NİMET - İN’AM - MÜN’İM

“İn’am: Nimetin ikram edilmesi, ihsan edilmesi.”

“Mün’im: Nimetlendiren. Nimetleri yaratan ve insan eden.”

ŞÜKÜR YOLCULUĞU

“Nimet içinde in’am görünür; Rahman’ın iltifatı hissedilir. Nimetten in’ama geçsen, Mün’im’i bulursun.” Sözler

Bir yolcunun hedefine ulaşabilmesi için, yolun baştan sona açık olması gerekir. Yol boyunca sadece bir tek köprü yıkılmış olsa, yolculuk yarım kalır ve maksada erişilmez.

Düşünce yolculuğumuz da bunun gibi. Bir köprünün atılmasıyla düşünce kısırlaşır ve kafa yormalar fikre dönüşmez.

Aldığı gıdaların ilâhî bir ikram ve ihsan olduğunu düşünmeyen insan, düşünce yolundaki en büyük köprüyü yıkmış olur..

“Nimet” kavramını, sadece midenin ihtiyaçlarına hasretmek doğru değil. Mide doymak istediği gibi, bütün duygular da, akıl ve kalp de tatmin olmak isterler. Bunların tüm ihtiyaçları “nimet”, onların verilmesi “in’am,” bunları ihsan eden ise “Mün’im”dir.

Nur Külliyatında bu konuda geniş bir tefekkür dersi vardır. Sadece bir cümlesini nakledeyim:

“Göz, kulak gibi bütün duyguların, eller gibidir ki, rûy-i zemin kadar geniş bir sofra-i nimeti, o ellerin önüne koymuştur.” Sözler

Görme büyük bir nimet. Gözleri kör bir insanın sadece karnını doyurmanız, onu mutlu etmenize yetmeyecektir. O hâlde, gün boyunca seyrettiğimiz bütün eşya gözümüzün rızkı gibi...

Bir dağa baktığımızda dağın görüntüsü gözümüzde teşekkül eder; mideye giren bir lokma gibi. Güneşe baktığımızda, güneşin aksi gözümüze girer; insanlara baktığımızda insanlar, ağaçlara baktığımızda ağaçlar.

Kısacası, her gün görme yoluyla kâinat kadar bir sofra gözlerimizin önüne konuluyor ve istifademize sunuluyor.

Aynı düşünceyi kulağımız ve diğer duygularımız için de sürdürebiliriz.

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...