"Çendan elsiz ve gözsüz ve çekiçsiz bir defter ve fihriste-i Rabbani..." ifadesinde DNA'dan mı bahsediliyor?


Bu gibi mutlak ve umumi ifadeler İlâhî sanatların harika ve mükemmel olduğuna işaret ediyor. İfadeler mutlak olduğu için, her dönemin insanı kendi döneminin fikri ve ilmi yapısına göre o ifadeleri değerlendirebilir.

Mesela, Üstad Hazretleri maddenin en küçük yapı taşına zerre tabirini kullanıyor ki, zerre bir dönem için atomdu. Şimdi atomdan daha küçük yapı taşları keşfedildi. Şayet Üstad Hazretleri kendi döneminin ilmi tespitine göre “maddenin en küçük yapı taşı atomdur” dese idi, ifade darlaşır ve genel manasını kaybederdi. Bu yüzden, ifadeler mutlak ve umumi olmuştur, benzer metotlar Kur’ân'da da aynıdır.

Risale-i Nurlar, kâinata ve içindeki fenni hakikatlere sadece delil noktasından ve tebei olarak bakar. Bu yüzden, Risale-i Nurlara bir fen kitabı gibi değil, bu zamanda Kur’ân’ın hakikatli bir tefsiri nazarı ile bakmak gerekir. Üstad Hazretleri fenni hakikatlerden bahsederken, bir fen âlimi gibi değil, kendi davasına delil olması için yaklaşıyor.

Üstad'ın ifadeleri fennin genel malumatları olmasından, derinlemesine bir fenni malumat istemezler. O malumatlar sadece ana temanın ispatında bir vasıtadır. Tıpkı güneşten bahsederken, herkesçe bilinen hikmet ve faydalarının zikredilmesi gibi.

Mesela, Risale-i Nur güneşten, fen ilimlerinin bahsettiği gibi bahsetmiş olsa idi, kimse bir şey anlamazdı, ya da sadece konunun uzmanlarına mahsus bir kitap olurdu. Bu da maksadına ve gayesine zıt bir hâl olurdu.

Risale-i Nur'un maksadı iman ve marifettir, fennî malumatları ders vermek değil.