"Güzel değil batmakla gaib olan bir mahbub. Çünki: Zevale mahkûm, hakikî güzel olamaz. Aşk-ı Ebedî için yaratılan ve âyine-i Sâmed olan kalb ile sevilmez ve sevilmemeli." Hakiki güzel, aşk-ı ebedî, âyine-i Sâmed olan kalp ile birlikte izah eder misiniz?


İnsan sevdiği şeylerin ebedîyen devam etmesini arzu eder.

“İnsanın fıtratında bekaya karşı gayet şedit bir aşk var. Hattâ her sevdiği şeyde, kuvve-i vâhime cihetiyle bir nevi beka tevehhüm eder, sonra sever. Ne vakit zevâlini düşünse veya görse, derinden derine feryat eder.”(Lem’alar,  Üçüncü Lem’a)

Dünya fani olduğu gibi, onda konup göçenler ve sergilenen güzellikler de fanidir. Hakikî güzel olanın zail olmaması gerekir. Güneşin batmakla gaip olması gibi sevilen bir şeyin de zeval bulması, ondaki güzelliğin hakikî olmadığını gösterir. Güneşin aynalardaki parıltılarının akşam olunca yerini karanlığa bırakması gibi, bu sevilen şeyler de yerlerini  “esefli bir hayal ve hasretli bir rüya”ya terk ederler.

Üstad Hazretleri Yirmi Dördüncü Söz’deki muhabbet bahsinde, insanda nihayetsiz bir muhabbet kabiliyeti olduğunu belirttikten sonra, her şeyin faniliğine dikkati çekerek,

“İşte şöyle nihayetsiz bir muhabbete layık olacak, nihayetsiz bir kemal sahibi olabilir.” (Sözler, Yirmi Dördüncü Söz)

gerçeğini  önemle vurgular. 

Üstad Hazretleri, midedeki açlığın  nimetlerin varlığına delil olması gibi, insan ruhuna konulan ebedîyet duygusunun da ahiretin varlığına ayrı bir delil olduğunu çok güzel nazara verir ve şöyle buyurur:

“Vermek istemeseydi, istemek vermezdi.” (Mektubat, Yirmi Dördüncü Mektup)

İşte insanoğlu, yaratılışına konulan bu ebedîyet arzusuyladır ki,  bu fani dünya hayatında bile eline geçen bir nimetin, bir zevkin, bir makam yahut servetin sürekli olmasını arzu eder.

Kalbin ayine-i Samed olmasına gelince, bu mana şu  ayet-i kerime ile sabittir.

“İyi bilin ki, kalpler ancak Allah’ın zikri ile mutmain olur (huzur bulur).” (Ra’d, 13/28)

Bilindiği gibi, Samed ismi “Her şey O’na muhtaç, O ise hiçbir şeye muhtaç değil.” demektir. Buna göre bütün ihtiyaç sahipleri bu ihtiyaçlarının görülmesiyle Samed ismine ayna olurlar.

Burada ayinedarlığın insan kalbine tahsisi, bu ismin insan kalbinde kemaliyle tecelli etmesi cihetiyledir. Bir mantık kaidesi vardır: Bir şey mutlak zikredilirse kemaline masruftur. Yani, bir şeyi bir kayıt koymaksızın zikrettiğimizde ona en mükemmel manada sahip olan şeyi, yahut kişiyi  kasd etmiş oluruz.

Göz ışıkla, mide rızıkla  tatmin olduğu gibi kalb de ancak Allah’a iman ile, marifet ile ve O’nu  anmakla tatmin olmaktadır.

Bir çiçekte de Samed ismi tecelli eder, bir hayvanda da, bir insanda da. Çiçek sadece toprağa, suya, güneşe, bahara muhtaç olmakla Samediyete ayna olurken, bir hayvan bütün bunların yanında görmeye, işitmeye, yürümeye de muhtaç olmakla Samed ismine daha mükemmel bir ayna olur. İnsan kalbi ise mahlukatla tatmin olmaz, onların yaratıcısına iman ve marifetle tatmin olur. Bu yönüyle Samediyete en geniş ve en mükemmel ayna insan kalbidir.