"Vücub-u vücud, ulûhiyetin lâzım-ı zarurîsi ve Zât-ı Zülcelale karşı bir ünvan-ı mülahaza olduğundan..." Vücud sıfatı ile ulûhiyetin ve zâtın irtibatı hangi boyuttadır ve selbî bir sıfat Zât’ı temsil edebilir mi?


'Zât-ı Vâcibü’l-Vücud' kaydı ise, vücub-u vücud, ulûhiyetin lâzım-ı zarurîsi ve Zât-ı Zülcelâle karşı bir ünvan-ı mülâhaza olduğundan, lâfzullah sair esmâ ve sıfâta câmiiyeti ve İsm-i Âzam olduğu itibarıyla, delâlet-i iltizamiye ile delâlet ettiği gibi, 'Vâcibü’l-Vücud' ünvanına dahi o delâlet-i iltizamiye ile delâlet ediyor."(1)

Zâtî sıfatlar, Allah’ın tenzihî ve selbî sıfatlarına denir.

Bunlar Vücûd, Kıdem, Beka, Muhâlefetünli’l-havâdis, Kıyâm bi-nefsihî, Vahdâniyettir. Bu sıfatlar Allah hakkında câiz olmayan mâna ve halleri bertaraf eden vasıflardır. Bu tenzihî sıfatlar iş ve icraat yapmazlar, onun için Allah’ın Zât-ı Akdesinin aynı kabul edilmişlerdir. Yani bu sıfatlar Allah’ın Zât’ının aynısıdır, başka bir mâna ve gayrılık ifâde etmezler.

Mesela; vücûd sıfatı Allah’ın Zât’ının varlığını ifâde eden bir sıfattır. Zıt mâna olan ademi, yani yokluğu bertaraf eder. 

Vacibü’l-Vücud; Cenab-ı Hakk’ın varlığı zâtındandır, ezelîdir, ebedîdir, olması vacip, olmaması muhaldir. Bütün mahlûkat gibi bizim vücudumuz ise, “mümkin-ül vücuttur” yani, olup olmaması müsavidir.

Kıdem, Cenab-ı Hakkın varlığının başlangıcının olmamasını, Bekâ ise, sonunun olmamasını ifâde eder. Bu sıfatlar mevcut ve fâil değillerdir, bir kudret, bir irâde gibi tasarrufları yoktur.

Vücud sıfatının başına getirilen vacib sıfatı işin şeklini biraz daha genişletiyor. Yani Vâcibü’l-Vücud, Allah’ın varlığını zihinlere ilka eder. Vücud ve vacib ifadeleri insanı tecsim ve teşbih illetinden kurtaran mükemmel bir mülahaza ve tefekkür vesilesi ve unvanıdır.

Şayet Allah’ın mutlak meçhul olan Zât-ı Akdesini temsil ve mülahaza ettirecek bu tarz mefhumlar olmasa idi, insan inkâra düşebilirdi. Paganizm bu unvan-ı mülahazanın ifrat halidir, diyebiliriz.

(1) bk. Mektubat, Yirmi Dokuzuncu Mektup.