Block title
Block content

MUSTAFA AKDEDEOĞLU

 

 1924'te Konya'da doğdu. İlkokulu Türkiye'de ortaokulu Halep'te, lise ve fakülteyi Mısır el-Ezher Üniversitesinde tamamladı. İki yıl Pakistan Karaçi Üniversitesinde master çalışması yaptı.

- Risale-i Nur Külliyatını ne zaman ve nasıl tanıdınız?

1945 yılları idi. Ben o tarihlerde Isparta Askerlik Daire Başkanı (yedek subay) olarak vatanî görevimi yapıyordum. Ara sıra Isparta Ulu Camiinde izinli günlerimizde namaza gider, cemaate Kur'ân-ı Kerim okurdum. 

Günlerden bir gün, camiden çıkışta bir zat ile tanıştım. Bana hitaben dedi ki: 'Evladım, ben sana İstanbul kıraatı ile Kur'ân-ı Kerimi talim ettireyim, bu hususta ihtisasım var, sana faydamız dokunsun.' Neticede samimi olduk.

"Meğer samimi olduğumuz zat Geçici Hava Askerliği Amiri Önyüzbaşı Refet Barutçu imiş. Kur'ân-ı Kerimi talim ederken bu arada Risale-i Nurları tanıttı. Bana ilk verdiği eser Gençlik Rehberi idi. İyi daktilo yazdığım için bana Gençlik Rehberi'nin bazı nüshalarını yazdırdılar ve yazdım. Daha sonraları Hüsrev Ağabey ile de tanıştık. Çoğalttığımız Gençlik Rehberi'ni tanıştığımız ortaokul ve lise talebelerine dağıtırdık.

- Bediüzzaman ile görüşme imkânı bulabildiniz mi? Eğer görüşme bahtiyarlığına erişmişseniz kaç defa oldu?

1945 sonlarında Isparta'da askeri izne ayrıldım. Refet Bey bana dedi ki: "Kardeşim Konya'ya giderken Çay kazasında in. Oradan Emirdağa git. Hz. Üstadı ziyaret et, ellerini öp ve benim 1 kğ kadar kesme şekerim var, onu da Üstada hediyem olarak götür."  

Ben de aynı şekilde güzergâhı çizdim ve Emirdağ'a vardım. Çalışkanların dükkânına gittim. Rahmetli Ceylan ile irtibat kurduk. Üstad, "Gelsin" demiş. Koşa koşa gittim. Baktım, Üstad bahçeli evinin dış kapısında beni bekliyor. Hicap edip durdum. Ellerini öpmek istedim, öptürmediler ve bana hitaben,

"Hoş gelmişsin kardaşım. Ben neyim ki, sen bana geldim. Bana gelmektense Risale-i Nur Külliyatını okuman daha istifadeli olur. Fakat ben seni Refet kardeşim adına kardeşliğe kabul ettim."

"Şimdi yazmak zamanıdır"

Gayet haşmetli olarak ayakta duran ve heybetle bakan Hz. Üstad bana hitaben, "Sen eskimez Kur'ân harflerini yazabiliyor musun?" diye sordu.
"Evet efendim, yazıyorum."  "Yaz kardeşim, şimdi yazmak zamanıdır. Eğer çoğaltırsan, iman ehli kardeşlerimize hediye edersin." dedi.

Üstadı ayakta bekletmekten utandım. Hemencecik Refet Barutçu Ağabeyin hediyelik şekerini kendilerin uzattım. 

"Refet bizim hediye almadığımızı bilmiyor mu? Peki öyle ise (Ceylan kardeşe seslenerek) Ceylan, benim odamdaki Asâ-yı Mûsa kitabını getir. Onu Refet'e gönderelim."

Ben kitabı aldım. Ve yine dediler ki:

"Kardeşim, buradan hemen ilk vasıta ile Konya'ya git. Ben gözetim altındayım. Seni tutarlar, soruşturma ve eziyet ederler. Konya'da kardeşlere selamımı götür."

Neticede ilk araba ile Bolvadin'e, oradan da Konya'ya geçtim.

Üstad bizi kabul etti

Hazret-i Üstad ile ikinci görüşmem 1953 yıllarında oldu. 1952'de Kahire'de okuyordum. 1953'te Türkiye'ye geldim. O günlerde İstanbul'a gezmeye gittik. Mısır'da beraber okuduğumuz Ali Özek Bey ile Fatih Camiinde karşılaştık. Bana hitaben, "Mustafa birisini bekliyorum, şimdi gelip bizi Said Nursi Hazretlerine götürecek" dedi. Bekledik. Ne görelim, Konya'da beraber dersler yaptığımız Abdülmuhsin Elkonevi kardeşimiz. Birlikte Çarşamba semtinde iki katlı bir eve gittik. Üstad bizi kabul etti. Kendilerini karyolada bağdaş kurmuş vaziyette gördük. Ellerini öptük. Mısır'dan geldiğimi söyledim. Bize hitaben:

"Sizin gelmeniz çok iyi bir tevafuk oldu. Safa geldiniz. Mısır'dan Şeyhülislâm Mustafa Sabri Efendi bana bir kitabını göndermiş ve Risale-i Nur Külliyatı içinde neşrini istiyor. Fakat Risale-i Nur Külliyatı içinde neşrine müsaade yok. Çünkü kitabının içinde çok ihtilaflı meseleler var. Risale-i Nur Külliyatının meşrebi ittifaktır. İhtilaf meşrebi değildir ve yeri yoktur. Benim çok selâmımı götürün. Yine de kitabının başım üstünde yeri vardır. Bunları aynen söyleyin."

Neticede Kahire'ye gittik. Mustafa Sabri Efendi hasta idi. Bu bakımdan yanına Ali Özek kardeşimi kabul ettiler. Üstad'ın selâmını ve söylediklerini nakletmiş. Mustafa Sabri merhum, "Peki, madem öyle, mesele yoktur" deyip Üstad'ın selâmını almış.

Cennetten gelen üç nehir

Üstad Bediüzzaman Hazretleri ile birçok zevat mektuplaşmıştır. Sizlerin diyar-ı gurbette, bilhassa el-Ezher Üniversitesinde iken Said Nursi Hazretleri ile mektuplaşmanız oldu mu?

Evet, bir defa oldu, şöyle ki: El-Ezher'de olsun, diğer okullarda olsun -Vahhabimeşreb bazı coğrafyacı hocalar Hazret-i Peygamber (a.s.m.) Efendimizin,

"Şu üç nehrin menbaları Cennettendir."

mealindeki hadis-i şeriflerine, nehirlerin çıktıkları yerleri hakir ve küçük görerek dil uzatmışlardı. Hatta bazılar, bu hadis-i şerifi "mevzu ve hurafedir" diye sapıtıyorlardı. Bunun üzerine biz Kahire'den Üstadımız Bediüzzaman Hazretlerine, "Bizleri müşkilâttan kurtar" diyerek bir mektup yazdık ve tafsilâtını anlattık. Kısa bir müddet sonra Üstad bize, "Yirminci Sözün Birinci Makamını" gönderdi. Hassaten "Yirminci Söz'ün Birinci Makamının Üçüncü Nüktesi" meseleyi fevkalade halletmektedir. Neticede bu hocalar ilzam ve ikna oldular. Bize de şükranlarını belirtirken, Üstad Hazretlerine de duada bulundular.

(Son Şahitler kitabının, üçüncü cildinden derlenmiştir...)

Paylaş
Yükleniyor...