"Bâtın-ı umura gidip, sünnet-i seniyyeye ittibâ etmeyerek, meşhudatına itimad ederek yarı yoldan dönen" ne demektir, izah eder misiniz?


"İşte, hem şu sırdandır ki, bâtın-ı umura gidip, sünnet-i seniyyeye ittibâ etmeyerek, meşhudatına itimad ederek yarı yoldan dönen ve bir cemaatin riyasetine geçip bir fırka teşkil eden firak-ı dâllenin bütün imamları, hakaikın tenasübünü, muvazenesini muhafaza edemediğindendir ki, böyle bid’aya, dalâlete düşüp bir cemaat-i beşeriyeyi yanlış yola sevk etmişler. İşte bunların bütün aczleri, âyât-ı Kur’âniyenin i’câzını gösterir."(1)

"Yarı yoldan dönmek" tabiri, kendine ve ilmine güvenerek; "hadiseleri ben çözerim, ben hallederim" deyip çözemeyip işi eline yüzüne bulaştırması ve batıl cihetlere sapması anlamına geliyor.

"Bâtın-ı umur", gerek dinin ilahiyat bahisleri gerek hadiselerin içyüzü yani kaderi boyutları gerek kainatın muğlak ahvallerinin izah edilmesi. Mesela "Nerden geldik, nereye gidiyoruz ve kainattaki vazifemiz nedir?" gibi müşkül şeylerdir.

"Meşhudatına itimad etmesi" de vahiy ve sünnetin yerine aklı ve felsefeyi ikame edip, yani kendi zayıf ve düşük bakışına itimat edip, vahyin o eşsiz nuruna kendini kapaması anlamına geliyor.

Mutezile gibi batıl ve bidat mezhep imamları, aklı vahye ve sünnete tercih edip her şeyi akılları ile çözeceklerini zannettiler. Lakin hem kendileri saptı hem de arkasından gidenleri saptırdılar. Oysa vahye ve sünnete tabi olsalardı, hem istikamet üzere olurlardı hem de bütün müşkülleri hallolurdu.

(1) bk. Sözler, Yirmi Beşinci Söz, Üçüncü Şule.