yerlerini bulurlar. Fakat, bir organın diğer organlara, yahut bir çarkın diğerlerine hükmetmeye kalkışması durumunda hürmet zedelenir, bunun sonucu olarak merhamet de yara alır.

Her işi uhdesinde tutmaya çalışmak, bir organın bütün vücuda hükmetme hevesine kapılması gibidir. Bir organ her işi yapamayacağı gibi, bir kişi de her konuda mütehassıs olamaz.

Vücudun azaları örneği çok yönüyle hikmet doludur. Buradan alacağımız ayrı bir ders de şu olabilir:

Her şahıs, bu iman ve Kur’an hizmetinin bünyesi içinde bir yerde muhafaza edilmelidir. Meselâ, beyin görevi yapamıyor diye kişiyi hizmet dışı bırakmak yerine, onu bu bünyede bir başka görevde çalıştırmak gerekir. Bunu başarabilenlerin hizmetleri genişler ve yükselir. Aksi halde hizmet çok dar bir kalıba sıkıştırılmış olur. Halbuki Bediüzzaman, Nur hizmetinin dairesini geniş tutmuş, ana hatlarıyla talebe, kardeş, dost diye üç ayırmış, talebenin de yine birçok şubeleri olduğunu nazara vermiştir. “Talebe” dairesinin birçok şubeleri olması gösteriyor ki, kardeş ve dost dairelerinin de yine birçok şubelere olacaktır.

Tek tip nur mensubu olmayacağına bir örnek de yukarıda değindiğimiz fabrika misalinde vardır. Çatısından, penceresine, motoruna, çivisine kadar nice şeyler bir araya gelmiş ve bir fabrika olmuşlardır.

İstidat ve kabiliyetler parmak izleri gibi farklılık gösterirler. Mesak ve mezak meselesi Nur dairesindeki farklı hizmet yolları için de geçerlidir. Kur’andan, birbiriden faklı birçok hak meşrepler çıktığı gibi, Nur hizmetinde de temel esaslarda birleşmiş bir çok farklı hizmet telakkileri çıkabilir ve çıkmıştır da. Önemli olan, farklı organların aynı ruhun emrinde çalışmalarıdır. Bu ruh, bir şahs-ı manevidir.

İman hizmetinin ruhu, “ferid” makamına mahzar olan şahs-ı manevidir. Her nur talebesi o şahs-ı manevinin bir azasıdır.

Ruhun o harika yaratılışı da meselemiz açısından çok önemlidir. Bilindiği gibi ruh basittir, yani terkip değildir. Akıl, hafıza, hayal, sevgi, korku ve daha nice hissiyat, sanki şahsî varlıklarını bir şahs-ı manevi içinde eritmiş ve tek bir varlık olarak ortaya çıkmışlardır.

İttifak, ama nasıl?

Mazide, bazı kişiler kendilerine, “bütün İslamî hizmet gruplarını birleştirme ve aralarındaki farklılıkları giderme” gibi bir görev yüklemişlerdi. Bilmiyorlardı ki, “Meşreblerde ittifak lazım olmadığı gibi caiz de değildir.”

Bunun gibi, Nur cemaati içindeki değişik hizmet tarzlarını birleştirmeye çalışmak da en azından gereksiz ve sonuç itibariyle boş bir teşebbüstür. Muhtaçların büyük çoğunluğuna henüz ulaşamadığımız bir ortamda, böyle şeyleri medar-ı bahis yapmak, en azından, zaman kaybıdır. Muhabbet ve uhuvvet hislerine vereceği zarar ise çok daha büyüktür.

Bu tip tartışmalarda, birlik ve beraberlik çağrısına herkesten müspet cevap gelir. Ama uygulamada, her meslek ve meşrep sahibi ister ki diğerleri kendi etrafında birleşsinler. Halbuki, ittifak başka, iltihak daha başkadır. İttifak gayede olur. Vesilelerde ittifak inhisar zihniyetine yol açar; bu da Üstadın ifadesiyle hubb-u nefisten gelmektedir.

Usul ve tarz farklılığının bir müsbet ihtilaf olarak görülmesi ve rahmeti netice vereceğinin ümit edilmesi bize çok şey kazandıracaktır.

Farklı hizmet usullerinin bir problem kaynağı olmamasının en güzel ve mücerrep yolu meşverettir. Meşveret, ortak atmosferdir. Herkes onun içinde yürür, koşar ve uçar; kimse diğerinin hareketini tenkit etmez ve engellemez.

Dipnotlar:

(1) bk. Mektubat, Yirmi Dokuzuncu Mektup, Altıncı Risale.
(2) bk. Kastamonu Lahkası, (152. Mektup)
(3) bk. Hutbe-i Şamiye. 
(4) bk. age., Altıncı Kelime.
(5) bk. Kastamonu Lahikası, (149. Mektup)

Yazar: Alaaddin BAŞAR (Prof. Dr.) | Okunma Sayısı: 13967 | Word indir | Pdf indir
Paylaş

Yorumlar

ufuk_pencersi
TARİHİN HİÇ BİR DEVRESİNDE BU KADAR KÜLLİ HİZMETİN, AZ ZARARLA ATLATILMASI, MÜSBET HAREKETİN SONUCUDUR. EVET MÜSBET HAREKET TAHKİKİ İMANIN BİR NETİCESİDİR. MENFİ HAREKETLER DİNE BÜYÜK BİR ZARARDIR. EVET YOLLARIMIZ DİKENLİ DE OLSA, KANDAN İRİNDEN DERYALARA GİRSEK DE, HİÇBİR ZAMAN MÜSBET HAREKETTEN ŞAŞMAYACAĞIZ. İMAN HİZMETİ BUNU GEREKTİRİYOR. GELEN SIKINTILARA, EZİYETLERE, CEFALARA, SABIRLA, ŞÜKÜRLE MUKABELE EDECEĞİZ. ÇÜNKÜ İŞİMİZ İĞNEYLE KUYU KAZIMAKTIR. BU İMAN HİZMETİ YOLUNDA DEĞİL DÜNYAMIZI, AHİRETİMİZİ FEDAYA EYMEYE HAZIR OLMALIYIZ. ÜSTADIMIZ DÖNEMİNDE O KADAR ÇALKANTILI VE BİR O KADAR HAREKETLİYKEN BİLE, MÜSBET HAREKETİ ELDEN BIRAKMAMIŞTIR. O HALDE ŞUNU RAHATLIKLA SÖYLEYEBİLİRİZ. MENFİ VE FERDİ HAREKET EDENLERİN İMAN HİZMETİNDE YERİ YOKTUR. MÜSBET HAREKET YAPICIDIR. BİZ YAPICI OLMAKTAN YANA OLMALIYIZ. ÇÜNKÜ YAPTIĞIMIZ HER AMEL İÇİN HESABA ÇEKİLECEĞİMİZİ UNUTMAMALIYIZ.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
salihata

Sayın Hocam, Aladdin Başar Beyefendi, çok güzel bir yorum olmuş, ancak Mesak ve mezak meselesi diye zikredilen tabiri kelime anlamı olarak ve buradaki kasdedilen mana nedir anlayamadım.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (editor)
Mezak, zevk kelimesinden geliyor, Mesak ise sevk kelimesinden geliyor. Farklı zevklere sahip olmak ve farklı yönlere gitmek gibi anlamlar yüklenerek, bir cemaatin içinde herkesin aynı şekilde düşünemeyeceği, aynı yöne gidemeyeceği, farklılıkların olabileceği manasını ifade etmek için bu iki kelime kullanılır.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yükleniyor...