Block title
Block content

"Müstakbeli zaman-ı hazıra getirmekle, zaman-ı hazırdan istikbale fikren gitmek" arasında ne fark vardır?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Akibeti düşünmek suretinde, gelecekte olacak bir şeyi şimdiki zamanda gelmiş gibi farz etmek ve ona göre tavır almak, hayali bir şey oluyor. Mürit, kendini ölmüş biliyor, kefene sarılıp yatıyor, kendini kabir hükmünde olan mağaraya atıyor. Nefis bu gibi  haletlerden müteessir olup uyanmaya çalışıyor. Bunların hepsi olmamış bir şeyi, olmuş gibi hayal etme üzerine bina olduğu için, hem tatbiki zor, hem de tesiri az oluyor.

Ama hakikat noktasında, şimdiki zamandan, gelmesi muhakkak olan geleceğe fikren gitmek, nazarı ona çevirmek, hem hakikattir, hem de daha müessir ve hem de uygulanabilirliği daha kolay olan bir yoldur.

Peygamberimiz (asm) de bu hakikate şu hadisi ile işaret ediyor: “Bütün gelecek olan yakındır.”(1) yani senin uzak gördüğün istikbal, aslında sana çok yakındır. Ona göre tedbirli ol, ona göre ölüme hazırlıklı ol, diye ikaz ediyor. Yani fikren istikbale gitme yolunu teşvik ediyor.

Özet olarak, ölümle bağlantı kurmanın iki yolundan biri, fikren istikbale gitmek ve ölüme nazarını çevirmek yoludur ki, hakikatli bir yoldur, herkes bu yolda gidebilir.

İkinci yol ise, istikbali şimdiki, zamana hayalen  taşımaktır. Yani, kendini ölmüş bileceksin, musalla taşına yatacaksın, kefeninle kabre benzer bir çilehaneye gireceksin, orada nefis terbiye olana kadar mücadele edeceksin.

Bu yolun, bu zamanda tatbiki çok zordur ve herkes bu yolda gidemez. Onun için, hakikat olan birinci yolu ve metodu tatbik etmek lazımdır. Üstad buna işaret ediyor.

* * *

"Akıbeti düşünmek suretinde müstakbeli zaman-ı hazıra getirmek," hayali bir mülahazadır. Onun için ehli tasavvuf  hayalen kendini ölmüş sayıp kefenlenmiş ve tabutu ile mezara gitmenin provalarını yapıyorlar. Burada nefsi müteessir edip, tuluemelini kırıp, yüzünü ukbaya çevirmeye çalışıyorlar. Ama hakikati halde böyle bir şey yok, tamamen bir senaryo oynuyor gibi bir tavır içindeler. Onun için hakikat mesleğine mutabık olmuyor.

"Zaman-ı hazırdan istikbale fikren gitmek, nazaran bakmak" ise, muhakkakul vuku bir hadiseye fikren gidip o hakikati düşünmek ile nefsin aşırılığını törpülemektir. Bu tarz  hem makul hem de hakikati hal ile mutabıktır. "Külli atin karibün" / Bütün gelecek yakındır."(2) hadisinin işaret ettiği mana da bu tarza kuvvet verir. Mutlaka başımıza gelecek  bir hadiseye bizim fikren gitmemiz ve o olayı yaşamamız daha gerçekçi bir tarzdır.

Özetle, birinci tarz hayali ve zihni bir kurgu oluyor; ikinci tarz ise fikrin geleceğe gidip, olması kesin şeyleri yerinde seyretmek ve ibret almak oluyor.

***

Burada tarikat ehli ile hakikat ehlinin ölümü düşünme hususundaki bakış açıları değerlendirilmektedir. Şöyle ki:

Ehl-i kalb olan ehl-i tarikat, ölümü düşünme ve hatırlamada şöyle bir yol izlemektedir. Onlar ölümü düşünürken, istikbalde olacak ölüm hadisesini şu anda olmuş gibi tasavvur etmeye çalışırlar. Yani İstikbali şimdiki zamana getirmek suretiyle bir düşünüşe giriyorlar. Bu tarz bir düşünmede, nefsi ve hevayı fazla korkutacak veya günahlardan alıkoyacak bir durum söz konusu olmayabilir. Çünkü nefis ve heva o insana "Sen ölmedin ki, neden kendini aldatıyorsun?" diye onu alt edebilir.

Ama hakikat mesleği ise, her şeyi tahkiki anlamda değerlendirdiği gibi, ölüm konusunda da yine nefis ve hevaya açık kapı bırakmayacak tarzda bir tefekkür içerisine bizi sokar. Şöyle ki:

Madem her nefis ölümü tadacaktır ve madem bizim hayatımız bir gün noktalanacaktır ve madem ölümün ne zaman geleceği belli değildir ve madem hayat ağacımızın tek bir meyvesi olan cenazemiz bir gün muhakkak pişip kabre girecektir. Öyleyse bir gün sonra olsun, bir asır sonra olsun, ölüm muhakkak başımıza gelecektir.

İşte tahkik mesleği, bizi alıp fikren istikbale götürür. Cenazemizin tüm acziyetini ve perişaniyetini bize gösterir. Nefis ve hevanın bu tarz bir tefekkürden alınacak derse karşı çıkması, mümkün değildir. Yani Tarikat ehline "Sen ölmedin ki, neden ağlıyorsun?" dediği gibi, "Sen ölmeyeceksin ki, neden ağlıyorsun?" diyemeyecek ve bu insan rabıta-i mevt hakikatinden tam istifade edecektir.

***

Gelecekte olacak bir şeyi şimdiki ana getirmek ve şimdi oluyormuşçasına bir vaziyete girmek hayali ve farazi bir yaklaşımdır.

