"Gece zamanı duvarları camdan olan ve elektrik yanan bir odaya girdiğin vakit, alem-i misale bir pencere hükmünde olan camlarda pek çok menzilleri, odaları göreceksin..." Devamındaki "salisen" maddesinin sonuna kadar açıklar mısınız?


Allah’ın varlığı vacip bir vücuttur; yani başlangıcı ve sonu yoktur. Bu noktadan Allah’ın vacip olan varlığına hiçbir şey benzemez ve bu vücuda sahip olamaz. Ezeli ve ebedi olan tek varlık Allah’tır.

Mahlukatın vücudu ve varlığı ise Allah’ın irade ve kudreti ile sonradan ortaya çıkarılan, yani yoktan var edilen vücutlardır. Bu varlık ve vücutlara mümkinat deniliyor. Yani var olması da yok olması da eşit olan ve varlığa çıkmak için Allah’a muhtaç olan varlıklar demektir. Bu varlıkların harici vücut bulması, yani yoktan var edilmeleri ancak Allah’ın emir ve iradesi iledir.

Vacip olan Allah’ın varlığı ile mümkin olan mahlukatın varlığı arasında hiç bir fiziki ve harici münasebet yoktur. Aralarındaki tek münasebet Yaratan ile yaratılan münasebetidir. Yoksa mahlukat, vücutlarını Allah’ın vacip olan vücutlarından koparıp almış değillerdir, böyle düşünmek küfür ve şirktir. Allah ne zatında ne sıfatında ne de varlık boyutunda mahlukata ve mümkinata benzemez, aralarında hiçbir münasebet ve ortaklık yoktur.

"Zayıf gölge" ifadesi, Allah’ın varlığı ile mahlukatın varlığını mukayese sadedinde söylenmiş mecazi ve teşbihi bir ifadedir. Yani bütün mahlukatın vücutları toplansa Allah’ın ezeli ve ebedi vücuduna nispetle zayıf bir gölge gibidir. Burada vacip ile mümkün arasındaki farka işaret ediliyor. Yoksa vacip ile mümkün arasında bir bağ ve rabıta oluşturulmuyor.

"Salisen: Odadaki elektrik, elektrik misallerinin en uzağına en yakındır. Çünkü, o misalî misallerin kayyûmu odur."(1)

Odalardan bir tanesi hakiki diğerleri  ise bu hakiki odaya  bağlı misali, yani yansıma olan odalardır. Hakiki odada küçük bir değişiklik, ona bağlı olan misali odalarda otomatik olarak değişikliğe sebep veriyor. Zira misali odaların varlık sebebi hakiki odadır. Bu sebeple hakiki odada bulunan elektrik misali odaların hepsine eşit mesafededir. Misali odaların uzaklığı, yakınlığı söz konusu değildir. Hakiki odada olan az bir değişiklik anında misali odalarda vuku bulur. Misali odaların kayyumu yani varlık nedeni hakiki odadır.

Buradaki misali oda ile hakiki oda arasındaki münasebet, Allah ile mahlukat arasında ancak münezzehiyet ile izah edilebilir. Yani Allah mahlukattan münezzeh olduğu ve onların hakiki yaratanı ve sebebi olduğu için, onlar üzerinde kolaylıkla zahmetsiz tasarruf edebilir. Yoksa Allah’ın mahlukattan uzak olması bir mekan uzaklığı anlamında değildir. Yani "Allah bizden nihayetsiz uzaktır." ifadesini tenzih ve sıfat bakımından anlamak gerekir. Mekan bakımından uzaklık, işleri kolaylaştırmaz, bilakis zorlaştırır. Bir kimse bir şeyden ne kadar uzak ise, o şey üzerinde tasarrufu o kadar zor olur.

Bahsi geçen yerde Üstad Hazretleri devamla maksada işaret ediyor:

"Bu dört hüküm, Vâcib ile âlem-i mümkinat arasında da câridir. Çünkü mümkinatın vücudu, vâcibin nurundan bir gölge olduğu cihetle, vehmî bir mertebededir. Vâcibin emriyle vücud-u hariciyeye girer. Sâbit ve müstakar kalır. Demek mümkinatın vücudu bizzat hakikî bir vücud-u haricî olmadığı gibi, vehmî veya zâil bir zıll de değildir. Ancak, Vâcibü'l-Vücudun icadıyla bir vücuttur."(2)

Dipnotlar:

(1) bk. Mesnevî-i Nuriye, Zeylü'l-Habbe.

(2) bk. a.g.e.