"Hizbullaha karşı meydana çıkabilmek için hizbüşşeytana bazı cihazat vermiş. İşte bu sırr-ı dakik içindir ki, enbiyalar çok defa ehl-i dalâlete karşı mağlûp oluyor." İzah eder misiniz?


"İşte bu sırr-ı dakik içindir ki, enbiyalar çok defa ehl-i dalâlete karşı mağlûp oluyor. Ve gayet zaaf ve aczde olan dalâlet ehli, mânen gayet kuvvetli olan ehl-i hakka muvakkaten galip oluyorlar ve mukavemet ediyorlar. Bu acip mukavemetin sırr-ı hikmeti şudur ki:

"Dalâlette ve küfürde hem adem ve terk var ki, pek kolaydır, hareket istemez. Hem tahrip var ki, çok sehîldir ve âsândır, az bir hareket yeter. Hem tecavüz var ki, az bir amel ile çoklarına zarar verip, ihâfe noktasında ve firavuniyet cihetinden onlara bir makam kazandırır. Hem âkıbeti görmeyen ve hazır zevke müptelâ olan insandaki nebâtî ve hayvânî kuvvelerin tatmini, telezzüzü için hürriyeti vardır ki, akıl ve kalb gibi letâif-i insaniyeyi insaniyetkârâne ve âkıbet-endişâne olan vazifelerinden vazgeçiriyorlar."

"Ehl-i hidayet ve başta ehl-i nübüvvet ve başta Habib-i Rabbü'l-Âlemîn olan Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın meslek-i kudsîsi, hem vücudî, hem sübutî, hem tamir, hem hareket, hem hududda istikamet, hem âkıbeti düşünmek, hem ubudiyet, hem nefs-i emmârenin firavuniyetini, serbestliğini kırmak gibi esasat-ı mühimme bulunduğundandır ki, Medine-i Münevverede bulunan o zamanın münafıkları, o parlak güneşe karşı yarasa kuşu gibi gözlerini yumup, o cazibe-i azîmeye karşı şeytanî bir kuvve-i dâfiaya kapılıp dalâlette kalmışlar."(1)

Ehli dalâletin en büyük silahı ve onları güçlü kılan şey mesleklerinin, küfür ve şirk yolunun adem ve tahrip olmasıdır. Bunun içindir ki; "Tahrip kolay, tamir zordur" sözü darb-ı mesel olmuştur. Yirmi ustanın yüz günde yaptığı bir binayı, serseri bir adam bir dinamitin fitilini ateşlemekle bir dakika içinde yerle bir edebilir. Bu serseri adama, yüz ustanın yaptığı bir binayı iki dakikada yıktı diye, yirmi ustadan daha kuvvetli demek akılsızlık olur.

Müminlerin, hayırda yarışanların mesleği ise yapmak, tamir etmek ve tahkim etmektir. Dağıtmak ve yok etmek için az bir masraf ya da cüz’i bir iştigal yetiyor. Bu bakımdan, yıkanların işi kolay, yapanlarınki zordur. Bu sebeple kâfirler müminlere bazen galebe edebiliyorlar. Bu, kâfirlerin kuvvetli ve haklı olduğu manasına gelmez. Kâfirleri galip getiren kuvvetli ve haklı olmaları değil, mesleklerinin yıkım ve tahrip olmasıdır.

İşte ehl-i dalâleti ehl-i hidayete mukavemet ettiren sır budur, yoksa onlarda hiçbir hak ve üstünlük yoktur. Bir genci nasihat ve sohbetler ile bir yılda ancak ıslah edersiniz, ama haylaz bir genç onu günahlar ile iki dakikada bozabilir. Burada güçlü olan o haylaz genç değil, onun gittiği yol olan günahın cazip ve tahripkâr olmasıdır.

“Hizbü'ş-şeytana bazı cihazat vermiş” ifadesi ile işaret edilen cihazlar; nefis, vesvese, şerrin ademî ve kolay olması gibi şeylerdir. Ehl-i dalâletin mesleği olan şer ademî olduğu için tahrip ve yoldan çıkarmak çok kolay oluyor.

Birçok peygamber şehit edilmiş, vatanından sürülmüştür. Zekeriya ve Yahya (as) şehit edilmesi, İsa (as)’in şehit edilmek istenilmesi ve semaya yükseltilmesi ehl-i dalâlete mağlup olmaya birer misal teşkil etmektedir.

Kaynakların verdiği bilgiye göre İsrailoğullarına gönderilen peygamberlerden Hz. Zekeriyya, daha sonra da Hz. Yahya şehit edilmişlerdir. Kur’ân'da adı geçen Ashab-ı Ress'in de (bk. Kaf, 50/12) peygamberlerini öldürüp susuz kuyuya attıkları tefsirlerde bildirilmektedir.

 (1) bk. Lem'alar, On Üçüncü Lem'a.