Birinci Söz'deki ve benzer temsilleri okurken; eğer biz baştan her şeyin Allah'ın kudretiyle olduğunu kabul etmişsek, temsil doğru olmaz. Çünkü temsildeki reis de hakikatte etkisizken, etkili olduğu öngörülüyor. Dolayısıyla yanlış hüküm çıkmaz mı?


Evvela, temsil ve teşbihin anlatımdaki en büyük gayesi, mücerred olan manayı müşahhas hale getirmek, derin olan manayı yüzeye çıkarmak, dağınık hakikatleri bir noktada toplamak, uzaktaki bir manayı yakınlaştırmak içindir.

 Zira insanların büyük bir kısmının zihin ve idrak dünyası, gayet müşahhas, sathî ve manaları idrak etmekten uzaktır. Bu sebeple hatibin derin, mücerred, uzak ve dağınık hakikatleri temsil ve teşbih yardımı ile  toplanmış ve yakınlaştırılmış bir şekle getirmesi bir ihtiyaçtır. İşte Kur’an’ın ve onu taklid eden Risale-i Nurların çokça temsil ve hikaye metoduna baş vurması, bu sebepledir.

Nasıl ki maddî âlemde, uzaktaki bir cismi çıplak gözle göremediğimiz için, dürbün kullanırız, Aynı şekilde, manalar ve maneviyat âlemindeki ince, derin, uzak, dağınık ve mücerred manaları anlamak ve görebilmek için, temsil, hikâye, hayalî seyahat gibi izah usûllerini kullanmak gerekiyor. İşte Kur’an ve onun mühim talebesi olan Bediüzzaman Hazretlerinin eserlerinde, temsil ve hikâyeleri bolca ve kesretle kullanmaları bu ince sırdan ileri geliyor. Bu teşbih ve temsil yolu ile hakikatlere uzaktan uzağa baktırıyor.

Yalnız, getirilen temsil ve teşbihlerin her manasını ve her köşesini hakikate tatbik etmek doğru olmaz. Teşbih ve temsil, bir mevzuu anlamak için sadece bir vasıtadır. Bu yüzden temsilin içinde geçen bir tabirin fizikî yapısını incelemek, temsilden maksud olan manadan uzaklaştırır. 

Mesela “Aslan gibi adam.” dediğimiz zaman, maksat ve gaye kişinin kuvvetli ve cesur olduğudur. Aslan ifadesinin içinde bulunan hayvanlık ve yırtıcılık telmihen ve işareten bulunabilir ve bu, konuşanı mes’ul kılmaz. Bu gibi teşbihlerde teşbihi getiren zat ilk manayı değil, teşbihin arkasında kasdedilen ikinci manayı murat etmektedir. Teşbihin çağrıştırdığı manalardan dolayı teşbihi getiren kimse mesul tutulamaz.

Temsildeki reisin işaret ettiği Zat ise, Cenab-ı Haktır. Temsildeki adamın beşeri özellikleri ile temsildeki görevini birbirine karıştırmak hem caiz olmaz hem de yukarıda ifade ettiğimiz gibi, teşbih ve temsilin ruhuna uygun düşmez.