Birinci Mektup'ta cehennemin yeri anlatılıyor. Peki niçin cennetin yerinden bahsedilmiyor?


Evvela, sual "Cehennem nerededir?" olunca, tabiatiyle cevap da ona göre oluyor. Şayet "Cennet nerededir?" suali sorulmuş olsa idi cevap da ona göre olacaktı.

İkincisi, bahsin sonunda cennetin nerede olduğu çok zahir ve bahir bir şekilde ifade ve izah ediliyor. Şöyle ki:

"Elhasıl: Cennet ve cehennem, şecere-i hilkatten ebed tarafına uzanıp eğilerek giden bir dalın iki meyvesidir. Meyvenin yeri ise, dalın müntehâsındadır."

"Hem şu silsile-i kâinatın iki neticesidir. Neticelerin mahalleri, silsilenin iki tarafındadır. Süflîsi, sakîli aşağı tarafında; nuranîsi, ulvîsi yukarı tarafındadır."

"Hem şu seyl-i şuûnâtın ve mahsulât-ı mâneviye-i arziyenin iki mahzenidir. Mahzenin mekânı ise, mahsulâtın nevine göre, fenası altında, iyisi üstündedir."

"Hem ebede karşı cereyan eden ve dalgalanan mevcudat-ı seyyâlenin iki havuzudur. Havuzun yeri ise, seylin durduğu ve tecemmu ettiği yerdedir. Yani, habîsâtı ve müzahrefâtı esfelde, tayyibâtı ve sâfiyâtı âlâdadır."(1)

Yani cehennem nerede ise, cennet de onun üstündedir. Öyle ise "Cehennem nerede?" sualine verilen cevapta "Cennet nerede?" sualinin cevabı da mevcuttur.

1) bk. Mektubat, Birinci Mektup.