Block title
Block content

NİHAT BOZKURT

 

l927'de Bayburt'da doğdu. Devlet adamlarından Ömer Naci Bozkurt'un küçük kardeşidir. l948'de Afyon'da asker iken hapishanede Bediüzzaman'ı ziyaret etmiş ve kâtip olarak Üstad'ın mahkeme müdafaalarını yazmıştı.

"Üstad'ın müdafaasını kaleme aldım"

"l948 yıllarında Afyon'da askerlik yapıyordum. Bizim takım bir ana caddedeydi. Hapishane ise bize çok yakındı. Bir asker arkadaşımız askerî bir suçtan mahkûm olmuş, hapse atılmıştı. Biz bu arkadaşın bazı ihtiyaçlarını karşılıyorduk. Bu sebepten, her hafta iki defa hapishaneye gidiyordum.

"Bir Cumartesi günü yine gitmiştim. Hapishane Salih Hoca denilen ve Altıparmak lakaplı birisi daha vardı.

"O yıllarda Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri de hapishanede idi. Diğer Nur talebeleri koğuşlarda, Üstad ise revirde kalıyordu. Penceresi sokağa bakıyordu. Biraz yazıya da meraklı olduğum için, o zaman bir Afyon gazetesinde bir-iki yazı yazmıştım. Bunlardan dolayı beni tanıyorlardı.

"Hapishaneden ezan sesleri geliyordu. Kenan isimli bir arkadaş 'Artık hepimiz namaza başladık' diyordu.

"Bir gün hapishanedeki o Altıparmak lakaplı şahıs yanıma geldi. 'Sizden bir ricam var. Üstad'ın daktilo ile müdafaalarını yazar mısınız?' dedi. Bu müdafaa mahkemeye ibraz edilecekti. Bunun gizlice yazılmasını istiyorlardı. Ben memnuniyetle kabul ettim. Müdafaayı getirdikleri zaman, bunların İslâm yazısıyla olduğunu gördüm. Okuyamadığımı söyleyince, Altıparmak okudu, ben de yeni yazıyla daktiloya çektim. Bu müdafaalardaki bir cümle zihnime öylesine işlemişti ki, hâlâ unutamadım. Hatırımda kaldığı kadarıyla şöyleydi: 'Milyonların Peygamberi olan Hazret-i İsa'yı çarmıha germişlerdi. Bizi de suçsuz yere hapishaneye atmışlar.'

"Nur âlemine girmiştim"

"Bu müdafaaları Altıparmak'a Pazar günü teslim ettim. Bana 'Biraz bekler misin?' diyerek yukarıya, pencereye bakmamı söyledi. Benim bu müdafaaları yazdığımı Üstada söylemiş. Az sonra pencerede sakalsız, nuranî yüzlü, heybetli bakışları olan, gür kaşlı muhteşem şahsiyet gözüktü. Mübarek Üstad iki eliyle ve tebessüm ederek bizi selâmlayarak teveccühte bulunuyordu. Ben, o lütuf esnasında huşu içinde kalmıştım. manevi bir nur âlemine girmiştim.

"Sonra yanıma sakat birisi gelerek, Üstadı ziyaret etmek istediğini söyledi. Adam tâ Konya'dan ziyaret için gelmişti. Yine Said Nursi Hazretleri pencereden gözüktüler. Yine tebessüm eden, nurlu bir sima ile selâm verdiler. Sakat adamcağız daha sonra ağlaya ağlaya istasyonun yolunu tuttu.

"Artık Altıparmak'la samimi olmuştuk. Her ziyaretimde Risale-i Nur'dan anlatıyordu. Haftada iki defa sevinçle giderdim. Bu ziyaretlerim iki-üç ay devam etti. Nurlardan yazmaya başladım. Önemli kısımları kırmızı, diğerleri normal kalemle yazıyordum. Önemli kısımları Altıparmak işaret ederdi, ben de ona göre yazardım. l949 yılında İstanbul'a izne geldiğim zaman, bu yazdığım defterlerin ehemmiyetini anlatarak, Cerrahpaşa'daki evimizde anama teslim etmiştim.

"l950 yılında terhis oldum. O yıllarda Büyük Doğu mecmuası hadiseleri olmuştu. Bazı evleri polisler aramışlar. Bizim evi de ararlar diye korkan anam, o güzelim 'Nur Risaleleri' yazılı defterleri günah olur düşüncesiyle, hepsini denize atarak, erir gider diye düşünmüş."

(Son Şahitler kitabının, ikinci cildinden derlenmiştir...)

Paylaş
Yükleniyor...