"Sâni’ine fıtraten perestiş eden hayatı ve hayatın zâtı ve cevheri olan ruhu..." Hayat ve Ruhu tarif eder misiniz; ikisi bir mi, ayrı mı?


"Ruh, zîhayat, zîşuur, nuranî vücud-u haricî giydirilmiş, câmi, hakikattar, külliyet kesb etmeye müstaid bir kanun-u emrîdir."(1)

Üstad Hazretlerinin yukarıda takdim ettiğimiz beyanından da anlaşılacağı üzere, esas olan ruhtur; hayat ruhun bir hassesi ve sıfatıdır. Üstad'ın ruhu tarif ederken sıraladığı zîhayat, zîşuur gibi tabirler, ruhun birer vasfıdırlar. Yoksa ruhtan farklı ve başka şeyler değildirler. Aynı şekilde kalb, sır, latife, vicdan gibi hissiyatlar da ruhun vasıflarıdır. 

Ruh; emir âleminden gelen bir kanundur. Faraza emir âleminden olan yerçekimi kanununa Allah kudreti ile bir ceset giydirse, inayeti ile de bir şuur ve hayat verse idi, o da bir ruh olurdu.

"Ruh, bir kanun-u zîvücud-u haricîdir, bir namus-u zîşuurdur. Sabit ve daim fıtrî kanunlar gibi, ruh dahi âlem-i emirden, sıfat-ı iradeden gelmiş, kudret ona vücud-u hissî giydirmiştir, bir seyyâle-i lâtifeyi o cevhere sadef etmiştir. Mevcut ruh, mâkul kanunun kardeşidir. İkisi hem daimî, hem âlem-i emirden gelmişlerdir. Şayet nevilerdeki kanunlara kudret-i ezeliye bir vücud-u haricî giydirseydi, ruh olurdu. Eğer ruh, şuuru başından indirse, yine lâyemut bir kanun olurdu..." (2)

Âlem-i Emir: Cenab-ı Hakk'ın irade sıfatının tecelli ettiği ve hâkim olduğu âlemdir. Bu âlem bir cihetle Allah’ın irade sıfatının bir arşı hükmündedir. Bu âlemde bütün kâinatta olup bitecek işlerin ve fiillerin emir ve talimatı yazılıdır. Şu görünen şehadet âleminin arkasında emir âlemi vardır.

Yerçekimi kanunu emir âleminden, toprak ise halk âlemindendir. Güneş halk âleminden, cazibesi ise emir âlemindendir. Beden halk âleminden, ruh ise emir âlemindendir. Kâinattaki bütün kanunlar emrini irade sıfatının hükümran olduğu bu âlemden alıyor. Âlem-i emrin her bir tecellisinin ve cilvesinin tek tek adına kanun denir.

“Bir seyyâle-i lâtifeyi o cevhere sadef etmiştir.” Burada ise, insan öldüğünde yani ruh bedenden ayrıldığında, ruhun bütünüyle çıplak kalmaması için, onun letafetine münasip nuranî ve şeffaf bir kılıf giydirileceğine işaret ediliyor. Bu kılıf, insanın şahsî hüviyetini ifade eden bir surette olacaktır.

Üstad Hazretleri ruhumuzun, kendine mahsus elbisesini giyerek bedenimizden çıkacağını şöyle ifade etmektedir:

"Belki, cesed ruhun hânesi ve yuvasıdır, libası değil. Belki ruhun libası, bir derece sabit ve letâfetçe ruha münâsip bir gılâf-ı latîfi ve bir beden-i misâlîsi vardır. Öyle ise mevt hengâmında bütün bütün çıplak olmaz, yuvasından çıkar, beden-i misâlîsini giyer." (3)

Dünya hayatında ruh ve beden beraberdir. Hayat ise ruhun değişmeyen esas bir sıfatıdır.

Dipnotlar

(1) Sözler, Yirmi Dokuzuncu Söz, ikinci Maksad.
(2) Mektubat, Hakikat Çekirdekleri
(3) Sözler, 29. Söz