Block title
Block content

"Nazar-ı dikkati kendine celb etmekle enâniyeti okşamak ve nefs-i emmâreye bir makam vermektir ki, en mühim bir maraz-ı ruhî olduğu gibi,.." Neden "maraz-ı kalbi" demiyor da "maraz-ı ruhi" diyor? Muhabbetin merkezi kalp değil midir?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Hubb-u cahtan gelen şöhretperestlik saikasıyla ve şan ve şeref perdesi altında teveccüh-ü âmmeyi kazanmak, nazar-ı dikkati kendine celb etmekle enâniyeti okşamak ve nefs-i emmâreye bir makam vermektir ki, en mühim bir maraz-ı ruhî olduğu gibi, 'şirk-i hafî' tabir edilen riyâkârlığa, hodfuruşluğa kapı açar, ihlâsı zedeler."(1) 

İnsan mahiyetinin aslı ve esası ruhtur. Ruh bütün hasse ve duyguların efendisi ve yaşam kaynağıdır. Ruh basittir, bölünmez, parçalanmaz, eskimez, pörsümez, ölmez, dağılmaz, yaşlanmaz.

Hayat ve şuur (akıl) ruhun bir hassesi ve vasfıdır. Ceset olmasa da ruhun hayat ve şuuru devam eder. Yani insan ruhu hem görür, hem işitir, hem konuşur, hem düşünür, hem hisseder hem hatırlar, hem lezzet ve elemi hisseder, hem sever ve nefret eder. Bu yüzden maraz-i kalbi yerine maraz-i ruhi demekte bir mahzur yoktur.

Mesela, "Gözüm yollarda kaldı." ifadesinde, ruh zımni olarak vardır. Zira gören ruhtur. Aynı şekilde kalbin bir marazında ya da elem ve sevincinde ruhun da zımni bir hissesi var demektir. Zira ruh bütün manevi duygu ve cihazların esası ve temelidir.

Ruh, görme işini göz ile, işitmeyi kulak ile, düşünmeyi ise beyin ile gerçekleştirdiği gibi, sevgi ve muhabbeti de kalp ile gerçekleştiriyor.

(1) bk. Lem'alar, Yirmi Birinci Lem'a.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: İkinci Mani | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 3686 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...