Block title
Block content

Müslüman Hakîm’in, “Kur’anın manası ile ve muhtevası ile ilgilenip tezyinat-ı zahirisine ehemmiyet vermemesini” nasıl anlamalıyız? Halbuki kitabı yazan o sanatkar zat hem tezyinatına hem de hakikatine itina göstermiştir.

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Misalde geçen şu ifade farklı bir anlayışa engel olmaktadır:

“…o sûri güzellik manasındaki gayet parlak güzelliğin ve gayet şirin tezyinatın işârâtı olduğundan, pek kıymettar bir antika olmuştur.”

Demek ki, esas olan manadaki güzelliktir, o manaya uygun güzel suret giydirmek de ayrı bir güzelliktir ve ikisi birlikte kıymettar bir antika olurlar.

“Ehemmiyet vermeme” ifadesini, “öncelikle manaya ehemmiyet vermek, sureti ikinci planda düşünmek” şeklinde anlamamız gerekir.

Bütün varlık âlemi Allah’ın esma ve sıfat tecellileriyle ortaya çıkmışlardır. Eşyanın zahirinde başka, batınlarında başka isimler tecelli eder. Hepsi güzeldir, hepsi tefekkür edilecek, hepsinden Allah’ın kemaline ve cemaline ayrı yollar bulunacak ve o yollara tefekkür ile girilecektir. Çoğu insan  kâinatı ve hadisatı değerlendirirken, daha çok, zahire bakarlar ve onları değerlendirirken kendi menfaatlerini esas alırlar.

“Hem her eser-i Samedanî bir mektup gibi, bir Sâni-i Zülcelâl’in esmasını bildirir. Nakıştan manaya geçsen esmâ yoluyla müsemmayı bulursun.” (On Yedinci Söz)

vecizesinde güzelce dile getiriliği gibi, nakışlar da Allah’ındır, onları taşıyan eserler de. Şu var ki;  nakışta boğulup kalmamak, ondan manaya geçmek ve o nakşı ortaya çıkaran esma-i İlâhîyeyi tefekkür etmek gerekir. Önemli olan nakşa hayran olup kalmak değil Müsemmayı bulmak, yani o nakışta  isimlerini tecelli ettiren zatın marifet ve muhabbetinde yol almak, böylece kemale ermektir. Elbette nakışların kendileri de önemlidir, önemli olmasalardı yaratılmazlardı.

“… Göklerin ve yerin yaratılış (hikmetleri) üzerinde tefekkür ederler. Ve şöyle derler: 'Ey Rabbimiz! Sen bunları boşuna yaratmadın. Sen her türlü noksanlıktan münezzehsin.'...” (Âl- i İmrân, 3/191)

ayet-i kerimesi, bu noktada bizlere çok ince bir mesaj vermektedir. Semavat ve arzı tefekkür edenler övülürken, onların bu tefekkürlerini  “o varlıkların yaratılışları” üzerinde yoğunlaştırdıklarına bilhassa dikkat çekilir. Böylece, mahlukatın birer İlâhi sanat eseri olarak tefekkür edilmesi gerektiği ders verilir.

Üstad Hazretleri, bu alemin ve onun meyvesi olan insanın boşuna yaratılmadığı, hikmetsiz olamayacağı noktasından hareketle, ahiretin varlığını çok harika bir şekilde ispat etmiştir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...