Block title
Block content

Namazdayken kendimi namaza tam verebilmek adına rüku ya da secdeye vardığımda beynimi söylediğim şeylerle meşgul etmek istiyorum. Kıyamda, rükuda, secdede... Söylediğimiz şeyleri söylerken neleri tefekkür edebiliriz? Risalelerde bir açıklama var mıdır?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

On Beşinci Şua adlı risalede geçen aşağıdaki haşiyeler konumuzu izah etmektedir. İlgili Haşiyeleri açıklamalarıyla birlikte aşağıya alıyoruz.

"HAŞİYE: İşte, derecâta göre bir âmî, bir çekirdek kadar bu kudsî hakikatten hisse alsa, ruhen terakki etmiş bir kâmil insan, bir hurma ağacı kadar hisse alır. Fakat daha terakki etmeyen bir adam Fâtiha okurken bu mânâları kasten hatıra getirmemeli, tâ huzura zarar olmasın. Eğer o makama terakki etse, zaten o mânâlar kendilerini gösterirler."

"HAŞİYECİK - Bu haşiyedeki 'kasten' kelimesinin izahını Üstadımızdan sorduk. Aldığımız cevabı aynen yazıyoruz: (Üçüncü Medrese-i Yusufiyedeki Risale-i Nur talebeleri namına Ceylân)"

"Teşehhüd ve Fâtiha kelimelerinin geniş ve yüksek mânâları kastî değil, belki dolayısıyla meşguliyet ve huzura bir nevi gaflet veren tafsilâtı değil, belki mücmel ve kısa mânâları gafleti dağıtır, ubudiyeti ve münâcâtı parlatır görüyorum. Namazın ve Fâtiha ve teşehhüdün pek yüksek kıymetlerini tam gösterir. İkinci kısmın âhirinde 'kasten meşgul olmamak'tan murad ise: O mânâların tafsilâtıyla bizzat iştigal bazen namazı unutturur, huzura belki dokunur. Yoksa dolayısıyla ve muhtasar bir tarzda büyük faydalarını hissediyorum."(1)

İster Fatiha’nın manalarını ve hakikatlerini anlamak noktasından olsun, ister rüku ve secde hengamındaki tefekkür noktasında  olsun  insanların dereceleri muhteliftir. Kimisinin anlama ve istifade  derecesi çekirdek gibidir, kimisi ruhen terakki ettiği için, ağaç gibi Fatiha’nın dal budak bütün manalarını birden zihninde toplar ve toparlayabilir.

Ruhen terakki ve tekemmül etmemiş bir insan Fatiha’nın manalarını anlamak için kendini zorlayacak ve müddete ihtiyaç duyacaktır. Bu da ister istemez bütün nazarın ve dikkatin Fatiha’nın manasının üzerine toplanmasına sebep olacaktır.

İnsan iki işi bir anda yapabilmesi için her iki işte de meleke ve maharet sahibi olması gerekir. Ami ve avam birisi Fatiha’nın manasını anlamak noktasında meleke ve maharet sahibi olmadığı için, anlamaya odaklanırsa, diğer işi olan namazı ve huzuru unutur. Böylece namazdaki huzur gider, hatta rekatları da karıştırmaya başlar.

Ama ruhen terakki etmiş bir insan her iki halde de meleke ve maharet sahibi olduğu için, Fatiha’nın manasını namazdaki huzuru bozmadan düşünebilir. Tıpkı direksiyonu güçlü olan bir şoför ile acemi bir şoför gibi. Usta şoför, şoförlükte terakki ettiği için, hem direksiyon kullanır hem de dikkati bozmayacak ufak işleri de yapabilir. Ama acemi şoför direksiyonu kullanırken bir pencereyi bile açmakta zorlanır. Bazen pencere açayım derken huzur bozulur kaza yapar.

 Ruhen gelişmiş bir alim zatın kafasına manalar kendiliğinden gelir, adeta manalar başına üşüşür, meleke ve maharet kazanmış büyük zatlar manayı aramaz, manalar bu zatlara gelir. Ama terakki ve tekemmül etmemiş birisi manaların peşinde koşayım derken, kendini kaptırır ve nerede ne işle meşgul olduğunu unutur.

Bu yüzden ruhen terakki etmemiş bir insan, Fatiha’nın manasını düşünürken namazı ve huzuru bozmayacak bir şekilde hülasa ve muhtasar bir şekilde düşünmesi gerekir. Yoksa Fatiha’nın teferruatına dalmak  namazı ve Allah’ın huzurunda olduğunu unutturabilir. Manalar muhtasar ve hülasa bir şekilde düşünüldüğü zaman namazın kalite ve sevabı da o denli artar. Rüku ve secdeyi de buna kıyas edebiliriz.    

(1) bk. Şualar, On Beşinci Şua, Fatiha-i Şerifenin Muhtasar Bir Hülasası.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş

Yorumlar

drerkan
""""meleke ve maharet kazanmış büyük zatlar manayı aramaz, manalar bu zatlara gelir"""" Çok güzel bir ifade olmuş.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...