On Dördüncü Nota'nın Üçüncü Remzi'ni açıklar mısınız?


"ÜÇÜNCÜ REMİZ: Ey insan! Fâtır-ı Hakîmin senin mahiyetine koyduğu en garip bir hâlet şudur ki:"

"Bazan dünyaya yerleşemiyorsun, zindanda boğazı sıkılmış adam gibi 'Of, of!..' deyip dünyadan daha geniş bir yer istediğin halde; bir zerrecik, bir iş, bir hatıra, bir dakika içine girip yerleşiyorsun. Koca dünyaya yerleşemeyen kalb ve fikrin o zerrecikte yerleşir. En şiddetli hissiyatınla o dakikacık, o hatıracıkta dolaşıyorsun."

"Hem senin mahiyetine öyle mânevî cihazat ve lâtifeler vermiş ki, bazıları dünyayı yutsa tok olmaz; bazıları bir zerreyi kendinde yerleştiremiyor. Baş bir batman taşı kaldırdığı halde, göz bir saçı kaldıramadığı gibi; o lâtife, bir saç kadar bir sıkleti, yani, gaflet ve dalâletten gelen küçük bir hâlete dayanamıyor. Hattâ bazan söner ve ölür."

"Madem öyledir, hazer et, dikkatle bas, batmaktan kork. Bir lokma, bir kelime, bir dane, bir lem'a, bir işarette, bir öpmekte batma. Dünyayı yutan büyük letâiflerini onda batırma. Çünkü çok küçük şeyler var, çok büyükleri bir cihette yutar. Nasıl küçük bir cam parçasında gök, yıldızlarıyla beraber içine girip gark oluyor. Hardal gibi küçük kuvve-i hafızanda, senin sahife-i a'mâlin ekseri ve sahaif-i ömrün ağlebi içine girdiği gibi, çok cüz'î küçük şeyler var, öyle büyük eşyayı bir cihette yutar, istiab eder."(1)

Tevhid, kainatta çok parlak ve haşmetle göründüğü ve tecelli ettiği halde, insanların ekserisi bu haşmetle parlayan tevhidi göremiyor. Bu parlak tevhidi görüp okuyamamasının en önemli sebeplerinden birisi, insanın duygu ve latifelerini yerinde kullanmayıp, mesela tevhidde kullanmayıp, dünyanın adi ve basit şeylerinde sarf etmesindendir.

Allah insana bu azametli tevhit yazılarını okumak için  sayısız cihazlar ve duygular takmış, ama insan bu duyguları dünyanın adi ve basit metalarına yönelttiği için, tevhidi görüp okuyamıyor. Bir cihette tevhidin argümanlarını tevhidin zıddı olan kesret aleminde boğduruyor. Akıl, göz, kalp gibi ali cihazları pest olan adi işlerde sarf ediyor.

Mesela, aklı ve gözü ile yıldızların üstündeki tevhid nakışlarını okuması gerekirken,  kumar kağıtlarının üstündeki sineklere bakıyor. Bir cihetle akıl ve gözü iskambil kağıdında boğuyor. Üstad Hazretleri bu remizde bu duyguların doğru yerde, yani tevhidde kullanılması gerektiğine işaret ediyor. 

İnsanın mahiyetinde binlerce latife vardır. Bu latifelerin varlığını bir ağaçla sembolize etmeye çalışalım.

Latifelerin kimi, ağacın kökleri gibi, kimi gövdesi, kimi dalları, kimi yaprakları ve kimi ise tomurcukları gibidir. Bütün bunların gayesi iman ve ubudiyet meyvesini netice vermektir.

Ağacın kök ve gövdesi, en şiddetli soğuklara, en sert rüzgarlara karşı dayanabilirken, yaprak ve tomurcukları hafif bir rüzgarla hemen düşebiliyorlar.

İşte insandaki duyguların bir kısmı en büyük günahlara maruz kaldığı halde yine varlığını devam ettirebilirken, bir kısmı en ufak bir gaflete tahammülü olmuyor ve bir daha dirilmemek üzere ölüyor.

"Batmak" kelimesi birçok anlamda kullanılabiliyor. Buradaki karşılıği ise, daha çok, duyguların kirlenmesi ve ısrarı halinde iyi duyguların, hislerin kaybolması şeklindedir.

İnsan yaratılış itibarı ile temiz bir fıtrat üzeredir. Fakat zamanla, küçük bazı günahlar ile bu duygular kirlenmeye başlar ve saflığını kaybeder. Bu küçük günahlar zamanla büyük günahlara kapı açar ve büyük günahlar ise maneviyatın mikropları gibi insanın duygularını hasta eder ve zamanla da temiz duygulardan eser kalmaz. Yani temiz duygular batar, biter.

İki insandan birisi, insanı bıçakla doğrarken, diğeri sineği incitmekten korkuyorsa, birinci adam, şefkat ve sevgi duygusunu batırmış ve öldürmüş demektir. Dolayısı ile bu basit bir hatadır veya küçük bir günahtır dememek gerektiğini Üstadımız ifade ediyor.

Bir yasak bakış, bir yanlış başka daha büyük yanlışlara birer davetiye gibidir...

(1) bk. Lem'alar, On Yedinci Lem'a, On Dördüncü Nota.