"Medeniyet-i hazıra, beş menfi esas üzerine teessüs etmiştir: Nokta-i istinadı kuvvettir. O ise, şe’ni tecavüzdür." İzah eder misiniz, burada "tecavüz" kelimesi ne mânada kullanılmıştır?


"Tecavüz" kelimesi burada, kuvvetlinin zayıfı ezmesi, hakkını gasp etmesi mânasında kullanılmıştır.

İman ve faziletten mahrum olan ve sadece bu dünya hayatına nazar eden kişiler, ruhlarındaki boşluğu başkalarıyla mücadele, hatta onların hukuklarına tecavüzle doldurmak istemişler ve bundan tarih boyunca nice zulümler doğmuştur.

Fen ve teknikte ileri gitmek insanı medenîleştirmeye kâfi gelmemiş ve bugünün Batı dünyasında menfaat yine ilk sırayı almaya devam etmiştir.

El-hükmü li'l-galib mülahazasınca kuvvetli olan haklıdır, kuvvet kimin elinde ise hüküm ve hak onundur, demektir. Bu kaide inkârcı ve maddeci felsefenin savunduğu temel bir prensiptir. Bu felsefe hakkı değil, kuvveti esas alır ve alkışlar. Ayrıca hakkı değil, kuvveti teşvik eder. Bunlara göre kuvvetli kuvvetinden dolayı zayıfı ezebilir, onun hak ve hukukuna tecavüz etmesi normaldır.

İslam bunun tam aksini savunur. Hüküm hakkındır, yani haklı olan kuvvetlidir, kuvvet haktadır. Hazret-i Ebu Bekir (ra) halife olunca, konuşmasına şöyle başlamıştır:

" Ey insanlar! En iyiniz olmadığım halde yönetiminizi üstlenmiş bulunuyorum. İyi yönetirsem bana yardımcı olunuz; kötü yönetirsem beni uyarınız ve düzeltiniz."(1)

Hz. Ebubekir (ra.) sözlerin e şöyle devam ediyor:

" Zayıflarınız benim nezdimde kuvvetli sayılır, onun hakkını başkalarından alıveririm. Güçlüleriniz bana göre zayıf demektir, onlardan başkalarının hakkını alırım!"(2)

Yani adaletin ve hukukun önünde kuvvetliler zayıf, zayıflar da kuvvetlidir. İslam hukukunun adalet anlayışı bu şekildedir.

Zalimlerin elinde kuvvet var ama adalet yok, Müslümanların elinde adalet var ama kuvvet yok. Kuvvet adaletin abdesti gibidir. Nasıl abdestsiz namaz olmuyor ise, kuvvetsiz adalet de temin edilemiyor. Öyle ise mü’minlerin kuvveti çabukça elde etmeleri iktiza ediyor, ta ki tecavüze ve zulümlere set çekebilsinler.

Dipnotlar:

(1) bk. M. Yusuf Kandehlevi, Hayatü’s-Sahâbe, III/175-178.
(2) bk. age.