"Değil yalnız denizlerin âkilü’l-lâhm tanzifatçıları ve karaların kartalları, belki kurtlar ve karıncalar gibi, cenazeleri toplayan sıhhiye memurları dahi dinliyorlar..." Kartallar genelde leş yemiyor, canlıları yiyor; bilgi verir misiniz?


"Demek bu saray-ı âlem ve bu fabrika-i kâinat, ism-i Kuddûs'ün bir cilve-i âzamına mazhardır ki, o tanzif-i kudsîden gelen emirleri, değil yalnız denizlerin âkilü'l-lâhm tanzifatçıları ve karaların kartalları, belki kurtlar ve karıncalar gibi, cenazeleri toplayan sıhhiye memurları dahi dinliyorlar."

"Belki o kudsî evâmir-i tanzifiyeyi, bedende cereyan eden kandaki küreyvât-ı hamrâ ve beyzâ dahi dinleyip bedenin hüceyrâtında tanzifat yaptıkları gibi, nefes dahi o kanı tasfiye eder, temizler."(1)

Yırtıcı hayvanlar ekseri olarak zayıf ve hastalıklı hayvanları avlarlar. Hatta bu ekolojik ve sıhhat bakımından bir denge unsurudur. Zayıf ve hasta hayvanlar türlerini tehdit eden bir zayıf halka gibidir. Yırtıcılar bu hayvanları avlamakla bir bakıma o türün gelişim ve sağlına hizmet etmiş oluyorlar. Bu cihetle bütün yırtıcılar leş yiyici sayılırlar. Malum zayıf ve hasta hayvanlar yüksek potansiyelli leş sayılırlar. Üstad'ın ifadelerini bu şekilde tevil edebiliriz. 

Bir başka husus, yırtıcılar zorda kaldığı zaman leş de yerler. Hatta arsalanların aşırı aç kalmaları durumunda ot yedikleri de vakidir. Hayvan belgesellerinde bunu görmek mümkündür.

Hem Risale-i Nur'un bu tarz ifadelerini bilimsel hassasiyet ile tartmamak gerekiyor; zira Risale-i Nur fen kitabı değildir. Kainata tebei bir nazar ile bakıyor. Yani kainata istidlal için bakıyor, birincil bir nazar ile bakmıyor. Risale-i Nur'un birincil nazarı tevhittir.

(1) bk. Lem'alar, Otuzuncu Lem'a.