Mesela, yirmi sene sonra öleceksin, seni yıkayacaklar, kefenleyecekler mezarını kazacaklar ve içine bırakacaklar bu bir realite. Fakat bizim bu durumu hissetmemiz için ille cenaze yıkama, kefenleme ve kabre konulma tiyatrosu ya da provası yapmamız gerekmiyor.

Bu durumu kuvvetli bir düşünce, fikir, nazar ve tefekkürle de yapabiliriz.

Tarikat usulünde kabri andıran çilehanelerde yaşamanın veya bir takım ritüellerin ana sebebi geleceği şimdi ki zamanda prova etmek ya da canlandırma hikayesidir.

“Onlar farazî ve hayalî bir surette kendilerini ölmüş tasavvur ve tahayyül edip ve yıkanıyor, kabre konuyor farz edip, düşüne düşüne, nefs-i emmâre o tahayyül ve tasavvurdan müteessir olup, uzun emellerinden bir derece vazgeçer.”(3) 

ifadesi de bu manaya işaret ediyor.

Oysa geleceği şimdi ki zamana getirmek yerine biz fikren ve nazaran geleceğin ayağına gider hissemizi bizatihi orada alırız. Bunu yapmak için bir takım canlandırma ve ritüellere de gerek yoktur.

“Evet, hiç hayale, faraza lüzum kalmadan, bu kısa ömür ağacının başındaki tek meyvesi olan kendi cenazesine bakabilir. Onunla yalnız kendi şahsının mevtini gördüğü gibi, bir parça öbür tarafa gitse asrının ölümünü de görür; daha bir parça öbür tarafa gitse dünyanın ölümünü de müşahede eder, ihlâs-ı etemme yol açar.”(4)

Yani işin özü geleceği hayali olarak şimdi ki zamana getirmek yerine fikren ve nazaran geleceğin ayağına gitmek ve bizatihi orada hisse almak gerekiyor.

Dipnotlar:

(1) bk. Taberani, Mucemu'l-Kebir, h. no: 8523.
(2) bk. age.
(3) bk. Lem'alar, Yirmi Birinci Lem'a.
(4) bk. age.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş

Yorumlar

adba

BU kısmın hemen evvelindeki ayet meali konumuzu aydınlatır mahiyettedir; Zümer Suresi, 39:30; "Sen de ölüsün, onlar da ölüdürler." Dikkat edilirse sende ölecen, onlarda ölecekler degilde ayette ölüsün, ölüler deniliyor.. Bu ayrıntı meallerde pek yok. Daha çok, "sende öleceksin, onlarda ölecekler" diye çeviri yapılır. Fakat Ümit Şimşek beyin mealinde dogrusu mevcut. Verdiginiz cevap zaten ayetin ayrıntılı izahı sayılır.. Katkıda bulunayım dedim. slm.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
tahiyye
Zaten hakikat mesleği o ki her an ölüyoruz.Fani olmak bir gün ölmek değil, fenayı her an mahiyetinde taşımak demek.Hamurumuz fena dan yoğurulmuş.Hem bu enaniyet asrında nefis neredeyse istikbali dahi ayağına getirecek.İHLAS risalesi diyor ki haddini bil, sen metbu değil tabisin ve zaman seyline tebaiyetin, seni anen feanen yaşamakta olduğun zeval şelalesinin havuzu olan mevte süratle taşıyor.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
isahalim
Madem mesleğimiz tarikat mesleği değil hakikat mesleği, mesela NAMAZ KILARKEN DE "arkamda Hz. Azrail var ve bu benim son namazım" gibi farzetmeye gerek duymadan, apaçık bir gerçek olan kıldığım son namazım olabilir diye akla getirmek de yine hakikat mesleğine daha uygun olabilir sanırım, yukarıdaki izahlar paralelinde.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
oğuzhangözüpek
ZÜMER AYET 29 VE AYET 31 incelendiğinde , 30'cu AYETE '' SENDE ÖLÜSÜN,ONLARDA ölüler'' anlamını vermek makul gelmiyor.Zira 31'ci AYET=Sonra muhakkak ki siz, kıyâmet günü Rabbinizin huzurunda HASIM(davalı ve davacı) olacaksınız.'' ifadeleri AYET otuza da atıf yapmaktadır. AYET 30'u = Muhakkak ki sen de meyyitsin (ölümlüsün). Ve muhakkak ki onlar da meyyit (ölümlüler). '' şeklinde çevrildiğinde verilmek istenen MESAJ yerli yerine oturmaktadır. Böylece ALLAH Resulü nün ve diğer İNSANLARIN bir sıfatlarının da ''ÖLÜMLÜ ''olduğu vurgulanmakta ,hem de er veya geç öleceklerine İŞARET EDİLMEKTE VE 31.ci ayette de ALLAH'IN huzurunda DAVALARIN görüleceği HAKKIN ve ADALETİN böylece MUTLAK olarak tecelli edeceği bildirilmektedir. 31.ci AYET'İN KIYAMETTEN bahsetmesi EYLEMELERİN gelecek zaman KİPİ ile çevrilmesine sebep olmuş bu sebeple MEALLERDE ''öleceksin,ölecekler'' şeklinde çevrilmiştir. Ancak; İskender Mihri'nin ''ölümlüsün,ÖLÜMLÜLER'' şeklindeki çevirisi ÜSTADIN Deyimiyle '' KUR'ANIMIZIN ŞEBABETİNE'' daha uygun diye düşünürüm. BU GÜN YÜCELERİN KUTLU NEBİSİNİN, Kameri Takvim ile DOĞUM GÜNÜDÜR.İnşallah Külliyen MÜSLÜMANLARIN kış UYKUSUNDAN UYANMASINA VESİLE VE BİR şefaatçi OLUR.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...