Block title
Block content

"Nâsın ekseri, cumhur-u avamdır. Nazar-ı Şâri’de ekall, eksere tâbidir. Zira avama müvecceh olan bir hitabı, havas fehmeder ve istifade eder. Bilâkis olursa olamaz." Devamıyla izah eder misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Birinci Noktaya Cevap: Şöyle ki: Nâsın ekseri, cumhur-u avamdır. Nazar-ı Şâri’de ekall, eksere tâbidir. Zira avama müvecceh olan bir hitabı, havas fehmeder ve istifade eder. Bilâkis olursa olamaz. Cumhur-u avam melûf ve mütehayyelâtından tecerrüd edip hakâik-ı mücerrede ve mâkulât-ı sırfeye temaşa edemezler. Meğer mütehayyelâtlarını dürbin gibi tevsît etseler."

"Meselâ, kâinattaki tasarruf-u İlâhîyi, sultanın serîr-i saltanatında olan tasarrufunun sûretinde temaşa edebilirler..."(1)

Kur’an’ın en belirgin en üstün ve en taklidi mümkün olmayan yönü, fasih ve beliğ olmasıdır.

Beliğ: Meramını tamamen, noksansız ve güzel sözlerle anlatmaya muktedir olan demektir. Fasih ise, sözleri gayet derece açık, güzel ve anlaşılır olmasıdır.

Oysa Kur’an'da fesahat ve belagate aykırı ve zıt olan teşbih ve mecaz çok sıklıkla kullanılıyor. Bu da onu anlaşılmaz kılıyor, diye bir soru soruluyor.

Üstad Hazretleri de cevaben şöyle diyor:

"Şöyle ki: Nâsın ekseri, cumhur-u avamdır. Nazar-ı Şâri’de ekall, eksere tâbidir. Zira avama müvecceh olan bir hitabı, havas fehmeder ve istifade eder. Bilâkis olursa olamaz. Cumhur-u avam melûf ve mütehayyelâtından tecerrüd edip hakâik-ı mücerrede ve mâkulât-ı sırfeye temaşa edemezler. Meğer mütehayyelâtlarını dürbin gibi tevsît etseler."

Meali: İnsanların geneli avamdır, yani anlayışı basit ve yüzeyseldir. İnsanlar içinde havas azdır. Yani zeki ve her şeyi bir anda anlayacak insanların sayısı azınlıktadır. Allah’ın merhametinin bir gereği olarak, azınlık çoğunluğa tabidir. Zira avama söylenmiş bir sözü havas zaten anlayabilir, ama durum tersine olursa, yani hitap havasa göre olursa avam istifade edemez, bir şey anlayamaz.

Anlayışı basit ve sade olan çoğunluk, alışık ve aşina olduğu şeylerden sıyrılarak soyut ve sırf akli olan şeyleri idrak edip anlayamaz. Bu kitlenin böyle derin ve soyut şeyleri anlayabilmesi için teşbih ve mecaza müracaat edilmesi gerekiyor.

Mecaz ve teşbih soyut, uzak ve  dağınık hakikatleri somutlaştıran, yakınlaştıran ve toplayan bir araçtır. İnsanların ekserisi avam olmasından dolayı soyut, uzak ve dağınık hakikatleri aklı ile göremiyor. Bu sebeple teşbih ve mecaz gibi vasıtalar ile avam insanlara  soyut, uzak ve dağınık hakikatler somut, yakın ve toplu bir şekle getiriliyor, ta ki insanların aklı bu hakikatleri rahatla görüp okuyabilsin.

Bundan dolayı Kur’an ve sünnette mecaz ve teşbih metodu çokça kullanılmaktadır. Mecaz ve teşbihi amacının dışına çıkarıp zahiri üzerine tatbik etmek doğru değildir. Bilinmeyen bir şey bilinen bir şey ile akla yaklaştırılır. Bu yaklaştırma işinde bilinen sadece bir vasıta ve araçtır, yoksa maksat ve esas değildir.

Mesela, "Osmanlı devletini ayakta tutan iki unsur askeriye ve ilmiye sınıfıdır." sözü en güzel "Osmanlı kılıç ve kalem üstünde durur." sözü ile ifade edilir. Böyle teşbih ve mecazlarda üstün ve keskin bir ifade etme gücü  ve sanatı vardır. Bunları yerinde kullanmak ve yerinde anlamak çok güzel bir anlama ve anlatma metodudur.   

Öyle ise Kur’an’ın mecaz ve teşbihi kullanması fesahat ve belagate zıt değil, tam aksine gerekli bir enstrümandır.  

(1) bk. Şuuat, Marifetü'n-Nebi, Zeyl.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Şuâât | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 1002 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...