TERAKKİ


Terakki, “yüksek yere çıkmak, yükselmek,” demektir. Zıddı tedennidir; yani “aşağılara inmek, alçalmak, düşmek.”

Risale-i Nur’da gerçek terakki şöyle tarif edilir:
“Evet hakikî terakki ise; insana verilen kalb, sır, ruh, akıl hattâ hayal ve sair kuvvelerin hayat-ı ebediyeye yüzlerini çevirerek, her biri kendine lâyık hususî bir vazife-i ubudiyet ile meşgul olmaktadır.” (Sözler)

Hakikî terakki, insanın iç dünyasında, onu melekler sırasına geçiren hatta bazı yönleriyle onların da ilerisine götüren ilerlemelerdir. Bu ise her bir duygu ve lâtifeyi yaratılış gayesine en uygun şekilde kullanmakla gerçekleşir. Bu takdirde, bu lâtifeler kendilerine has ibadetlerini yerine getirmiş oldukları gibi, insanın da manen terakkisine ve ebedî saadetine vesile olurlar.

Meselâ, kalbi iman nuruyla parlayan insan terakki etmiştir. Aklı ilimle aydınlanan insan terakki etmiştir. Sevgi ve korku hislerini yerinde kullanan, yani Allah için seven ve korkan insan manen ilerlemenin en büyük iki sebebini bulmuş demektir.