"Vasıtalar sırf zahiridirler, perde-i izzet ve azamettirler." cümlesi umumî bir kaide midir? Vasıtaların rububiyetin dellalı olmaları ve temaşagerlikleri ne demektir? Ayrıca; hiçbir kıymet ifade etmeyen sebeplere ve vasıtalara itibar etmek nasıl olur?


Bu umumî bir kaidedir. Yani, sebeplerin icat hususunda hiçbir tesirleri yoktur. Sebepleri de onların eliyle ortaya çıkan neticeleri de yaratan Allah’tır.

Şu var ki, hastalık, musibet, ölüm gibi görünüşte çirkin sanılan, hakikatte ise güzel olan hâdiselerde bu zahirî sebeplerin önemli bir vazifesi “perde-i izzet ve azamet” olmaları, insanların şikâyet oklarını o sebeplere atarak isyandan sâlim kalmalarıdır. Ancak, sebepler hayırlı işlerde de yine “perde-i izzet ve azamettirler.”  Külliyat’ta ağaçlar için “tablacı” tabiri kullanılır. Cenâb-ı Hak, meyveleri insanlara doğrudan değil, bu tablacıların eliyle takdim etmektedir.

Sebeplerin icatta tesirleri olmamakla birlikte, Allah’ın birer harika eseri, isimlerinin tecelligâhı olmaları yönüyle büyük ehemmiyetleri vardır. Bizim sebeplere itibar etmemizin bir yönü budur. Diğer yönü ise, Cenâb-ı Hak, hikmetinin muktezası olarak bazı neticeleri bazı sebeplere bağlamışsa, o sebeplere riâyet etmediğimiz takdirde o neticelerden de mahrum kalırız. Meyve ağacı dikmeyen ve bakımını yapmayan kişi meyve yiyemez. Bir mü’min, meyve ağacını bir rızık tezgâhı olarak değerlendirir, şükrünü o ağaca değil, kendisini onun eliyle rızıklandıran Allah’a verir.

Vasıtaların rububiyetin dellalı ve temaşager olmaları:

Rububiyet; “terbiye edicilik, bir şeyin kademeli olarak kemale erdirilmesi”, temaşager ise “seyirci, temaşa eden” demektir.

Bu dünya hikmet dünyasıdır. Eşyanın yaratılışı çoğu zaman ani değil, tedricen, yani zaman içinde kademeli olarak gerçekleşir. Nitekim Kur’ân’ın hülasası olan Fatiha Sûresinde bütün medih ve senanın Allah’a layık ve O’nun için olduğu zikredildikten sonra, Allah’ın marifeti noktasında ilk olarak Rabbü’l-âlemin ismine yer verilir. Allah, bütün âlemleri terbiye eden, onları bir ilk noktadan alarak son ve mükemmel hallerine getirendir. Bu terbiyede sebeplere de vazife vermiştir. Çekirdeği terbiye ederek ağaç haline getirirken, toprağı, suyu, havayı, güneşi, mevsimleri birer sebep kılmıştır. Bu unsurların her birisi kendilerini o surette terbiye eden Allah’ın harika terbiyesini ilan etmekle birlikte, onların ortak çalışmalarıyla meydana gelen o ağaç da kendisini ne havanın, ne suyun,.., değil Allah’ın terbiye ettiğini ilan eder.

İnsanlar da yaptıkları hayırlı işlerde sadece birer vasıtadırlar, birer sebeptirler. İnsana o hayrı işleme kabiliyetini veren Allah olduğu gibi, yaptığı işte kullandığı bütün malzemeleri de yaratan O’dur. Kâinat ağacından insan meyvesi süzen Allah, insandaki bu kabiliyetlerden de başka meyveler yaratmaktadır.

Cenâb-ı Hak, Kur’ân-ı Kerim'inde insana yaptığı ihsanları sayarken gemiden de bahseder. Görünüşte gemiyi insan yapmaktadır, âyette ise bunun bir İlâhî ihsan olduğu nazara verilmektedir.

İnsan, aczini ve fakrını bilmekle kulluk vazifesini yerine getirmeye çalışacak ve gerek kendi varlığında, gerek dış âlemde İlâhî kudret ve rahmetin sergiledikleri mu’cizeleri de hayretle temaşa edecektir.

“Temaşager” kelimesi insanın bu vazifesini ifade ederken, “dellal” kelimesi de bu tefekkür ve hayret vazifesini yerine getiren bahtiyar insanların, başkalarına da yol göstermelerini, onları da İlâhî eserleri seyir ve temaşaya davet etmelerini hatırlatır.