Block title
Block content

"Nefsimle mücâdele ettiğim bir zamanda, nefsim kendinde gördüğü nimet-i İlâhiyeyi kendi malı tevehhüm ederek gurura, iftihâra, temeddühe başladı. Ben ona dedim ki: 'Bu mülk senin değil, emânettir.' O vakit nefis gurur ve iftihârı bıraktı, fakat tembelliğe başladı. 'Benim malım olmayana ne bakayım? Zâyi olsun, bana ne?' dedi..." Açıklar mısınız?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Burada nefsin hastalıklarına işaret ediliyor. Nefis deve kuşu gibidir. Deve kuşuna sormuşlar, "Deve isen yük taşı." Deve kuşu yükten kaçmak için, "Ben kuşum." dermiş. "O zaman uç." demişler. O vakit  "Ben deveyim, nasıl uçarım." diyerek hizmet ve vazife yükünden kaçmış. Deve kuşunun bu vaziyeti nefse benzetiliyor. Nefis de aynı şekilde, ibadet vazifesinden kaçmak için, bin dereden su getirir. Yani ibadetin yükünden sürekli kaçar.

Bu paragrafta da  nefsin ikinci bir hastalığı nazara veriliyor. Nefis iyiliği kendinden, kötülük ve kusuru ise başkasından bilme eğilimdedir. Üstad Hazretleri bu hastalığı tedavi etmenin yolunun, zıddı ile hareket edilmesi gerektiğini ifade ediyor. Yani iyiliği Allah’tan, kötülük ve kusuru nefisten bilmek şeklinde.

İnsan, üzerinde parlayan nimet ve güzellikleri kendinden değil, Allah’tan bilmelidir. O zaman hem gurur ve kibirden kurtulur, hem de nefsin aşırılığı törpülenmiş olur.

Allah’ın insanlar üstünde sayısız nimetleri vardır. Bu nimetleri insan kendinden bilirse gurur ve kibir olur, yok bu nimetleri inkar edip gizlerse, bu da küfran-ı nimet olur ki, her iki durum da manevi bir hastalıktır. Yani insanın, üstünde görünen nimetleri kendinden bilmesi nasıl caiz değilse, aynı şekilde o nimetleri yok sayıp inkar etmesi de caiz değildir. Bu yüzden tahdis-i nimet dediğimiz nimeti Allah’tan bilip, bu nimeti üzerinde izhar ve ilan etmek yolunu takip etmeliyiz.

 Üstad Hazretleri bu meseleyi şu şekilde izah ediyor:

"İ'lem eyyühe'l-aziz! Cenab-ı Hakk'ın verdiği nimetleri söyleyip ilân ve tahdis-i nimet etmek, bazan gurura ve kibre incirar eder. Tevazu kastıyla da o nimetleri ketmetmek iyi değildir. Binaenaleyh, ifrat ve tefritten kurtulmak için istikamet mizanına müracaat edilmeli. Şöyle ki:"

"Her bir nimetin iki veçhi vardır. Bir veçhi insana aittir ki, insanı tezyin eder, medar-ı lezzeti olur. Halk içinde temayüze sebep olur. Mucib-i fahr olur, sarhoş olur. Mâlik-i Hakikîyi unutur. En nihayet kibir ve gurur kuyusuna düşürtür."

"İkinci veçhi ise, in'am edene bakar ki, keremini izhar, derece-i rahmetini ilân, in'âmını ifşa, esmâsına şehadet eder. Binaenaleyh, tevazu, ancak birinci vecihte tevazu olabilir. Ve illâ küfranı tazammun etmiş olur. Tahdis-i nimet dahi, ikinci vecihle mânevî bir şükür olmakla memduh olur. Yoksa, kibir ve gururu tazammun ettiğinden mezmumdur. Tevazu ile tahdis-i nimet, şöylece bir içtimâları var:"

"Bir adam hediye olarak bir palto birisine veriyor. Paltoyu giyen adama, başka bir adam 'Ne kadar güzel oldun.' dediğine karşı, 'Güzellik paltonundur.' dediği zaman, tevazuyla tahdis-i nimeti cem etmiş olur."(1)

Tahdis-i nimet ile kibir zahirde birbirine benzerler, ama aralarında çok fark vardır. Tahdis-i nimet insanın üzerindeki nimet ve ikramların Allah’tan olduğunu bilip izhar ve ilan etmesi iken, kibir bu nimetlerin Allah’tan olduğunu inkar edip haksız yere sahiplenip temellük etmesidir.

Cenab-ı Hakk'ın isim ve sıfatları mutlak ve ezeli olmasından, tam manası ile idrak ve ihata edilmesi imkansızdır. Bu yüzden insana bir takım nisbi ve farazi hisler takılmıştır. Bu hislerin veriliş gayesi ise, Allah’ın, mutlak ve mücerred olan isim ve sıfatlarının bir derece anlaşılması ve kıyaslanarak bilinmesi içindir. Yoksa bu nisbi ve cüz’i olan duygular, sahiplenilip, Yaratıcıya  karşı meydan okuma aracı haline getirmek için verilmemiştir.

Nefis aczini ve fakrını anladıktan sonra bu kez de, "madem bunlar benim değil, ben de bunlara bakmam" havasına girince, Üstad Hazretleri sineği örnek göstererek nefsi ikna ediyor.

 Birden gördüm: Bir sinek, elime kondu, emânetullah olan gözünü, yüzünü, kanatlarını güzelce temizlemeye başladı. Bir neferin mîrî silâhını, elbisesini güzelce temizlediği gibi, sinek de temizliyordu. Nefsime dedim: 'Bak!..' Baktı, tam ders aldı. Sinek ise, mağrur ve tembel nefsime hoca ve muallim oldu.”(2)

Dipnotlar:

(1) bk. Mesnevî-i Nuriye, Onuncu Risale.
(2) bk. Lem'alar, Yirmi Sekizinci Lem'a.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Üçüncü Nükte | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 2768 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...