"Çünkü öyle nur, maddide hapse razı olmadığı gibi, kayda giremez, kesifi kendine malik ve seyyid kabul etmez." İzah eder misiniz?


Kulağın işittiği sesi göz göremez, gözün gördüğü bir şeyi de kulak hissedemez. Aklın mantık ölçüleri ile kavradığı bir manayı dil tadamaz dilin tattığı bir tadı da dokunma duyusu algılayamaz. 

Görüldüğü gibi her bir duyunun çalışma şekli, algılama yöntemi ve hissetme kabiliyeti birbirinden farklı hatta bazen birbirine zıttır. Bu ölçü manevi duyular için de geçerlidir. 

Mesela, kalbin hissettiği bir manayı akıl kesif ölçüleri ile kavrayamaz, vicdanın idrak ettiği ince bir nuru akli melekeler bir çerçeve altına alamaz yani hapsedemez. 

Tevhide işaret eden deliller nuraniyet ve kesafet (maddi) bakımından farklıdırlar. Nurani delilleri nurani duyular ve latifeler idrak edebilirlerken kesif delilleri de kesif duyular idrak edebilirler. 

Bu durumda nuru ve nurani olan delilleri maddi ve kesif ölçüler ile kayıt altına alıp başka insanlara bu yolla göstermemiz pek mümkün değildir. Bu gibi manevi deliller ancak kişinin manevi duyuları ile idrak edilebilir. 

Mesela, Yunus Emre'nin kalben keşfettiği ince bir nuru bizim kesif duygularımız ile tespit ve teyit etmemiz mümkün değildir. Ancak biz de o makama o nura eriştiğimizde o inceliği idrak edebiliriz. 

Suyu ve toprağı bir kaba koyabilirsin, ama ışığı ve nuru bir kaba hapsedemezsin. Aynı ölçü manevi deliller ve marifetler için de geçerlidir. Yani ruh ve kalp ile idrak edilebilecek bir nuru, akıl ve maddi duygular ile zapturapt altına alamazsın.

İlave bilgi için tıklayınız: 

"... marifetullahın şahitleri, burhanları üç çeşittir. Bir kısmı su gibidir. Görünür, hissedilir, lâkin parmaklarla tutulmaz..." Su, hava, nur bölümlerindeki görünen nedir; nurun basiret nuruyla avlanmasını izah eder misiniz?