"Maddi menfaati kalben arzu edip muntazır kalmak,.." ifadesini açar mısınız?


"... Fakat bu muavenet ve menfaat istenilmez, belki verilir. Hem kalben arzu edip muntazır kalmakla, lisan-ı hal ile dahi istenilmez. Belki ummadığı bir halde verilir. Yoksa ihlâsı zedelenir."(1)

Bir şeyi istemenin dereceleri ve boyutları vardır. Mesela, birisinin elinde hoşumuza giden bir şey var ve ona sahip olmayı kalben arzu ediyoruz. Bu kalbi arzu, yüzümüze ve mimiklerimize yansıyacak bir boyuta ulaşmış ise, buna muntazır denir. İç dünyasındaki beklenti ve arzu, zahire çıkıp davranışlara yansımış demektir.

Bu arzunun bir ileri boyutu artık yüz suyu döküp o arzu edilen şeyi kavlen istemektir. Daha da ilerisi tamah ve hırs ile o arzu edilen şeyi gasp etmektir. Yani haksız bir şekilde o arzu edilen şeye fiilen sahip olmaktır.

Bu arzunun mimiklere yansımadan, kalpte kalması en hafif derecesidir ki, bu bile ihlasın letafetine uygun düşmüyor. Hakiki ihlası elde eden birisi o arzuyu kalbinden bile geçirmiyor, ona hiç meyil göstermiyor. İhlasın ve imanın böyle çok azim ve latif makamları bulunuyor. İşte Nur talebeleri bu makamlara uygun hareket etmelidir, ta ki iman hizmetinin o muazzam ihlası zedelenmesin.

(1) bk. Lem'alar, Yirmi Birinci Lem'a.