Block title
Block content

"Nasıl biliyoruz ki, kimse muarazaya teşebbüs etmedi? Kimse kendine güvenemedi mi ki, meydana çıksın?" Kur'an'a nazire yapmaya çalışan kimse olmamış mı?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Eğer desen: Nasıl biliyoruz ki, kimse muarazaya teşebbüs etmedi? Kimse kendine güvenemedi mi ki, meydana çıksın? Birbirinin yardımı da mı faide etmedi?"

"Elcevab: Eğer muaraza mümkün olsaydı, alâ küllihal kat'î teşebbüs edilecekti. Çünkü izzet ve namus mes'elesi, can ve mal tehlikesi vardı. Eğer teşebbüs edilseydi, alâ küllihal kat'î tarafdar pek çok bulunacaktı. Çünkü hakka muarız ve muannid daima kesretli idi. Eğer tarafdar bulsaydı, alâküllihal iştihar bulacaktı. Çünkü küçük bir mücadele, beşerin nazar-ı istiğrabını celbedip destanlarda iştihar eder. Şöyle acib bir mücadele ve vukuat ise gizli kalamaz. İslâmiyet aleyhinde tâ en çirkin ve en şeni' şeylere kadar nakledilir, meşhur olur. Hâlbuki muarazaya dair Müseylime-i Kezzab'ın bir-iki fıkrasından başka nakledilmemiş. O Müseylime'de çendan belâğat varmış. Fakat hadsiz bir hüsn-ü cemale mâlik olan beyan-ı Kur'ana nisbet edildiği için, onun sözleri hezeyan suretinde tarihlere geçmiştir."

"İşte Kur'anın belâğatındaki i'caz, kat'iyyen iki kerre iki dört eder gibi mevcuttur ki, iş böyle oluyor."(1)

Eğer bir benzerini getirerek Kur'ana mukabelede bulunmak mümkün olsaydı, mutlaka teşebbüs edilecekti. Çünkü izzet ve namus mes'elesi, can ve mal tehlikesi vardı. Eğer teşebbüs edilseydi, mutlaka tarafdar pek çok bulunacaktı. Çünkü hakka muhalif olan ve onu kabul etmemekte direnen sayıca daima çok idi. Eğer tarafdar bulsaydı, mutlaka şöhret bulacaktı. Çünkü küçük bir mücadele bile, insanların dikkatini celbedip destanlarda iştihar eder. Şöyle hayret verici bir mücadele ve olay ise gizli kalamaz. İslâmiyet aleyhinde tâ en çirkin ve en şeni' şeylere kadar nakledilir, meşhur olur. Hâlbuki muarazaya dair Müseylime-i Kezzab'ın bir-iki fıkrasından başka nakledilmemiş. O Müseylime'de gerçi belâğat varmış. Fakat hadsiz bir güzelliğe mâlik olan Kur'anın beyanına nisbet edildiği için, onun sözleri saçmalama suretinde tarihlere geçmiştir.

İşte Kur'an'ın belâğatındaki i'caz, kat'iyyen iki kerre iki dört eder gibi vardır ki, iş böyle oluyor.

Müseylime, Yemen ehlinden olup Hz. Peygamberi Medine’de ziyaret etmiş ve Müslüman olmuştu. Ancak Yemene döndüğünde riyaset sevdasına kapılarak kendisinin peygamber olduğunu söyledi. Yıllar sonra Yemame harbinde Vahşi tarafından öldürüldü.

Hemen her devirde, hak yolun yolcuları olduğu gibi, batıl yolun yolcuları da olmamıştır. Müseylime gibi bir şarlatanın da etrafında bazıları yer almış, onu peygamber kabul etmişlerdir.

Müseylimenin Karia suresine üslûp olarak benzetmeye çalıştığı şu şiiri meşhur olmuştur:

“Fil! Nedir fil? Bildin mi nedir o fil?
Onun kısa bir kuyruğu var, ama hortumu tavîl.”

Karia suresi kıyametin dehşetinden bahseder. Müseylime’nin şiiri ise, iki özelliğiyle filden bahsetmektedir. Karia suresi insanı derinden derine düşündürür, kötülüklerden sakındırır ve iyiliklere sevk eder. Müseylime’nin şiiri ise, kayda değer hiçbir mesaj ihtiva etmez. Bu şiiri okuyan veya dinleyen kimse, onu büyüklere söylenmiş bir ninni telakki eder, güler geçer.

Müseylime’ye “kezzab” denilmesi yalanları itibariyledir. Kezzab “aşırı yalan söyleyen” demektir. Allah adına yalan söylemesi ise, yalanın en ileri merhalelerindendir. İlgili bir âyette şöyle buyrulur:

“Allah adına yalan uydurandan ya da kendisine hiçbir vahiy indirilmediği halde, ‘Bana vahiy geldi.’ diyenden veya ‘Ben de Allah'ın indirdiği âyetlere benzer âyetler indireceğim.’ diye ortaya çıkandan daha zalim kim olabilir?” (En’am, 6/93)

(1) bk. Sözler, Yirmi Beşinci Söz, Birinci Şule.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...